Gulf Pulse

Suudi Arabistan Yemen savaşına ne kadar dayanabilir?

By
p
Article Summary
Yemen’deki savaş, ekonominin ancak savaşın bitimiyle canlanacağı Yemen için de ekonomik gerilemenin siyasi sistemi tehdit ettiği Suudi Arabistan için de tehlikeli ölçüde maliyetli olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

1990-1991 Birinci Körfez Savaşı’nda Yemen Irak lideri Saddam Hüseyin’e karşı kurulan uluslararası koalisyona destek vermeyince Suudi Arabistan ve Kuveyt’te çalışan 800 binden fazla Yemenli işçi ülkelerine gönderildi. Suudi Arabistan ayrıca Yemen’e tüm ekonomik yardımları askıya aldı ve bu yardımlar ancak 10 yıl sonra 2000 yılında tekrar başladı. Yemen’in tavrını Saddam’ın Kuveyt’i işgaline destek olarak algılayan Suudi Arabistan’ın Yemen’le ekonomik iş birliğini asgariye indirmesi iki taraf arasında yıllardır süren siyasi husumetleri yansıtıyordu. Bu durum bugün de devam ediyor.

Birinci Körfez Savaşı’ndan 25 sene sonra, 26 Mart 2015’te Suudi Arabistan Yemen’e karşı savaş başlattı. 1991’de yüz binlerce Yemenli işçinin ülkelerine gönderilmesi nasıl birçok siyasi ve ekonomik sonuç doğurduysa bu savaşın da Yemen ekonomisine etkileri yıkıcı oluyor.

Saddam’ın Kuveyt’i işgalinden üç ay önce iki Yemen devleti – kuzeydeki Yemen Arap Cumhuriyeti ve güneydeki Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti – birleşmiş ve ortaya Yemen Cumhuriyeti çıkmıştı. İki eski devletin birçok yapısal sorunu ve devasa borçları yeni kurulan ülkeye miras kaldı. Yemen hazinesinin sırtına güneydeki memurların maaşları, başkentin Sana’ya taşınması, devasa borcun faiz ödemeleri gibi birleşmeden kaynaklı yükler bindi. Başka birçok ekonomik zorluğun üstüne Yemen, geri gelen 800 bin işçinin şoku ve bunların istihdam piyasasında yarattığı baskıyla karşı karşıya kaldı.

İşçilerin dönüşüyle bu insanların ülkelerine her ay gönderdiği 350 milyon dolar da kesildi ve böylece birçok ailenin gelir kaynağı ortadan kalktı. Toplam nüfusun üçte ikisinin yaşadığı Kuzey Yemen’in 1980’lerde ulaştığı ekonomik refah, yüzde 6-8 arasında seyreden işsizlik oranı, çift haneli büyüme rakamları bir anda sona erdi.

İşçilerin toplu dönüşüyle artan ekonomik baskılar siyasi sorunların çözümüne imkân tanımadı. 1994’ün yazında ekonomik sıkıntıların yansıması olarak da yorumlanabilecek iç savaş patlak verdi.

İki Yemen devleti petrol kaynaklarını halkın yararına kullanma vaadiyle birleşmişti. Ancak ekonomik durum kötüye gidince yeni yönetimde siyaseten dışlanan güneydeki lider kadrosu ayrılmaktan bahsetmeye başladı. Buna karşı çıkan birleşik Yemen’in ilk cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih temmuz 1994’te zafere ulaşınca güneyin liderleri ülkeden kaçtı.

Yemen hükümeti, 1995’e kadar Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) desteğiyle makroekonomik ve yapısal reform programı uyguladı, kamu personeli ve savunma harcamalarını azalttı, sübvansiyonları kesti. Yemen ekonomisinde toparlanma ve istikrar işaretleri görülmeye başlanmıştı.

İç savaşı izleyen 20 sene boyunca Yemen petrol gelirlerine bağımlı hâle geldi ve oynak petrol fiyatlarıyla baş edemez oldu. Dünya Bankası verilerine göre 1991’de yüzde 13 seviyesinde olan işsizlik 2011’de yüzde 17’ye ulaştı. Dünya Bankası, IMF ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü verilerinin de gösterdiği gibi enflasyon çift hanelere çıktı, hükümetin kalkınma yardımlarına bağımlılığı arttı.

Suudi Arabistan’a gelince Suudi ekonomisi son 20 yılda dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olma yolunda ilerliyordu ancak uluslararası mali kuruluşlara göre Suudi Arabistan da dâhil petrol ihraç eden Körfez ülkeleri ekonomik eksikliklerini gidermek için yapısal reformlar yapmalıydı.

IMF Orta Doğu ve Orta Asya Direktörü Mesud Ahmed 2012’de Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin “mali sürdürebilirlik sorunu” yaşayacağını yazıyordu. IMF 2012 tarihli bölgesel ekonomik görünüm raporunda petrol fiyatlarının düşmesi riskine karşı “yoksulları koruyarak mevcut harcamaların kısılmasını” tavsiye etti. KİK ülkeleri için mali hesapları dengede tutmak zorlaşıyordu ve mali zafiyetler artıyordu. IMF ayrıca mal ve iş gücü piyasasında reform yapılmasını, artan harcamalara karşın azalan ya da sabit kalan petrol gelirleri nedeniyle oluşacak bütçe açıklarına önlem alınmasını istiyordu.

Ancak özellikle Arap Baharı’nın ardından Suudi Arabistan gibi bir monarşinin harcamaları kısacak politikalar uygulaması olası değildi. Arap Baharı’yla birlikte vergi ödeyen Suudi vatandaşları, vergi ödemeyen Bahreynliler, kapı komşusu Yemenliler sokaklara dökülmüş, günlük hayatlarını belirleyen politikalarda söz sahibi olmak istiyordu. Halkın daha fazla siyasi hak talep etme riski artıyordu ve bu ortamda harcamaların kısılması Suudi krallığı için doğru bir strateji olamazdı.

Halkın ekonomik ve siyasi durumdan hoşnutsuzluğu karşısında krallık bonkör mali politikalarını sürdürdü, vatandaşa tahsis edilen ödenekleri arttırdı. Ancak petrol gelirleri azalınca 2014’teki bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılaya oranı yüzde 3,4’e ulaştı. 2015’te de aynı şeyin yaşanacağı belliydi. Zira harcamalar konusunda herhangi bir adım atılmamıştı. Monarşi siyasi reform talepleri de peşinden gelecek korkusuyla ekonomik reform yapmaya isteksizdi.

Petrol ihraç eden monarşiler ile halkları arasında yapılan sessiz anlaşmada maddi refahın bedeli siyasi özgürlüktür. Bu “kazan-kazan” formülünde yurttaşlar petrolden gelen dolarlar sayesinde müreffeh bir hayat yaşıyor, monarşiler ise muhalefetten azade saltanat sürüyor.

2014’ün sonlarına gelindiğinde Suudi krallığının kadim bir düşmanı olan Husiler Yemen’de başkenti ele geçirdi ve iki ülke arasındaki siyasi husumet yeniden alevlendi. Suudi Arabistan 2009’da Yemen’le olan güney sınırında bir Suudi devriyesine saldıran Husi isyancılara karşı askeri operasyon yapmıştı.

Mart 2015’te Suudi Arabistan Yemen’e yönelik askeri müdahale başlattı. Bir savaş yürütmek, hele de bu savaşın sonu ufukta görünmüyorsa büyük maliyetler demek. Böylelikle Suudi Arabistan’ın 2015’teki bütçe açığı Körfez Savaşı sonrasında rekor seviyeye çıkarak 100 milyar dolara, yani gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 15’ine ulaştı. 2016’daki bütçe açığı da yüzde 13,5 olarak öngörüldü ki bu rakam da resmi bütçe hedefi bazında bir rekordur.

Dolayısıyla bir kez daha iki komşu ülke arasındaki siyasi ihtilafın ekonomilere sıçradığını görüyoruz. Savaştan çok önce bozulan Yemen ekonomisi bugün adeta durma noktasında. Suudi Arabistan’ın Yemen’e uyguladığı kuşatma gıda ve tıbbi malzeme gibi kritik ürünlerin ithalatını vurdu. Öte yandan Husilerin petrol sübvansiyonları toptan kaldırma kararı da yakıt fiyatlarını artırdı. Böylece Suudi hava harekâtıyla zaten yükselen gıda ve su gibi temel kalemlerin fiyatları iyice fırladı.

Suudi Arabistan ise şimdi bazı ekonomik reformlar yapıyor. Gaz ve mazota zam yapılması, yakıt sübvansiyonunun yarı yarıya azaltılması, katma değer vergisinin tüm KİK ülkelerinde devreye sokulmak istenmesi dokuz aydır süren ve belki çok daha uzun sürecek savaşın baskısını hafifletebilir. Çoktandır yapılması gereken bu yapısal reformların şimdi devreye sokulması oldukça manidar.

Ne var ki ekonomik krize çare olarak uygulanan dönüşümde mali genişlemeyi vergi ve harç toplayarak karşılıyorsanız bunun siyasi bir bedeli oluyor: vergi ödeyen vatandaşın siyasi süreçlere katılımı. Görünen o ki Suudi krallığı artık bu bedeli ödemeye razı. Suudi kadınlar aralıkta ülke tarihinde ilk kez oy kullandı, bununla da kalmayıp belediye meclislerinde üyelikler kazandı.

Yemen ise Suudi Arabistan’dan dönen yüz binlerce işçinin şokunu aradan 20 yıl geçmesine rağmen atlatamadı ve ekonomik sıkıntıların öfkesiyle körüklenen bir ayaklanmaya maruz kaldı.

2015’in şokunu atlatmaya çalışan Suudi ekonomisi, ekonomik ve siyasi reformlar yapılsa bile bu denli büyük bir bütçe açığıyla yoluna devam edemez. Kaldı ki sağlam bir ekonomik politikanın olmadığı ama siyasi özgürlüklerin arttığı bir ortamda insanlar sadece üst sınıfların işine gelen ekonomik uygulamaları daha çok sorgulayacak. Yetkililer daha çok hesap vermek durumunda olacak ve yurttaşların resmi politikaları eleştirme imkânı artacak.

Yemen savaşı Suudilere şunu gösterdi ki harcamalar sadece petrol geliriyle karşılanamaz. Gelir toplama mekanizmaları devreye sokulurken, zenginle fakir arasındaki uçurumun asgariye indirilmesi için halka sermaye aktarım mekanizmaları da yeniden düzenlenmeli. Zira daha sıkı gelir toplama politikalarından en çok yoksulların etkilendiği bilinen bir gerçek. Aksi hâlde Suudilerin Yemen savaşı, uzun vadede mutlaka siyasi sisteme sıçrayacak olan bir ekonomik bozulmanın başlangıcı olacak.

Yemen ise halkına daha iyi bir gelecek sağlamak için tükenmiş ekonomisini baştan aşağı yeniden yapılandırmak durumunda değil. Ancak herhangi bir yenilenme çalışmasından önce savaşın bitmesi lazım. Yemen’in ekonomik katılımı, iki ülke arasında daha huzurlu bir ilişkinin tesisinde belirleyici olacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: yemeni unification, yemeni government, yemeni economy, yemeni civil war, saudi war on yemen, saudi arabia foreign policy, houthis

Berlin’de yaşayan Amal Nasser iktisat okumuştur ve Sana Stratejik Çalışmalar Merkezi bünyesinde ekonomist olarak çalışmaktadır.

 
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept