Türkiye iç savaşın eşiğinde mi?

Türk güvenlik güçleri Türkiye’nin güneydoğusunda ağır zırhlı birliklerin ve savaş uçaklarının katıldığı büyük operasyona hazırlanıyor. PKK da çatışmaya hazır. Acaba bu operasyon bir iç savaşı tetikler mi?

al-monitor .
Metin Gurcan

Metin Gurcan

@Metin4020

İşlenmiş konular

ydg-h, violence, silopi, pkk, kurds in turkey, education, diyarbakir, cizre

Ara 14, 2015

Al-Monitor’a 13 Ağustos’ta yazdığım “Türkiye-PKK çatışması: İç savaşa doğru mu?” başılklı yazımı şehir merkezlerinde hava kuvvetleriyle desteklenen tugay düzeyinde zırhlı birliklerin büyük çaplı operasyonlarını görmediğimiz için bir iç savaş ihtimalini konuşmak için henüz erken yorumuyla bitirmiştim. 13 Ağustos’tan bu yana Ankara ile PKK arasındaki çatışmaların özellikle kentlere kaydığı ve çatışmalardaki şiddet düzeyinin giderek yükseldiği gözlemleniyor. Çatışmalarda ‘iç savaşa gidiyor muyuz?’ sorusuna işaret edebilecek şiddet eşiklerini şu şekilde sıralamak mümkün:

Ankara için

  • Kentlerde zırhlı birliklerin kullanılması, kentlerdeki PKK hedeflerine yönelik tank topu atışlarının görülmesi

  • Kent merkezleri içinde veya yakınındaki hedeflerin savaş uçakları tarafından bombalanması.

PKK için

  • PKK’nın Şehirlerdeki genç ve tecrübesiz YDG-H militanlarının yanına tecrübeli dağ kadrolarını göndermesi ve dağ kadrolarının bu genç milislerle melez birlikler oluşturması

  • Şehir merkezlerinin bazı mahallelerde kazdıkları hendekleri birer direnç noktasına çevirerek, bunları olası zırhlı birlik hareketlerini kısıtlamak için tank pususu ölüm bölgeleri ve el yapımı patlayıcı tuzakları ile (IEDs) takviye etmesi.

İşte bunları gördüğümüz zaman Pandora’nın kutusu açılmış, taraflar iç savaşa dönüşebilecek bir şiddet kapanına girmiş demektir.

Ne yazık ki gerek Al-Monitor’un Ankara’da görüştüğü kaynaklar gerekse sahadan gelen bilgiler, önümüzdeki günlerde başta Cizre, Silopi, Şırnak, Nusaybin, Yüksekova, Şemdinli kent merkezleri ile Diyarbakır’ın Sur mahallesinde tam da yukarıda yazılanların yaşanacağını gösteriyor.

Aslında son 10 gündür hem Ankara hem de PKK’nın şiddetli çatışmaların devam ettiği bu kent merkezlerinde sivil halka yönelik ‘zorunlu göç’ politikasını dayattığını not etmek de gerek. Bu şu anlama geliyor: Büyük çatışma geliyor. Tarafsız siviller kaçsın. Kalanlar yaşanacak yıkımın sonuçlarına katlanır.

Şu anda Türk ordusu bu ilçe merkezlerini ablukaya alacak şekilde tankları ve ağır zırhlı araçlarını bölgeye sevk ediyor. Bu şehirlerin giriş ve çıkışlarında kontrol noktaları tesis ediliyor. Cizre, Silopi, Nusaybin başta olmak üzere pek çok kent merkezinde okullardaki eğitime süresiz ara verildi. Öğretmenler ve diğer devlet memurları güvenlik güçlerinin gözetiminde bu ilçelerden ayrılıyor.

Al-Monitor’un yerel kaynaklardan aldığı bilgilere göre kent merkezlerinden kaçabilenler batı bölgelerine veya köylere göçüyor. Silopi ve Cizre’nin yarısı şu anda boşalmış durumda. Özellikle Cizre ve Silopi ilçe merkezlerindeki hastanelerde görevli doktorların ve sağlık personelinin çıkışlarına izin verilmiyor. Bu ilçelerdeki ağır hastalar diğer illere nakledildi. Hastane morglarının kapasitelerinin genişletilmesi için çalışmalar yapıldığı söyleniyor. Bu da çatışmalarda kitlesel ölümlerin yaşanabileceğine dair kaygı verici şüphelere yol açıyor.

Peki PKK kendini nasıl savunacak? PKK büyük operasyonun önümüzdeki günlerde başlayacağını görüyor. Buradaki kritik soru şu: Acaba PKK bu operasyon esnasında kentlerdeki unsurlarını buharlaştırıp çatışmaya girmekten kaçınacak mı, yoksa sert bir direniş mi sergileyecek?

Al-Monitor’un ulaştığı kaynaklar ve sahadaki hareketlilik, PKK’nın çatışmadan kaçınmak yerine direneceğini gösteriyor. PKK son iki aydır ‘savaşı boyutlandırma’ olarak adlandırdığı yeni bir stratejiye yöneldi. Bu strateji kapsamında kent merkezlerindeki ‘şehir gerillacılığını’ tecrübeli dağ kadroları ile takviye ediyor. Eskiden tecrübeli PKK milisleri ‘gel-koordine et-git’ stratejisi çerçevesinde geçici süreyle kent merkezlerinde kalırken şimdilerde ‘gel- kal- yönet’ stratejisi çerçevesinde kent merkezlerine kalıcı olarak yerleşiyor.

Tecrübeli PKK’lı milislerle genç YDG-H’lilerin bir araya gelmesinden oluşan melez yerel savunma güçleri teşkil ediliyor. Bu melez birimlerin özellikle Suriye’den getirilebilecek Milan, Kornet, TOW gibi sofistike tank füzeleri veya omuzdan atılabilen portatif yer-hava füzeleri (MANPADs) ile teçhiz edilmeleri çatışmayı çok farklı boyutlara taşıyabilir.

PKK’nın hazırlandığı bir diğer alan ise ekonomik savaş. PKK çatışmaların yaşandığı kent merkezlerindeki finansal hareketliliği de kontrol etmek niyetinde. Bu kapsamda, kent merkezlerinde ‘dost ve düşman’ listelerinin hazırlanacağı da vurgulanıyor.

Peki önümüzdeki günlerde gerçekleşeceğine kesin gözüyle bakılan güvenlik güçlerinin “büyük operasyon”u iç savaşa neden olabilir mi? Bu sorunun cevabı için iki önemli hususa bakmak gerekiyor.

Bunlardan ilki artık yapılacağına kesin gözüyle bakılan büyük operasyonun sosyal maliyetlerinin ne kadar büyük olacağı. Şayet bu operasyon özellikle çatışma bölgelerinde yaşayan sivil halka yönelik kitlesel bir yıkım yaratırsa bu yıkımın Türkiye’de Türk’lerle Kürt’lerin birlikte yaşama azim ve iradesine yönelik tahribatının büyük olacağı kesin. Operasyonla sahada bir askeri zafer kazanılabilir ama bu zaferin sahada yaratacağı yıkımın büyüklüğü zihinlerdeki bölünmeyi daha da artırabilir. Bu da uzun dönemde sahada kazanılabilecek bir askeri zaferin, siyasi ve sosyal bir yenilgiyle neticelenmesine neden olabilir.

Diğer önemli husus ise PKK’nın Türk güvenlik güçlerince düzenlenecek olan operasyona vereceği tepki. PKK isterse bu operasyonda buharlaşabilir ve Ankara’nın savurmaya hazırlandığı yumruğunu boşa çıkarabilir. Ya da isterse sadece çatışma bölgelerinde sıkı direnebilir.

Ancak en kötü senaryo PKK’nın çatışma bölgelerinde ezilmemek için çatışmayı tüm Türkiye’ye, özellikle İstanbul ve Ankara gibi metropollere yayma ihtimali. Eğer bu olursa Türkiye’de büyük bir zihinsel bölünme yaşanabilir ve Türkiye iç savaşa sürüklenebilir.

Türkiye bir alacakaranlık tünelinden geçiyor. Türkiye 24 Kasım’da düşürülen Rus SU-24’ü ve 4 Aralık’ta Musul’un kuzeyindeki Başika eğitim kampına yapılan askeri takviyenin sonrasında hem küresel hem de bölgesel analiz düzeylerinde bir çatışma fırtınası ile boğuşuyor.

Bakalım artık kesin gözüyle bakılan büyük PKK operasyonunun iç siyasete ve Türkiye’deki istikrara neticesi nasıl olacak? Şu aralar Ankara’daki sivil siyasi karar alıcılara iç siyasi tüketim için PKK ile mücadelede bir ‘askeri zafer’ gerekiyor gibi. Ama sorun bu askeri zaferi kazanmak değil; sorun bu zaferin uzun vadeli siyasi ve sosyo-ekonomik maliyetlerine göğüs gerebilmek. Gayri nizami mücadelelerde son yıllarda şu temel paradoks ortaya çıkmış durumda: Politika yapıcılar kısa vadeli çıkarlar için askeri zaferlere gereğinden fazla odaklanırsa uzun vadede siyasi zaferi ve hatta barışı ıskalayabiliyorlar. Umarım Ankara bu paradoksun farkındadır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020
al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020
al-monitor
Mali’de Fransız hezimeti Türk’ün hesabına bir zafer mi?
Fehim Taştekin | | Eyl 14, 2020
al-monitor
İthal otomobile sert fren
Mustafa Sönmez | | Eyl 8, 2020