Ramadi’deki zafer yanılsaması

Article Summary
Irak ordusu uzun zamandır geri alınması beklenen Ramadi’nin kontrolünü kesin olarak ele geçirmiş değil. Kaldı ki bu zafer İslam Devleti’ni yenilgiye uğratmak için yeterli olmaz. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Irak ordusunun Ramadi’de aceleyle zaferini ilan edip kendi kendini kutlaması ve bu havayı aksettirerek İslam Devleti (İD) için hezimetin yolda olduğunu öngören uluslararası koro eşit ölçüde yanıltıcı. Tıpkı ABD’nin Irak’ta “istikrar ve demokrasinin tesis edildiğini” ve bu ülkeden çekileceğini tam üç kez ilan etmesi gibi. Bu temelsiz açıklamaları kasım 2008, şubat 2009 ve ağustos 2010’da yapan ABD, haziran 2014’te Irak’a yeni birliklerle dönmek durumunda kalmış, bir yıl sonra da asker sayısını artırmıştı. ABD’nin eğittiği Irak ordusu da aylar öncesinde İD’i Ramadi’nin bazı bölgelerinden temizlediğini, taarruzda olduğunu ve şehri ele geçirmek üzere olduğunu duyurmuştu.

Son zafer söyleminin alışılagelen siyasi basiretsizliğin yanı sıra çarpıcı bir yönü daha var. Bu söylem Irak makamları ile bölgesel ve uluslararası müttefiklerinin İD’e karşı her ne şekilde olursa olsun bir zafer görüntüsü verme sabırsızlığını açığa çıkarıyor ve bu sabırsızlığın bedeli ileri görüşlü stratejiler, gerçekçi değerlendirmeler ve geçmişten alınan dersler oluyor. Bu da başlı başına İD’e karşı uzun vadede verilecek kararlı bir mücadelede gerçekçi ve yenilikçi çabalara ne denli ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.

Askeri hamaset daima operasyonel sonuç alınamamasını perdeler ve son Anbar vakası da bu bakımdan istisna değil. Ramadi’deki hamlenin kesin netice olarak görülmesini olanaksız kılan en az üç neden var. Birincisi Irak ordusunun kent merkezindeki mahallelere ilerleyebilmesi mayıs 2015’ten bu yana tam yedi ay sürdü. ABD hava kuvvetlerinden destek alan Bağdat, İD militanlarını buralardan çıkarma çabalarında geçen yazdan beri defalarca başarısız oldu. Havada ve iddialara göre karada da ABD’den operasyonel destek alan, kıdemli İranlı komutanlar ve ABD’nin silahlandırdığı aşiret mensuplarıyla birlikte hareket eden, ön saflarında hırslı mezhepçi milislerin bulunduğu, son model silahlar kullanan bir devlet ordusu neredeyse bir yıldır Bağdat’ın 100 kilometre uzağında orta büyüklükteki bir kenti almak için gelişigüzel savaşıyor. Kaldı ki asıl ödülü Musul’u ele geçirerek kapmış olan devlet dışı silahlı bir örgütün sonradan yaptığı bir hamleyle aldığı bu kent en baştan beri kaybedilmemeliydi.

İkincisi Ramadi’nin “kurtuluşu” açıklandığından bu yana İD şehir içi gerilla taktiklerini yoğunlaştırdı ve seçkin Irak birliklerine ölümcül zayiat verdirdi. Sahadaki aşiret mensuplarına göre şehrin üçte biri hâlen örgütün elinde. Bazı mahallelerde ordunun birkaç yüz metre ötesinde İD bayraklarının dalgalandığı bildiriliyor.

