Seçim sonuçları en çok Suriyeli muhalifleri sevindirdi

AKP’nin sürpriz başarısı Suriye’deki muhaliflerde sevinç ve beklenti yarattı. Şimdi muhalifler yeni AKP Hükümeti’nin Suriye politikasında kendilerine biçilen rolü merak ediyor.

al-monitor .
Metin Gurcan

Metin Gurcan

@Metin4020

İşlenmiş konular

turkish elections, turkey’s syrian policy, turkey-syrian border, syrian opposition, syrian civil war, recep tayyip erdogan, akp

Kas 6, 2015

Kritik 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin aldığı yüzde 49’luk oyla elde ettiği sürpriz seçim başarısı sadece AKP’li elitleri sevindirmedi. AKP’yi güçlü bir tek parti iktidarına, belki de Türkiye’yi başkanlık sistemine, taşıyacak olan bu sonuca Türkiye dışında da sevinenler var. Bunların başında halen Suriye’de Esad rejimine ve yer yer IŞİD’e karşı savaşan ‘ılımlı cihatçılar’ geliyor.

26 Ekim’deki yazımda vurguladığım gibi, Türkiye tarafından himaye gördükleri ve desteklendikleri artık herkesin bildiği bir sır olan bu gruplar, Rusya’nın Suriye’ye dinamik girişi ve Suriye ordusu ile temposu yüksek ortak operasyonlara başlamasıyla zor günler yaşıyor. Görünen o ki, AKP’nin seçim başarısıyla onlar da epey moral buldu.

Öncelikle bir açıklama: 26 Ekim’deki yazımdan sonra gelen tepkilerden Suriye’deki tüm ‘ılımlı cihatçıları’ IŞİD ile aynı ‘terör paketi’ içine koyan bir kategorik bakışın yükselmekte olduğunu görüyorum. Ama aslında ‘ılımlı cihatçı’ grupların çoğu IŞİD’i Sünni ümmet içinde harici -yani Islam dışı- bir hareket olarak görüp tekfir ediyor. Belki de her şeyden önce ‘ılımlı cihatçılığı’ tanımlamalı: ‘Ilımlı cihatçı’lığı IŞİD cihatçılığından ayıran bazı temel özellikle var. Bunlar şöyle sıralanabilir:

  • Demokrasiyi IŞİD gibi ‘tağut (küfür) sistemi’ olarak görmemeleri ve Suriye’deki seçim sonuçlarına saygı göstereceklerini beyan etmeleri

  • Diğer dini ve mezhepsel gruplara hayat hakkı tanımaları ve prensipte onlarla müzakereye hazır olmaları

  • Müzakereler neticesinde uzlaşılması durumunda prensip olarak siyasi geçiş sürecinde silah bırakmaya hazır olmaları

  • Bölgesel veya küresel bir cihat fikri taşımak yerine hedeflerini sadece Suriye’yle sınırlı tutmaları

  • Rusya’nın askeri müdahalesiyle uluslararası medyada onları “terörist” olarak görme konusunda yükselen bir algıya ve Rusya’nın onları IŞİD’leştirme gayretlerine rağmen, Suriye’deki ‘ılımlı cihatçı’ları bu dört kriter ışında halen IŞİD militanlarından ayırmak mümkün.

    Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) 1 Kasım seçimlerindeki AKP zaferi nedeniyle "kritik bir aşamada gerçekleşen seçimlerdeki başarısından ötürü" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı tebrik ederken, aralarında Ahrar Uş Şam ile Feylak'ur Rahman gibi bileşenleri olan Fetih Ordusu da ortak bir bildiri yayımladı. Bildiride Erdoğan'ın ve AKP Hükümeti'nin "Suriye Devrimi"ne desteğine ve iç ve dış baskılara rağmen bu desteğinden vazgeçmediğine dikkat çekildi. Türkiye'nin Suriye'de ahlaki bir siyaset sergilediği savunuldu. Bildiride ayrıca, "Esad'ın devrilişi ile Suriye ile Türkiye halkları arasında kardeşlik köprüleri kurulmasını özlemle bekliyoruz" ifadesine yer verildi.

    Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) Başkanı Halid Hoca da yayımladığı mesajda, AKP Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu seçim zaferinden dolayı kutlayarak "Türkiye ve İslam dünyasına istikrar ve refah getirmesini temenni ederim" dedi.

    Müslüman Kardeşler’in Suriye'deki kolu ise sosyal medya üzerinden yaptığı yazılı açıklamada AKP’yi ve Türk halkını seçimde gösterdiği demokratik mücadele için kutladığını bildirdi. İhvan ayrıca Türkiye'ye Suriye halkının yanında olduğu için teşekkürlerini iletti.

    Sayıları 15’i bulan bu muhalif grupların tebrik mesajlarında iki ortak tema dikkat çekiyor: Birincisi tüm tebriklerdeki Erdoğan vurgusu, ikincisi de AKP’nin seçim başarısının Orta Doğu'da istikrar için olumlu sonuçlar doğuracağına duyulan kesin inanç.

    Ilımlı cihatçılar: Çözümün mü yoksa sorunun mu parçası?

    Suriye’yi yakından izleyen gazeteci Levent Tok’a göre bu muhalif gruplar AKP’nin 1 Kasım seçimlerindeki başarısıyla Türkiye’de 7 Haziran’dan beri devam eden bir ‘fetret döneminin’ bittiğini düşünüyorlar. Al-Monitor’a konuşan Tok’un değerlendirmeleri şöyle: “Gerçekten de Türkiye altı ay kadar Suriye’de sahada yoktu. Bu dönemde Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesine şahit olduk. Suriye şu anda fiili olarak Rusya ve ABD etki sahalarına bölünüyor. Bu nedenle muhalifler tam da bu dönemde Türkiye’ye Suriye’de dengeleyici bir üçüncü güç olarak ihtiyaç duyuyor”.

    AKP’ye göçmenlere yönelik yumuşak politikası sayesinde de saygı duyulduğunu vurgulayan Tok’a göre muhaliflerin AKP’nin seçim başarısına sevinmelerinin bir diğer nedeni de bu politikanın süreceğine dair beklenti. Bu açıdan tebrik mesajlarının siyasi bir yönü olduğunu da vurgulayan Tok sözlerine şöyle devam ediyor: “Kutlama mesajlarında en dikkati çeken unsur Cumhurbaşkanı Erdoğan’a doğrudan yapılan kutlamalar. Muhalifler net olarak seçimin galibi olarak Erdoğan’ı görüyor”.

    Tok’un ‘ılımlı cihatçı’ların sorunun mu çözümün mü parçası olduğuna ilişkin soruya verdiği yanıt ise ilginç: “Biz hep muhaliflerin savaşma kapasitesine bakıyoruz. Siyaset yapma kapasitelerine kimse bakmıyor. Bence onları IŞİD’leşmekten korumak için muhaliflere onların talepleri doğrultusunda siyasi müzakere alanları açmak faydalı olacaktır. Şu an bu muhalif grupların çoğu IŞİD’le bir saldırmazlık anlaşması imzalamaya çalışıyor. Örneğin Cünd-ül Aksa gibi çoğu grup IŞİD’le savaşmak için önce IŞİD’in kendilerine saldırması gerektiğini savunuyor. Rusya'nın müdahalesiyle IŞİD'in ilerlemesi paralel halde gittiği için muhalifler arasında Rusya ile harici olarak tanımlayıp İslam dışı gördükleri IŞİD’e duyulan öfkenin aynı seviyede olduğunu söylemek mümkün”.

    Ancak görünen o ki, günün sonunda Esad rejimi ve Rusya’ya duyulan öfke IŞİD’e duyulan öfkeden ağır basabilir ve bu gruplar zihniyetini benimsemese de stratejik bir tercih olarak IŞİD’e kayabilirler.

    Ilımlılar Suriye’deki vekalet savaşında Türkiye’nin vekili olabilir mi?

    1 Kasım seçimleri sonrasında hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem de Başbakan Davutoğlu’nun başkanlığında 4 Kasım’da toplanan ilk güvenlik zirvesinin sonuç bildirgesinden, Türkiye’nin önceliği net olarak PKK ve onun ‘Suriye’deki kolu’ olarak gördüğü PYD ile mücadeleye verdiği anlaşılıyor. Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’nun da seçimden sonra ilk ziyaret yeri olan Erbil’de ajandasındaki en önemli maddenin Türkiye ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin PKK ile ortak mücadelesi olduğunu tahmin etmek zor değil.

    Hal böyle olunca, PYD güçlerinin Fırat’ın batısına geçmesi kırmızı çizgisi olan Türkiye’nin bu konuda caydırıcılık üretmek için bu ılımlı muhaliflerden faydalanmak istemesi de olası. Hatta ılımlı muhalifler Türkiye’nin desteğini kazanmak için PYD’ye karşı kendi inisiyatifleriyle bile harekete geçebilirler.

    Anadolu Ajansı’nın Halep'in kuzeyindeki Cibbin bölgesinde ve Hama'nın kuzeyinde etkin olan Suriyeli muhalif gruplardan Ceyş'ül Şam lideri Muhammed Bazarbaşı ile bir söyleşisi yayımlandı. Bu söyleşide Bazarbaşı’nın “terör örgütü PKK'nın Suriye'deki uzantısı PYD’den kaynaklanan ortak tehdide karşı Türkiye ile birlikte hareket etmek istediklerine” yönelik açıklamaları dikkat çekti.

    Sonuç olarak, sahadaki gerçekliğe bakıldığında Suriye’de asıl hedefleri Esad rejimi olan ve Türkiye tarafından himaye gören bir ‘ılımlı cihatçı’ grubu var. Esad rejimi ve Rusya şu anda IŞİD yerine tam da bu grupları vuruyor.

    ABD’nin ise Rusya’nın tezine mi destek vereceği yoksa bu grupları Türkiye üzerinden dolaylı himayeye devam mı edeceği net değil.

    Türkiye’ye gelince önce bir gerçek: AKP’nin kritik 1 Kasım seçimlerindeki mutlak zaferi bu grupların Türkiye’nin desteği konusundaki beklentilerini artırmış durumda. Türkiye’nin önünde üç seçenek var: Bu grupları Rusya’yı karşısına alma pahasına Esad rejimi ile savaşa yönlendirebilir. PYD ile çatışmaya teşvik edebilir. Ya da silahla mücadele yanında siyasi müzakere süreçlerine de ağırlık vererek onları Suriye’deki diğer gruplarla siyasi entegrasyona yöneltebilir.

    Kasım ayı sonunda kurulması beklenen yeni AKP Hükümeti’nin bu 3 seçenekten hangisine yöneleceği aslında Suriye’de hala iç çatışmanın devamını mı arzuladığı yoksa artık Suriye’nin geleceği konusunda siyasi bir geçiş seçeneğini mi benimsediğiyle doğrudan ilişkili.

    Suriye’deki saha gerçekliği bir soruyu daha dayatıyor: IŞİD kaynaklı şiddet ile ‘ılımlı cihatçı’ kaynaklı şiddeti birbirinden ayırmalı mıyız? Benim cevabım “Evet”. Yoksa demokrasi kriterini kullanmadan her iki yapıyı da aynı sepete koymak bir zombi ile normal bir insanı aynı yere kilitlemek anlamına geliyor. Bunu yaparsak günün sonunda da elimizde iki zombi olur.

    Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
    • Arşivlenmiş makaleler
    • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
    • Özel etkinlikler
    • Sadece davet brifingi

    Recommended Articles

    Sirte neden herkesin kırmızı çizgisi?
    Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Haz 20, 2020
    İstanbul’un fethini 'işgal' diye tanımlayan Mısır kurumu eleştiri oklarının hedefinde
    Menna A. Farouk | | Haz 19, 2020
    Ekonomik kriz erken seçimi zorluyor
    Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Haz 15, 2020
    Türk kanalları nefes alamıyor
    Fehim Taştekin | Basın özgürlüğü | Haz 12, 2020
    Türkiye ve Rusya Libya’da nerede çakışıyor?
    Fehim Taştekin | Rus etkisi | Haz 8, 2020

    Recent Podcasts

    Featured Video

    More from  Türkiye'nin Nabzı

    al-monitor
    Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
    Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020
    al-monitor
    Bağdat Kürtler için Ankara’yla kavgayı büyütür mü?
    Fehim Taştekin | | Tem 8, 2020
    al-monitor
    Türkiye’nin döviz rezervi tahta bacaklı
    Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 6, 2020
    al-monitor
    Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD'ye güvensizlik azaldı
    Ayla Ganioglu | | Haz 30, 2020