Kürtlere ‘milli mutabakat’ ile saldırı

Kırşehir’de 4 işyeri yakıldı, 32 ev ve işyeri saldırıya uğradı. Öfkeli kalabalık bir listeye göre Kürtleri tek tek hedef alırken devlet arazi oldu. Belediye başkanı tahrik etti, vali ruhlarını okşadı, polis seyretti.

al-monitor .
Fehim Taştekin

Fehim Taştekin

@fehimtastekin

İşlenmiş konular

violence, turkish kurds, terror attacks, kurdistan workers party, justice and development party, hdp, chp

Eki 26, 2015

Sivas’ta 1993’te 33 aydının yakılarak öldürüldüğü Madımak Oteli katliamından bunca yıl geçtikten sonra “Artık Türkiye değişti, bu tür olaylar tekerrür etmez” diyenler yanıldı. Seçim sürecinde bir değil birkaç Madımak olayı tekrarlardı. 24 Temmuz’da PKK’ye yönelik kapsamlı operasyonların başlamasına paralel olarak gelen ölüm haberleri üzerine birçok ilde Halkların Demokratik Partisi (HDP) binalarına ve Kürt vatandaşlara yönelik yüzlerce saldırı gerçekleşti. Bu saldırıların yaşandığı kentlerden biri de demokrat ve çoğulcu karakteriyle tanınan Kırşehir oldu. 8 Eylül’de Kırşehir’de yaşanan facianın gürültüsü haftalar sonra çıktı.

Kamuoyu Kırşehir’de bir kitabevinin yakıldığını ve HDP binasının saldırıya uğradığını biliyordu. Olaylarla ilgili soruşturma yürüten savcının elde ettiği kamera görüntülerinin dosyaya girmesi üzerine gerçek bütün dehşetiyle medyaya sızdı. Olan şuydu: Sahiplerinden biri solcu Türk, diğeri HDP’li Çerkes olan 30 yıllık Gül Kitabevi ve HDP binasına saldıranlar sırayla Kürtlere ait 4 işyerini yaktı, 32 ev ve işyerine de saldırdı.

Hürriyet gazetesi yerel kaynaklara dayanarak saldırganların organize bir şekilde ellerindeki listeye göre işyerlerini yaktığını kaydetti. 7 saat süren olaylar boyunca güvenlik güçleri görevini yapmadı. Polis, karakola 70 metre mesafede olan Gül Kitabevi’ne yapılan saldırıyı önlemediği gibi diğer saldırıları da görmezden geldi.

Gül Kitabevi’nin sahibi Sait Akıllı yaşadıklarını “Canlı canlı yakmak istediler, benimle birlikte 4 kişi daha vardı... Aklıma Madımak geldi. Organize iş. Liste yapıp tek tek işyerlerini yakıyorlar. Hedef Kürt kökenlilerdi. Benim Yozgatlı olduğumu herkes bilir. Siyasi görüşüm nedeniyle hedef seçtiler” diye anlattı.

Karakolun az ötesindeki Çöl Pazarı adlı mağazanın sahibi Hüseyin Beydoğan ise “Saldırı olmadan önce bir arkadaş aradı, ‘Listede sizin de işyerinizin ismi var, saldırı olacak’ dedi. İşyerini kapattık. 10 dakika sonra saldırdılar. Bir grup polis de var. Sadece seyrettiler. Canlı canlı bizi de yakacaklardı” dedi.

HDP İl Başkanı Demet Resuloğlu da polisi suçladı: “Polisi aradım. Binamıza saldırı olacağını belirterek önlem alınmasını istedik ancak alınmadı. Akşamüstü tekrar aradım. Bize, ‘il başkanlığınızın olduğu yere yürümeyecekler, kontrolümüz altında’ dediler. Yarım saat sonra binamıza saldırdılar. O sırada Gül Kitabevi’ne geçtim. Bizim binadan sonra kitabevine yöneldiler. Yakmaya başladılar. Her tarafı alevler sardı. Valiyi, emniyet müdürünü aradık, kimse dönmedi. İtfaiye ve 155’i aradık, ‘ekiplerimiz yolda’ dediler. İkinci kattan kendimizi atarak kurtulduk. Olaylar organize. Emniyetin, valinin, polisin, hepsinin bilgisi dâhilinde oldu.”

CHP’den şoke eden rapor

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kente gönderdiği inceleme heyeti olaylarla ilgili çok çarpıcı detayları ortaya çıkardı:

  • 8 Eylül’de belediye araçlarından üç kez anons yapılarak halk ‘Şehitlere Saygı ve Teröre Lanet Yürüyüşü’ne çağrıldı.

  • Vali Necati Şentürk’e göre Ülkü Ocakları ile Osmanlı Ocakları’nın basın açıklaması yapacaklarına dair istihbarat alındı. İlave önleme gerek duyulmadı. Sadece HDP binası önünde sınırlı sayıda polis görevlendirildi.

  • Göstericiler Türk bayrakları ile yürürken sayıları 6-7 bini buldu.

  • Kalabalıkta ‘kimsenin tanımadığı’ beyaz gömlekli kişiler, ellerindeki adreslere göstericileri yönlendirdi, önceden belirlenmiş Kürt ve sol görüşlü vatandaşlara ait işyerlerini yakmaya teşvik etti.

  • Saldırganlara karşı polis bir yerde atılan biber gazı hariç neredeyse hiç müdahalede bulunmadı.

  • Şehirdeki tek TOMA olayları durdurmak yerine saldırganların serinlemesi için havaya su püskürttü.

  • Olaylar devam ederken Vali Şentürk kalabalıkla birlikte TOMA’nın üstüne çıkarak İstiklal Marşı söyledi.

  • Belediye başkanı da göstericileri tahrik eden bir konuşma yaptı.

  • Polisler göstericileri teşvik edici davranışlar gösterdi.

  • İtfaiye, Gül Kitabevi’ne geç geldi. Bir saldırgan itfaiye aracının hortumunu kesti ve söndürme işlemi başlamadan bitti.

  • Toplamda dört iş yeri yakıldı, 32 ev ve işyeri ciddi hasarlar gördü.

Organize işler

Bu olaylar nedeniyle hiçbir yetkili ne görevden alındı ne de istifa etti. Olaydan üç gün sonra 20 kişi gözaltı alındı, çoğu bırakıldı. Yaklaşık bir buçuk ay sonra da kitabevinin yakılması ile ilgili 16 sanık hakkında dava açıldı. Sanıklardan sadece altısı tutuklu yargılanıyor. Ayrıca HDP binasının yakılmasıyla ilgili 3 kişi tutuklandı.

Olayları yakından takip eden gazeteci İsmail Saymaz da saldırıların organize bir şekilde gerçekleştiğini düşünüyor. Al-Monitor’a konuşan Saymaz, Kırşehir’deki olaylarda AKP ile ilintili bir örgütlenme olarak ortaya çıkan Osmanlı Ocakları ile MHP ile bağlantılı Ülkü Ocakları’nın adının geçtiğini belirtti: “Eylem kararı üç gün önce alınmış, duyurusu belediyenin araçlarından yapılmış. Saldırıda tutuklananlardan biri MHP’li. Ama bu işin arkasında Osmanlı Ocakları çıkabilir. Osmanlı Ocakları hükümetle paralel hareket eden bir yapılanma. Hürriyet’e saldırı gibi birçok olayın arkasından bunlar var. Osmanlı Ocakları’nın yaptığı basın açıklamasından sonra saldırılar başlıyor. Saldırıların 7 saat boyunca polis tarafından durdurulmaması resmi bir göz yummanın olduğunu gösteriyor. Sokaklar yanıyor ama polis yok. İtfaiye gelemiyor. Gül Kitabevi’nin kundaklanmasından 25 dakika sonra geliyor. Geldiğinde de hortumunu kesiyorlar. Kırşehir çok küçük bir şehir. 5 dakika bile gecikmenin mazereti olamaz. Bir TOMA gönderiliyor ama gösterileri dağıtmak yerine havaya su sıkarak serinlemelerini sağlıyor. Onlarca görüntü kaydı olmasına rağmen olaylardan bir ay sonra şüpheliler yakalanıyor. Bir hedef listeye göre hareket edildiği ihtimalini dışlamıyorum. Olaya karışanlar arasında Facebook yazışmaları var, bunlardan birinde ‘Daha terör örgütüne ilaç desteği sağlayan eczacılar ve 22 adet iş yeri var. Oraların alayı da yakılacaktır’ deniyor.”


Linçte arka plan: ekonomik paylaşım

Kırşehir’deki gibi Alanya ve Manavgat’ta da Kürtlerin işyerleri hedef oldu. Kürtlerin hedef tahtasının siyasi ve sosyolojik boyutlarını Al-Monitor’a değerlendiren hukukçu ve gazeteci Ali Topuz ise Kırşehir ve Alanya’daki güdümlü şiddetin benzerliklerine dikkat çekti: "Teröre tepki eylemleri başlığı altında yayılan meşum saldırılarda ilginç bir yan var. Hem etnik düşmanlığın saf bir etnik nefretle ilgili olmadığını gösteren bir yan hem de organize güçlerin işin içinde olduğunu gösteren bir yan. Alanya'daki izlenimlerim bunu teyit ediyor. İlçede, 30'dan fazla iş yeri yakılırken, gözaltına alınanlar adliyede bırakılıyor. Fakat daha önemli olan saldırganların serbest kalmalarını isteyenler. Dosyaları izleyen bir avukat anlattı: Yakanlar adliyeye getirilince Alanya ve Antalya'nın esnaf, sanayi ve ticaret odalarının başkanları, yöneticileri adliyeye akın ediyor. Yani Alanya'da Kürtlere saldırının çekirdeğinde, ekonomik çıkarlarını çok iyi bilen bir yapı yer alıyor. Bu çekirdek, ekonomik güçler tarafından meşru bulunup korunuyor. Bütün saldırılarda aynı motif var: Gruplar göstere göstere geliyor. Polis ortadan kayboluyor. Bir dükkân yakılıp yıkıldıktan sonra ikincisine geçiliyor. İkinciye belki de üçüncüye geçtikten sonra polis gelirse geliyor. Gelince de ilk tepkisi, dükkânı yandığı için isyan eden kişilere oluyor: Gözaltına alırım bak. Manavgat ve Kırşehir'de olanlarla Alanya'da olanlar arasında çok benzerlik var. Alanya'nın Kırşehir kadar çok konuşulmaması da çok ilginç. O saldırı dalgasında kanaatime göre üç güç var: Biri il, ilçe ve beldelerdeki ekonomiden Kürtlerin yararlanmasından hoşlanmayan rakipleri. İkincisi, bu hoşnutsuzlukları milliyetçi propagandalar eşliğinde harmanlayarak yükselmek isteyen yerel siyasal arzu sahipleri. Üçüncüsü de bu iki figürü kullanarak siyasal mesajlar veren devletin kendisi. Biri vuruyor. Biri hukuk önünde koruyor. Diğeri her şeyi izleyip gözleyip siyasal mesaja çeviriyor: HDP'yi desteklerseniz, Kürt siyasal hareketinin peşine takılırsanız, varınızı yoğunuzu elinizden alacak hazır bir kitle var ve o kitle işini bitirmeden ben ortaya çıkmam.”

Kırşehir siyasi dağılımı dengeli bir şehir. Sosyal demokrat ve sol oyların yüzde 30’u bulduğu kentte 7 Haziran seçimlerinde AKP ve MHP birer vekil çıkardı. AKP yüzde 39, MHP 31, CHP 19 ve HDP yüzde 6 oy aldı. Bir önceki dönemde iki vekilliği de AKP kazanmıştı. Kentteki Kürt varlığı da son dönemlerdeki göçler bir yana yüzlerce yıl öncesine dayanıyor. Milliyetçi dalgalanmanın fazla olmadığı kentte Kürtler ile Türkler arasında köklü komşuluk ve akrabalık ilişkilerinden bahsetmek mümkün. Olaylardan sonra kent sakinlerinin saldırıya uğrayan esnafla sergilediği dayanışma görüntüleri de şehrin farklı siyasi yapılarla barışık yapısını yeniden hatırlattı.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020
Kayyum politikası Kürt siyasetine geçit vermiyor
Mahmut Bozarslan | türk-kürt çatışması | Nis 8, 2020
Erdoğan hükümetinin COVID-19 salgınına karşı politikası ekonomiye öncelik veriyor
Kadri Gürsel | Koronavirüs | Nis 8, 2020
Türkiye’de ‘iyilik’ sadece Erdoğan’dan gelir
Orhan Kemal Cengiz | | Nis 6, 2020
Ana muhalefet CHP, CNN Türk’ü neden boykot etti?
Kadri Gürsel | Basın özgürlüğü | Şub 11, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye Filistin sürecinde Mısır’ın yerini alabilir mi?
Fehim Taştekin | Palestinian reconciliation | Eyl 29, 2020
al-monitor
Zombi ekonominin zombi patronları
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Eyl 26, 2020
al-monitor
İdlib’deki zamansız gerilimden savaş çıkar mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Eyl 25, 2020
al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020