Bu harap olmuş şehirde en iyi ihtimalle bölgesel ilerle-çekil döngüsü içinde uzatmalı bir kısasa kısas mücadelesi yaşanacak. Bunun örneği başta Felluce olmak üzere başka yerlerde de yaşandı. Gerçek şu ki Irak ordusuyla ABD güçlerinin Ramadi’de ödediği bedel daha şimdiden fazlasıyla yüksek. Son aylarda uygulanan stratejiye aşinalık kazanan İD bulunduğu noktalarda hemen intihar saldırısı moduna geçti ve “düşmanı sündürmek” için savaşçılarını geri çekerek karşı saldırı beklentisi yarattı. Iraklı yetkililer ise İD’in 2016’da yenilgiye uğratılacağını ve sırada Musul’un olduğunu söyleyerek şimdiden aşırı bir özgüven sergiliyor.

Son ve en önemli nokta olarak Ramadi’nin İD için çok da önemli olmadığı söylenebilir. Örgüte Irak’ta darbe vurulması ancak Musul şehrinin yeniden merkezi hükümetin denetimine geçmesiyle olur. O güne kadarki tüm çatışmalar tali çatışma niteliğinde olacak.

İD ise tutarlı ve akılcı bir şekilde her muharebeyi, her eylemi geleceği için en kritik mücadeleymiş gibi sunuyor. Örgüt Kobani ve Sincar gibi asgari önem taşıyan bölgelerde bile nihai sonuç belirleniyormuş gibi hareket etti. Nitekim gayretin sürekli azami seviyede tutulması Irak’ta da Suriye’de de sonuç veriyor. Hemen her gün yayımlanan videolardan görüldüğü üzere ön cephedeki İD birlikleri her santim toprak için mücadele ediyor. Irak askerleri ise haziran 2014’te Musul’da, mayıs 2015’te de Ramadi’de olduğu gibi pek çok zaman çarpışmalardan kaçıyor. Suriyeli askerler de aynı şekilde şehir içi veya çöllük bölgelerdeki mevzilerini terk ediyor. İD’in aksiyon kamera ve kameralı maket uçaklardan elde ettiği görüntülerden derlediği ve 30 Aralık’ta yayımladığı 20 dakikalık video örgüt savaşçılarının Ramadi’de Irak birliklerine taarruz ettiğini gösteriyor.

Son tahlilde Ramadi tartışmalarının eksik unsuru, İD’in performans ve genel görünüm bakımından ne yaptığını ve karşı tarafın buna yanıt olarak neler ortaya koyduğunu gösteren büyük resim. Burada da üç kilit olgusal boyut öne çıkıyor. Irak ordusu son yıllarda hep bölünmüş bir yapı oldu, zemin korumayı ve istikrarlı bir idari güç olmayı başaramadı. İD ise iki ayaklı Doğu Akdeniz harekâtını başlattığı 2014’ün başından bu yana hep önde oldu ve çok büyük bir mağlubiyete uğramadı. Buna aralık 2015’teki Ramadi mücadelesi de dahil. Zira ikincil önem taşıyan kentlerdeki çatışmalar -- dün Kobani, bugün Ramadi, yarın Felluce – dengeyi değiştirecek mücadeleler olarak sunulurken Irak’ın ikinci büyük şehri Musul haziran 2014’ten bu yana İD’in elinde. Keza Suriye’nin en büyük kentlerinden Rakka da öyle.

İkinci Ramadi savaşı olsa olsa yeni nesil, melez savaşların yeni bir örneği olur. Bu savaşlarda yıpratma yöntemleri, kuşatma, insansız hava araçları, hava desteği, dezenformasyon, piyade birlikleri, bombalı araç saldırıları ve terörle mücadele taktikleri iç içe geçiyor ve değişken durumlar karşısında geçici ilerlemeler sağlanıyor. Irak ve Afganistan örnekleri bu melez ve akışkan oyunun sürekli mutasyon geçiren oyuncular tarafından en iyi oynandığını gösteriyor. Günümüzün ikinci nesil, ulus aşırı silahlı grupları da tam da bu oyunculara dönüşüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: us withdrawal of iraq, us invasion of iraq, us influence, ramadi, mosul, iraqi military, iraq crises, is

Mohammad-Mahmoud Ould Mohamedou is the deputy director and academic dean of the Geneva Centre for Security Policy and an adjunct professor at the Graduate Institute in Geneva.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept