51 yıl sonra açılan okul, Türkiye’deki Rumların umudu oldu

Sayıları yüz yılda 100 binlerden, birkaç bine düşen Türkiyeli Rumların bazı temsilcileri, nüfusun tükenmesi kaygısına karşın Ege’deki İmroz adasına geri dönecek diaspora Rumlarına umut bağladı. Yeni açılan Rum ortaokul ve lisesinin dönüşü cazip kılması bekleniyor.

al-monitor .

İşlenmiş konular

turkish-greek relations, school, population, greek economic crisis, education, cyprus

Eki 2, 2015

Gazetelerde 28 Eylül’de yer alan haberler, 40 yıl aradan sonra bir Rum okulunun yeniden açıldığını haber veriyordu. Ancak, yazılanların aksine, orta ve lise dereceli bu Rum okulu 40 yıl sonra değil, 51 yıl sonra açıldı. Üstelik bu haberlerdeki ifadeyle öğrenci yokluğu nedeniyle değil, devletin 1964 yılındaki kararıyla kapanmıştı Gökçeada’daki Rum okulları.

51 yıl önce 450 civarında öğrencileri vardı. Bugün ise 3’ü ilkokul, 5’i ortaokul ve 6’sı lisede, toplam 14 öğrencisi var. İlkokuldakiler hariç, bu öğrencilerden yalnızca biri burada doğmuş. Diğerleri, Yunanistan’dan okulun açılmasıyla birlikte geriye göç eden Gökçeadalı ailelerin çocukları.

Gökçeada’da Rumca öğrenim, 49 yıl aradan sonra, 2013 yılında açılan ilkokulla yeniden başlamıştı. Bunu, geçen yıl orta ve lise bölümlerinin açılışının takip etmesi bekleniyordu. Ancak, binalardaki tadilatın yetişmemesi nedeniyle açılış bu yıla kaldı. 

 Bu okulların açılması için arkadaşlarıyla birlikte 5 buçuk yıldır bizzat çabalayan Rum toplumunun önde gelen liderlerinden İmroz Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı Laki Vingas’ın Al-Monitor’la yaptığı söyleşideki sözleriyle, “Bu okul, geçmişi acılar, yaralar, kaybolan değerler, kapatılan okullar, gönderilen, kovulan insanlar ve el konulmuş, kamulaştırılmış araziler, tarlalarla dolu bir toplumun gelecek tasavvurunun, hayalinin altyapısı.”

 Vingas’a göre, bugün öğrenci sayısının düşük olması bir kriter değil. Önemli olan gelecek.

 Gökçeada, 1923’teki Lozan Anlaşması’yla, Bozcaada (Tenedos) ile birlikte Türkiye’ye bırakılan iki Ege adasından biri. Türkiye’nin en büyük adası ve en batı noktası. Çanakkale Boğazı girişindeki konumu nedeniyle de, stratejik öneme sahip.

 Aslında adı, binlerce yıldır İmroz’du. 1970 yılında bir kararnameyle değiştirildi. Lozan Anlaşması’nın 14. maddesine göre, nüfuslarının neredeyse tamamı Rum olan bu iki ada özerk bir yapıya sahip olması gerekiyordu. Anlaşma, güvenliğin, özerk yönetim tarafından yerli halk arasından seçilen polis tarafından sağlanmasını öngörüyordu. Bu hiç uygulanmadı.

 Vingas, Lozan’ın üzerinden geçen 92 yılın ardından bugün, adada ilk kez bir zabıta memurunun Rumlar arasından seçilmiş olduğunu belirtiyor ve bundan duydukları memnuniyeti ifade ediyor: “Bir general değil, bir zabıta belki. Ancak, zabıta da olsa, üniformalı bir cemaat mensubu görmek bizi mutlu etti. İlk defa bir üniforma verildi, ilk defa güven tesis edildi. Günümüz şartlarında, açık demokrasilerde bu komik gelebilir, anekdotik olabilir. Ama Rum bir vatandaşı bir zabıta olarak görürseniz, artık bu normalleşme sürecidir.”

Lozan’ın aynı maddesine göre, bu adaların Rum sakinleri Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesinin de dışında kalacaktı. Mübadele olmadı, ancak 1927 sayımına göre İmroz’daki nüfusu 6 bin 555 olan Rumların bugünkü sayısı 318. 1927 yılında İmroz’daki Türklerin sayısı 157’diydi. 2014 nüfus sayımına göre, Türklerin bugünkü sayısı 8 bin 300 civarında. 

Lozan’daki özerklik anlaşmasına ise hiç uyulmadı. 1927 yılında çıkarılan “Bozcaada ve İmroz Kazalarının Mahalli İdareleri Hakkında Kanun” başlıklı yasanın 14. maddesiyle ana dilde eğitim hakları da ellerinden alındı. Bu madde, eğitimin Türkçe yapılmasını emrediyordu. Rumcanın, velilerin talebi durumunda, bir dil dersi olarak okul saatleri dışında ve ücreti veliler tarafından karşılanacak bir öğretmen tarafından verilmesini öngörüyordu.

Rumca ilk eğitim yasağı, 24 yıl sürdü. Yunanistan’la ilişkilerde yaşanan bazı olumlu gelişmeler üzerine ilgili maddenin askıya alınması sonucu, 1951 yılında sona erdi. 13 yıl sonra, 1964 yılında Kıbrıs konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle aynı yasa maddesi yeniden yürürlüğe koyuldu ve ada çocuklarına, gençlerine bir kez daha gurbet yolu göründü. Ana dillerinde eğitim almak için yeniden İstanbul’un, Yunanistan’ın yolunu tutmak zorunda kaldılar.

