Erdoğan’dan Kürt militanlara: “Yok olacaksınız”

By
p
Article Summary
Türkiye’de Kürt “özyönetim” hareketine karşı askeri operasyonlar şiddetleniyor. BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye konulu kararları Suudi öncülüğündeki İslam ittifakı için ne anlama geliyor? Zarif Suriye’deki terörist örgütlere kırmızı çizgi koyuyor. Netanyahu İran dosyasını kapattı mı? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Erdoğan “özyönetimi” ezeceğini söylüyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 15 Aralık’ta Kürt militanlara “Siz o evlerde, o binalarda, o açtığınız hendeklerde yok olacaksınız.” diye seslendi ve Güneydoğu’daki Kürt ağırlıklı kentlerde başlayan büyük askeri harekâtların “oralar tertemiz hâle gelinceye kadar, huzur ortamı tesis edilinceye kadar” süreceğini söyledi.

Metin Gürcan’a göre PKK bağlantılı militanların yuvalandığı kentlerde askeri operasyonların şiddetlenmesi iç savaş ihtimalini güçlendiriyor: “Şu anda Türk ordusu bu ilçe merkezlerini ablukaya alacak şekilde tankları ve ağır zırhlı araçlarını bölgeye sevk ediyor. Bu şehirlerin giriş ve çıkışlarında kontrol noktaları tesis ediliyor. Cizre, Silopi, Nusaybin başta olmak üzere pek çok kent merkezinde okullardaki eğitime süresiz ara verildi. Öğretmenler ve diğer devlet memurları güvenlik güçlerinin gözetiminde bu ilçelerden ayrılıyor. (…) Hastane morglarının kapasitelerinin genişletilmesi için çalışmalar yapıldığı söyleniyor. Bu da çatışmalarda kitlesel ölümlerin yaşanabileceğine dair kaygı verici şüphelere yol açıyor.”

Amberin Zaman ise PKK’nin giderek radikalleştiğini ve özellikle de hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’a bağlılık duyan silahlı gençlik hareketinin yükseldiğini aktarıyor: “Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi’ne (YDG-H) mensup silahlı gençler Güneydoğu’daki bir dizi sokağın ve mahallenin kontrolünü ele geçirip, barikatlar kurarak ‘özyönetim’ ilan ettiler. Kurşunlardan delik deşik olmuş duvarları PKK yanlısı sloganlar ve Öcalan posterleriyle kaplı Sur’da da isyan havası hâkim. Al-Monitor’un görüştüğü birçok genç savaşçı isyanı ancak Öcalan’dan talimat gelirse bitireceklerini söylüyor. Ancak Türk makamları 6 Nisan’dan bu yana eskiden kendisiyle düzenli görüşmeler yapan HDP milletvekilleri de dâhil hiç kimsenin Öcalan’la görüşmesine izin vermiyor. Ortaya çıkan boşluğu PKK’nin katı tutumuyla tanınan komutanlarından Cemil Bayık dolduruyor. Bayık YDG-H’nin eylemlerini desteklediğini söylüyor.”

Başbakan Ahmet Davutoğlu da 17 Aralık’ta HDP’yi çatışmaları istismar ederek “ateşle oynamaması” için uyardı. HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise çatışmalar nedeniyle 200 bin kişinin göç etmek zorunda kaldığını söyledi.

Diyarbakır’dan bildiren Mahmut Bozarslan bölgedeki durumu şöyle aktarıyor: “PKK çizgisindeki grupların ‘özyönetim’ adıyla bazı bölgeleri kontrol altına almak istemesi kaosun fitilini ateşledi. Devletin buna yanıtı operasyon oldu. Birçok kişi gözaltına alındı. Bunun üzerine PKK’nin gençlik hareketi olarak tanımlanan Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) isimli grup güvenlik güçlerini mahallelere sokmamak için hendekler kazdı, barikatlar kurdu. Bunların yaşandığı yerlerde sokağa çıkma yasağı ilan edildi, operasyonlar düzenlendi. Bu gruplar hafif silahlarla polisle çatışmaya başladılar. (…) Dokuz günün ardından (Sur’daki) sokağa çıkma yasağına 17 saat ara verildi. Bu arayı fırsat bilen ilçe sakinleri aceleyle taşınmaya başladı. Manzara aslında yabancı değil. IŞİD’in geçen yıl Suriye’nin Kobani kasabasına düzenlediği saldırıdan sonra kasabada Türkiye’ye yaşanan göç sırasında da benzer görüntüler ortaya çıkmıştı. Yoğunluk olmasa da tablo aynıydı. İnsanlar taşıyabilecekleri kadar ya da ihtiyaçları kadar eşyalarını alarak ilçeyi terk ediyordu. Mahalle sakinlerinin iddiasına göre polis de bir an önce evlerini boşaltmalarını istemişti. Üç polis barikatından geçtikten sonra ulaşabildiğimiz ilçenin iç kesimlerindeki manzara savaştan farksızdı: Delik deşik binalar, patlamalar nedeniyle açılmış çukurlar, devrilmiş elektrik direkleri… Çatışmaların sembolü hâline gelen mahalle girişindeki ev hemen göze çarpıyordu. Evin duvarının bir bölümü yıkılmış, mermi isabet etmeyen metrekaresi yok gibiydi. Hemen bitişiğinde başka bir ev… Yaşlı bir kadın ve kızı eşyaları topluyordu. Bitişik binaya geçmek için evlerinin duvarında açılan gediği göstererek ağlıyor: ‘Bunlar niye başımıza geldi? Biz ne yaptık?’”

Kadri Gürsel’e göre PKK’yle savaş Türkiye’yi Rusya’yla yaşadığı krizde de baskıya açık hâle getiriyor: “Rusya, bu soğuk savaş formatında Ankara’yı cihatçılara destek politikasından caydırmak için askeri ve siyasi baskıyı artırma imkânını kazanıyor. Bakalım Ankara, Rusya ile soğuk savaşla PKK ile sıcak savaşı bu iki hasmını kendisine karşı bir araya getirmeden daha ne kadar idare edebilecek?”

Suriye kararları Suudi ittifakının samimiyetini sınayacak

BM Güvenlik Konseyi, geçen hafta Suriye’de ateşkes ve siyasi geçiş ile El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ve İslam Devleti’ne (İD) karşı uluslararası mücadelenin artırılması arasında irtibat kuran iki karar kabul etti.

17 Aralık’ta oy birliğiyle kabul edilen 2253 Sayılı Karar, konuya ilişkin önceki Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda BM üyesi devletlere Nusra Cephesi, İD ve bunlarla bağlantılı grup ve oluşumlara her türlü desteğin, finansmanın ve ticaretin önlemesi için iş birliğini artırma çağrısı yapıyor. Bir gün sonra yine oy birliğiyle kabul edilen 2254 Sayılı Karar ise Uluslararası Suriye Destek Grubu’na (USDG) Viyana görüşmelerinde belirlenen çerçevede ateşkes ve siyasi geçiş müzakereleri yürütme yetkisi veriyor. Süreç kapsamında 2012 Cenevre Bildirgesi doğrultusunda bir geçiş hükümetinin kurulması için altı aylık takvim öngörülüyor. Buna dönük müzakerelerin ocakta başlaması planlanıyor. Ardından da 18 ay içinde seçimlerin yapılması ve yeni bir anayasanın yürürlüğe girmesi öngörülüyor.

2254 Sayılı Karar, terörle mücadele bakımından da üye devletlere “Daeş olarak da bilinen Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD), Nusra Cephesi, El Kaide ve IŞİD bağlantılı diğer tüm şahıs, grup, girişim ve oluşumların, Güvenlik Konseyi’nin belirlediği başka terörist grupların ve ayrıca USDG’nin 14 Kasım 2015 tarihli beyanı gereğince ileride kararlaştıracağı ve Güvenlik Konseyi’nin belirleyeceği şekliyle başka terörist grupların terör eylemlerini engelleme ve bastırma, bu grupların Suriye’de geniş topraklar üzerinde oluşturduğu güvenli bölgeleri ortadan kaldırma” çağrısında bulunuyor. Kararda ayrıca Suriye’de sağlanacak ateşkeslerin “USDG’nin 14 Kasım 2015 tarihli beyanı doğrultusunda bu şahıslara, gruplara, girişimlere ve oluşumlara karşı atılacak saldırı ve savunma amaçlı adımlar bakımından geçerli olmayacağı” belirtiliyor.

Her iki kararda terörle mücadeleye yapılan vurgu, Türkiye’nin Suriye’de faaliyet gösteren terörist grupların sınırdan geçişlerini engelleme konusunda daha fazla baskı altında kalabileceğini gösteriyor.

BM kararları, Suudi İkinci Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman’ın teröre karşı Suudi Arabistan önderliğinde 34 üyeli yeni bir “İslam ittifakının” kurulduğu yönündeki açıklamasına da belki biraz açıklık getirebilir. Suudi Arabistan’ın terörle mücadeleye kararlı şekilde önayak olması olumlu ve önemli bir gelişme. Ancak geçen hafta yapılan açıklama Suudi Arabistan’ın niyetleri ve hedefleri açısından tereddüt yarattı. Bu konuda yazılan birçok haberde de belirtildiği gibi koalisyonda adı geçen kimi ülkeler bu girişimden pek haberdar görünmüyor, üyelerin tümü Sünni devletlerden oluşuyor ve özellikle İran’la Irak’ın yokluğu dikkat çekiyor. Ayrıca Bruce Riedel’in de geçen ay Al-Monitor’da yazdığı gibi İD’e karşı ABD önderliğinde yürütülen hava harekâtına Suudi katkısının sıfıra yakın olduğunu hatırlatmaya gerek yok.

2253 ve 2254 sayılı kararlar, İD ve Nusra Cephesi’ni bertaraf etmek için üyelerden ne tür müşterek adımlar beklendiği konusunda tereddüde yer bırakmıyor. Hem BM’nin hem USDG’nin nüfuzlu bir üyesi olan Suudi Arabistan bu kararların uygulanmasını öncelik hâline getirerek kendi ittifakının samimi olduğunu kısa sürede gösterebilir. Suudi Arabistan’ın zaman içinde atacağı başka adımlar da olabilir ancak belgeli ve detaylı Güvenlik Konseyi kararlarının hayata geçirilmesi hem iyi bir başlangıç noktası hem de terörle mücadeleye güzel bir katkı olur.

Zarif’ten terör gruplarına “kırmızı çizgi”

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Al-Monitor’a verdiği mülakatta şöyle konuştu: “Daeş, Nusra Cephesi ve diğer El Kaide bağlantılı grupların meşru muhalefet olarak kabul edilemeyeceğine dair kırmızı çizgi koyduk. Dolayısıyla bunların arasında yer almayanlar ve siyasi çözüm için oturup görüşmek isteyenler için kriter budur. Ne yazık ki bu kriterin uygulanmasını istemeyenler var.”

Suriye’de hangi grupların terörist sayılacağı konusunda siyasi oyunlar oynandığını söyleyen Zarif, kimi USDG üyelerinin Ürdün tarafından oluşturulacak listeye İran Devrim Muhafızları ile Hizbullah’ı da koymak istediği haberlerine değinerek sitem etti. Zarif şöyle konuştu: “Bir iki ülke bunu siyasi oyunlar için kullanarak bana göre çok çocukça bir hareketle siyasi puan kazanmaya çalıştı. Kimlerin terör örgütü olduğu konusunda Daeş ve Nusra gibi örgütler üzerinde tam bir mutabakat, Ahrar El Şam gibi örgütlere dair ise – ki bunlar maalesef Suudi Arabistan’daki toplantıya davet edildi – büyük bir çoğunluk söz konusu. Bir iki ülke oraya bazı isimleri koydu ama o liste şu an resmen geri çekilmiş durumda. Dolayısıyla ortada terör örgütlerini veya Suriye’de Suriye hükümetinin talebiyle Daeş’le savaşan örgüt ve oluşumları içeren herhangi bir liste yok. İnsanların El Kaide, Nusra Cephesi, Ahrar El Şam ve Ceyş El İslam gibi bilinen terörist örgütlere, herkesçe radikal terörist örgütler olarak görülen bu örgütlere yoğunlaşmak yerine bunları koz olarak kullanmaya, oyun oynamak ya da pazarlık için kullanmaya çalışması çok üzücü bir durum.”

Netanyahu İran dosyasını kapadı mı?

İsrail’den yazan Mazal Mualem, İran’ın nükleer programının askeri boyutuna dair araştırmayı kapatan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) raporuna Başbakan Benjamin Netanyahu’dan alışılmadık ölçüde düşük bir tepki geldiğini, bunun da Netanyahu’nun değişen önceliklerinin işareti olabileceğini aktarıyor. Mualem şöyle yazıyor: “Netanyahu UAEK konusunu gündeme getirmek için pekâlâ yeni bir fırsat bekliyor olabilir ancak İran meselesinden alabileceği her şeyi almış olması daha yüksek bir ihtimal. Netanyahu İran’ın uluslararası gündemden düştüğünü, nükleer anlaşmanın ABD Başkanı Barack Obama’nın mirası olarak kayıtlara geçtiğini ve İsrail’in İran’ı tek başına vurmasının artık geçerli bir seçenek olmadığını görüyor. Bu arada Netanyahu İsrail’in güvenliğine yönelik İslam Devleti başta olmak üzere yeni, alternatif tehditler de bulmayı başardı. Yakın ve somut terör tehdidi nedeniyle İsrail halkının İran’ı unutacağını hesaplıyor ve bu konuda tabii ki haklı. İran dosyası kapanmıştır. İsrail’de artık kimse bu konuyla ilgili değil.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: ydg-h, recep tayyip erdogan, pkk, kurds in turkey, kurds in syria, israel, iranian mediation of syrian crisis, hdp
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept