Gulf Pulse

Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki nihai hedefi ne?

By
p
Article Summary
İran’ı cezalandırmaya çalışan Suudi Arabistan gözünü Hizbullah ve Lübnan’a dikiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Lübnan’da riskli bir oyuna kalkışan Suudi Arabistan Hizbullah’la İran’ı cezalandırmak ve zayıflatmak istiyor. Suudilerin kafasında ulaşılabilir, net bir hedef olup olmadığı ise belli değil.

Tahran’daki Suudi Büyükelçiliği ocak başında saldırıya uğradığında Lübnan Arap Birliği’nin İran’a yönelik ortak kınamasına katılmamıştı. Tepki olarak Riyad, Lübnan ordusuna Fransa’dan silah alımını öngören 3 milyar dolarlık programı süresiz olarak askıya aldı, ayrıca Lübnan iç güvenlik teşkilatına 1 milyar dolarlık destek projesini iptal etti. Riyad bunun ardından Lübnan’a turistik ve diğer ziyaretlere karşı bir seyahat uyarısı yayımladı. Ayrıca Hizbullah bağlantılı bazı şirketleri kara listeye aldı.

Suudilerin Körfez’deki müttefikleri de hemen Riyad’ın peşinden giderek seyahat yasakları yayımladı. Suudi ve BAE sermayeli bankaların Beyrut’tan ayrıldığı söyleniyor. Bir sonraki adım olarak Suudi Arabistan ve müttefikleri ülkelerinde çalışan Lübnanlıları geri göndermeye başlayabilir. Körfez’de yarım milyon Lübnan vatandaşının çalıştığı düşünülürse böyle bir adım Lübnan ekonomisine ağır bir darbe indirir.

Lübnan’daki Suudi-İran rekabeti uzun yıllardır devam ediyor. Son gerilim geçtiğimiz yaz aylarında Tahran’dan gelen Ahmed İbrahim El Muğassil’in Suudi istihbaratı tarafından Beyrut havaalanında yakalanmasıyla başladı. Çeyrek yüzyıldır İran istihbaratıyla çalışan Suudi Arabistanlı bir Şii olan Muğassil, 1996’da Suudi Arabistan’ın Hobar kentindeki ABD üssüne düzenlenen saldırının planlayıcısıydı. Saldırıda 19 Amerikalı hayatını kaybetmişti. Muğassil’in Lübnan’da yakalanarak götürülmesi, Hizbullah ve İran’ı küçük düşüren bir hamleydi. Muğassil’in Suudi Arabistan’daki sorgusu da muhtemelen Hizbullah ve İran’ın Körfez ülkelerindeki gizli yapılanmasına darbe indirdi.

Rusya ve İran’ın sonbahardaki Suriye müdahalesi de Hizbullah’a yönelik Suudi öfkesini artırdı. Zira Suriye lideri Beşar Esad’a karşı savaşan Sünni muhalifleri hedef alan saldırılarda kara unsurlarının pek çoğu Hizbullah tarafından sağlanıyor. Riyad’ın Suriye’deki amacı İran’ın elini oradan çıkarmak ve bu elin merkezinde Hizbullah var. Dolayısıyla Suriye’de yaşanan gelişmeler Suudi Arabistan’ın Beyrut’tan duyduğu hüsranı sonbahardan itibaren durmadan artırdı.

Suudilerin kimi tepkileri zarar vermekten çok simgesel nitelikte. Örneğin Lübnan ordusu sözü verilen Fransız silahlarını zaten etkili bir şekilde devreye sokmaya hazır değildi. Dolayısıyla anlaşmanın askıya alınması Lübnan’dan çok Fransız silah endüstrisine zarar verebilir. Ancak turist akışının durdurulması, çalışanların gönderdiği paraların kesilmesi, kırılgan Lübnan ekonomisini zedeleyecek ciddi adımlardır.

Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki müttefiki olan 14 Mart Hareketi, Riyad’dan yardımları durdurma kararını gözden geçirmesini istedi ve hükümetin İran’ı kınamaması nedeniyle özür diledi. Hizbullah’ın hâkim olduğu 8 Mart grubu ise İran’ın tarafını tuttu ve bölgesel denklemde İran’a yaklaşılmasını savundu. Kaldı ki Suudilerin dostları bile Hizbullah’ın Lübnan’da doğrudan hedef alınamayacak kadar güçlü olduğu konusunda uyarıyor.

Kral Selman Bin Abdül Aziz El Suud’un geçen sene tahta çıkışıyla birlikte Suudi Arabistan’ın ulusal güvenlik politikası selefi Kral Abdullah’ın dönemine göre çok daha saldırgan ve riske açık bir hâl aldı. Yine İran yanlısı milisleri zayıflatma ve küçük düşürme amacını taşıyan Yemen savaşı, Riyad’ın bu yeni, iddialı yaklaşımının en güzel örneği. Yemen savaşı aynı zamanda bir savaşı başlatmanın kolay ama bitirmenin zor olduğu savının mükemmel bir örneği.

Yemen’deki Husi isyancılarla eskiye dayanan bağları olan Hizbullah Husi güçlerine danışmanlar gönderdi. Ancak Husiler İran’ın kuklası değildir ve Hizbullah’a göre Tahran’dan çok daha bağımsızdır. Hizbullah ise şimdi Lübnan hükümetinden Suudilerin neden olduğu açığı kapatmak üzere İran’dan yardım kabul etmesini istiyor.

İran’ı Lübnan’dan çıkarmak, Suudi diplomasisinin boyunu aşan bir iş. İsrail’in birden fazla deneyiminden görüldüğü üzere aynı şey Hizbullah’ın yenilgiye uğratılması için de geçerli. Öte yandan Lübnan kırılgan bir siyasi yapıdır. 1980’lerdeki Lübnan iç savaşı, radikal mezhepsel şiddetin muazzam çapta dış müdahaleye neden olması bakımından bugünkü Suriye’nin rol modeliydi. 1976’dan 1990’a kadar çeyrek milyon Lübnanlı hayatını kaybetti.

Suudi Arabistan’ın İran ve Hizbullah’a yaptıkları terör eylemleri nedeniyle, Suudi elçiliğiyle diplomatların korunmaması nedeniyle bedel ödetmek istemesi haklı. İran, küresel düzenin temel direği olan diplomatik dokunulmazlığa saygı gösterdiğini henüz kanıtlamış değil. Ancak Riyad kafasında gerçekçi bir hedefle hareket etmeli. Orta Doğu’nun bir devletin daha çöküşüne ihtiyacı yok.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: saudi war on yemen, saudi-iranian rivalry, salman bin abdul-aziz al saud, riyadh, hezbollah in lebanon, hezbollah, gulf states, beirut

Bruce Riedel, Brookings Enstitüsü'nde İstihbarat Projesi'nin direktörüdür. Son kitabı, "Avoiding Armageddon: America, India and Pakistan to the Brink and Back" başlığıyla yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept