Ankara saldırısı ve Türkiye’nin IŞİD ile mücadelesi

Türkiye’deki en kanlı terör saldırısı olarak tarihe geçen Ankara saldırısı sonrası kamuoyunda büyük bir ayrışma ve karamsarlık hakim.

al-monitor .
Metin Gurcan

Metin Gurcan

@Metin4020

İşlenmiş konular

turkish-kurdish relations, terror attacks, suruc, recep tayyip erdogan, justice and development party, bombings, ankara

Eki 13, 2015

10 Ekim 2015 Cumartesi günü Türkiye’nin başkenti Ankara’nın en işlek yerlerinden biri olan tarihi tren garının önünde insan kaybı açısından Türkiye’nin en büyük terör eylemi yaşandı. Aslında Cumartesi sabahı her şey çok normal başlamıştı. İnsanlar, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), diğer sol eğilimli işçi sendikaları, meslek kuruluşları ve HDP öncülüğünde düzenlenen “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne” katılmak üzere tren garı önünde toplanıyordu. Ancak sabah saat 10.04’te 3 saniye arayla yaklaşık 50 metre mesafede iki ayrı canlı bomba üzerlerindeki intihar yeleklerini patlattı. Her iki intihar saldırganı üzerlerinde RDX ile güçlendirilmiş ve parça tesirini arttırmak için çelik bilyeler eklenmiş yaklaşık 10-15 kilogramlık intihar yeleği taşıyordu. Tarihi tren garının önü miting öncesi bir toplanma noktası olduğundan bu ikili patlamanın bilançosu çok ağır oldu. Eylemde en son verilere göre 97 kişi hayatını kaybetti ve 65’i ağır olmak üzere toplam 160 yaralı halen hastanelerde tedavi görüyor.

Önce sahadaki gerçekler

Güvenlik güçleri patlama noktalarında krater olmamasından ve patlamadan oluşan basınç ve parça tesirinin çok yıkıcı olmasından eylemin canlı bombalar tarafından yapıldığından emin. Şimdi olay yeri incelemesi, adli tıp, kamera ve cep telefonu kayıtlarından eylemcilerin kimlikleri tespit edilmeye çalışılıyor. Ancak şimdiden medyada intihar saldırganlarından birinin Yunus Emre A. olduğuna dair polis kaynaklı bilgiler dolaşıyor. Peki Yunus Emre A. kim? Yunus Emre A. HDP’nin 05 Haziran’da Diyarbakır’daki mitinginde bomba patlatan Orhan Gazi D.’nin yakın arkadaşı. Daha da önemlisi Suruç bombasını patlatan Şeyh Abdurrahman’ın ağabeyi. Radikal’den Ezgi Başaran’a göre Türkiye’den IŞİD’e katılımlar konusunda en çok öne çıkan yer olan Adıyaman’daki Emniyet Müdürlüğü’nün elinde Suriye’ye giden yaklaşık 15 gencin listesi var. Aralarında Yunus Emre A.’nın da bulunduğu bu liste Türkiye’nin tüm emniyet teşkilatlarına ‘tutuklanma talebiyle’ gönderilmişti. “Adıyaman Grubu” olarak bilinen bu gençlerin Diyarbakır ve Suruç saldırılarına rağmen yakalanamaması haliyle “Güvenlik ve istihbarat zafiyeti mi var?” sorularını gündeme getiriyor. Başaran yazısını şu basit soru ile bitiyor “Gazeteciler bile bu izleri sürebilirken devletin istihbarat birimleri nasıl süremez?”

Eylemin azmettiricileri?

Saldırının failleri konusunda oklar genelde IŞİD’i gösterse de arkadaki azmettiriciler konusunda Türkiye’de tam bir kafa karışıklığı var. IŞİD’in bu saldırıyı da Suruç saldırısında olduğu gibi üstlenmeyeceğini söylemek mümkün. Bu nedenle “Bu saldırının arkasında kim var?” sorusuna Türkiye’de yaklaşan kritik 1 Kasım seçimleri nedeniyle daha çok siyasi kutuplaşma üzerinden cevap arandığı gözleniyor.

HDP cephesinde “Azmettirici kim?” sorusuna cevap olarak ‘devlet’ öne çıkarken eleştiri okları AKP elitine ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yöneliyor. Örneğin, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın saldırı sonrasında yaptığı ilk açıklamada devlete yüklenmesi ve “Mafyalaşmış, katilleşmiş ve bunu seri katil gibi uygulayan bir devlet anlayışı ile karşı karşıyayız” ifadeleri öne çıkmıştı.

AKP cephesinde ise azmettirici olarak ya doğrudan PKK’ya, ya “IŞİD taşeron bir örgüttür” tezi üzerinden Suriye’deki Esad rejimine, ya da aynı tezden hareketle İran veya ABD’ye üstü kapalı göndermeler olduğu görülüyor. Örneğin, aynı zamanda uluslararası ilişkiler profesörü olan Avrupa Birliği Bakanı Beril Dedeoğlu mesleki tecrübesine dayanarak eylemin sorumlusu olarak IŞİD’i adres gösterse bile, asıl azmettiricinin IŞİD olduğundan emin olunamayacağını söyledi. Dedeoğlu şöyle konuştu: "Eylemin yapılış yeri, seçilişi, hedef alınan kişilere baktığımızda bunun çok bölgeyle sınırlı bir yönü olmadığını düşündüm. Yani biraz daha DAEŞ-PKK olabilir, militanlar aralarında anlaşmış olabilirler ama başka ülkelerin parmaklarının da olduğu bir düşünceyle buna karar verilmiş gibi bir hissiyata kapıldım".

Kısacası, saldırının azmettiricisinin böyle belirsiz kalması hem HDP’nin hem de AKP’nin kendi hikayelerini anlatmasına ve tabanlarını konsolide etmesine büyük fayda sağlıyor. Görünen o ki, bu saldırının azmettiricisi üzerinden yürüyen tartışmalar yaklaşan 1 Kasım seçiminin en önemli dinamiklerinden olacak.

Soruşturma sürecindeki ciddiyet ve şeffaflık

En başta Mart 2014’de Niğde’de IŞİD militanları ile Türk güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmanın davası ve daha sonra Haziran’daki Diyarbakır bombalaması ile Temmuz’daki Suruç bombalaması tecrübeleri ışığında failleri IŞİD militanı olan bu tarz dava süreçlerinde sıkıntılar olduğunu söylemek mümkün. Bu üç dava gösteriyor ki IŞİD söz konusu olunca Türkiye’de yargısal süreçlerin doğru, hızlı ve tarafsız işlemesi pek de mümkün olmuyor. Henüz erken olsa da Ankara davasının yargısal sürecinin de bu davalara benzediği görülüyor. 12 Ekim’de Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısının talebiyle dosyaya kısıtlama getirildi. Bu karar, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 153. maddesindeki "Avukatların dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim kararıyla kısıtlanabilir" hükmüne dayanıyor. Bu karar, mağdur avukatlarının soruşturma süreci hakkındaki bilgi ve belgelere şeffaf bir şekilde ulaşmasını önler nitelikte. Bu nedenle Al-Monitor’un telefonla ulaştığı mağdur avukatları saldırının soruşturulması ve dava sürecinin siyasal baskılardan uzak kalması ve şeffaflığı, olayla ilgili tüm bilgi, belge, rapor ve tüm kanıtlar usulüne uygun toplanması, soruşturmanın makul bir hızla ilerlemesi, soruşturma ve dava sürecinin kamusal denetime açık olmasına ve kamuoyunun haber alma özgürlüğü çerçevesinde konulan yayın yasağının derhal kaldırılmasının önemine vurgu yapıyorlar.

Diğer yandan Suriye’nin kuzeyinde ABD ve PYD iş birliği ile giderek artan askeri hareketlilik, batı ve güneyinde Rusya’nın hava ve karadaki desteğini alan Suriye ordusunun doğuya doğru genişleme çabaları IŞİD’in Suriye’de giderek sıkışması anlamına geliyor. Bu sıkışıklığı aşmak için cephesini genişletmeye çalışan IŞİD’in Suriye’deki harareti Türkiye’ye taşımaya gayret etmesi çok olası. Bu karamsar tabloya bir de Suriye’de barınamayan IŞİD militanları ve ılımlı muhaliflerin gruplar halinde Türkiye’ye çekilme çabası da eklenince Türkiye’nin sadece iç siyasi ve toplumsal dengeler açısından değil Suriye’den de kaynaklanan nedenlerle de bir alacakaranlık tüneline girmekte olduğu görülüyor. Peki Türkiye devlet-toplum ve devlet-birey ilişkisini derinden sarsmış gözüken Ankara saldırısının yaratmış olduğu şok dalgasını nasıl aşabilir? İlk olarak, Türkiye’nin “Saldırının azmettiricisi kim?” sorusu kadar “Biz böyle bir saldırı sonrası nasıl bu kadar ayrışabiliyoruz?” sorusunu da kendisine sorması gerekiyor. Çünkü patlamaların olduğu yeri Ankara’da bulunan yabancı ülke büyük elçilerinin çoğu ziyarete edip taziyelerini sunarken henüz patlama yerinin AKP’li, MHP’li hiç bir milletvekili veya siyasi elit tarafından ziyaret edilmemesi siyasi bölünmüşlüğü göstermesi açısından önemli bir gösterge. Diğer önemli konu ise Türkiye’nin toplumsal düzeyde bir mücadele anlayışı gerektiren IŞİD tehdidi ile daha etkin mücadele edebilmesi için devletin güvenliğini esas alan geleneksel güvenlik mimarisini gözden geçirerek insanı esas alan yeni bir güvenlik mimarisine geçmesi gerekiyor. Çünkü Ankara saldırısı gösteriyor ki devlet kendisini korumayla aşırı şekilde meşgul olunca vatandaşının güvenliğini ıskalayabiliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Ankara’nın en büyük sorusu doğrudan devletin meşruiyetini tehdit eden PKK ve toplumdaki mezhepsel/etnik sinir uçlarına dokunan IŞİD ile mücadelenin aynı anda nasıl senkronize edileceği olacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Maraş hamlesi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Eki 9, 2020
İngiliz arkeoloji enstitüsü Türkiye'de yükselen milliyetçiliğin kurbanı oldu
Amberin Zaman | Arkeolojik alanlar | Eki 7, 2020
Azerbaycan’dan pay kapma rüyası
Mustafa Sönmez | Petrol ve gaz | Eki 8, 2020
Türkiye Filistin sürecinde Mısır’ın yerini alabilir mi?
Fehim Taştekin | Palestinian reconciliation | Eyl 29, 2020
Zombi ekonominin zombi patronları
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Eyl 26, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Madencilerin altın iştahı büyüyor
Mustafa Sönmez | | Eki 26, 2020
al-monitor
İdlib: Daha büyük bir savaş için küçük bir çekilme
Fehim Taştekin | | Eki 22, 2020
al-monitor
Saray yasaklıyor, rakı direniyor
Mustafa Sönmez | | Eki 19, 2020
al-monitor
Sahaya inen Türkiye neden masada olamıyor?
Fehim Taştekin | | Eki 15, 2020