Adanın önde gelen sakinlerinden Stelyo Berber’in ifadesiyle, bu yasağın tekrar getirilmesiyle birlikte İmroz, eğitim göçü nedeniyle 50 yıl boyunca, İmroz “çocuksuz ada” oldu: “İnsanlar, çocukları ana dillerini öğrenebilsinler diye kendi topraklarından ayrılmak zorunda kaldı. Doğanın kanununa göre, herkes ait olduğu yerde yaşama hakkına sahip olmalı.”

Aynı yıl İmroz’a tayin edilen yeni mezun Türkçe öğretmeni Erol Saygı, 1986 yılında yayınlanan “Gökçeada / İmbros” adlı kitabında, İmrozluların eğitime verdikleri önemi ve yurtlarına bağlılıklarını şöyle anlatıyordu: “Adadaki herkes, çobanlar bile yüksek tahsilliydi. Atina’da üniversite bitirip dönüyorlar, anneleri babalarıyla yaşamak için geleneksel işlerine devam ediyorlardı. Çiftçilik, hayvancılık yapıyorlardı.”

1927 sayımına göre adadaki nüfus oranı yüzde 97 olan Rumların bugünkü yüzde 3 seviyesine düşmesinin tek nedeni, okulsuzluk olmadı. İkinci Dünya Savaşı sırasında 1942’de koyulan Varlık Vergisi, 6-7 Eylül 1955’te İstanbul ve İzmir’de patlak veren vahşi saldırılar ve baskılar göçlere neden olduysa da, 1960 yılında halen 5 bin 500’e yakın Rum vardı adada.

Ancak, göçü körükleyen darbeler art arda gelmeye başladı. 1965 yılında adanın çok da geniş olmayan tarım alanlarının en verimlileri kamulaştırıldı. Yazar Sotiris Theoharis’in ifadesiyle, “3 bilemedin, 5 yumurta parasına”. 

Bu alanlara, yarı açık cezaevi kuruldu. Bu cezaevi, Rumlara korku saldı. Cezalarının yarıdan fazlasını çekmiş, cinayet, hırsızlık gasp ve tecavüz gibi ağır suçların mahkûmları, 1992 yılında cezaevi kapanana kadar adada serbestçe dolaştı. Bazı iddialara göre, aynı ya da benzer suçları tekrar işlediler.

Özel üretim çiftliği kurulması, askeri alanlara yer açılması amacıyla kamulaştırmalar hızla devam etti. Hayvancılık, balıkçılık gibi diğer gelir kaynaklarına sınırlamalar getirildi. Askeri güvenlik uygulamaları nedeniyle seyahat özgürlükleri kısıtlandı.

Diğer yandan, on yıllardır süregelen Anadolu’nun çeşitli yerlerinden adaya Müslüman ailelerin taşınmasına hız verildi. Rum köylerinin adları Türkçeleştirilirken, yeni köyler kurulmaya başlandı. Rumların mal edinmelerinin önüne engeller konuldu. 

Ve 1970 yılına gelindiğinde, adadaki Rum nüfus tarihinde ilk kez azınlığa düştü. 4 bin 20 Türk’e karşın, 2 bin 576 Rum kalmıştı. 1974’te Kıbrıs’ın işgali ve olumsuz diğer gelişmelerin sürmesi sonucu, 1985’te sayıları 472’ye, 1990’da 300’e düştü. Bugün İmroz’da 318 Rum var. Ancak, okulun açılması nedeniyle, ekonomik kriz içindeki Yunanistan’dan dönen birkaç Rum ailenin de katkısıyla.

Türkiye’de yaşayan Rumların sayısı, Laki Vingas’ın iyimser olduğunu belirttiği rakamla bugün en fazla 4-5 bin. Kötümser tahminlere göre, 2 binin altında. 

Profesör Ahmet İçduygu’nun gayrimüslimlerin Türkiye’den göçüne ilişkin iki arkadaşıyla birlikte 2008’de yazdığı makalede aktardığı bilgilere göre, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1919 yılında Türkiye’deki Rumların sayısı 1 milyon 15 bindi. Bağımsızlık Savaşı ve ardından gelen kitlesel göç ve mübadeleler sonrasında, 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımında bu rakam 110 bine düşmüştü. 1990 yılında ise Rum kanaat önderlerinin tahminlerine göre 8 bin Rum kalmıştı Türkiye’de. Bugün ise Rum toplumu tamamen yok olma endişesi taşıyor.

Merkezi Atina’da bulunan İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu’nun Başkanı Nikolaos Uzunoğlu’na göre, önlem alınmazsa 10 yıl sonra Türkiye’de Rum nüfusu 500 kişinin altına düşer ve tarihe karışır. Uzunoğlu’nun umudu, yüzde 98’i dışarıda yaşayan Rum diasporasından gençlerin geri dönüşünde. Dönmek isteyen gençlere, Türkiye’nin desteğini bekliyor.

Türkiye’deki Rumların kanaat önderlerinden Vingas’a göre, İstanbul’da halen açık olan 3 Rum okulundaki toplam öğrenci sayısı 220-230 civarında. İmroz’da açılan Rum ortaokul ve lisesi, Rum toplumu için yeni bir umut. Atina’daki İmroz Derneği Başkanı Kosta Hristoforidis de aynı umudu taşıyor. Yunanistan’daki 10 bin, dünya genelindeki 15 bin İmrozlunun adayla ilişkilerini sürdürdüğünü belirtiyor ve ekliyor: “Orası bizim vatanımız.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Madencilerin altın iştahı büyüyor
Mustafa Sönmez | | Eki 26, 2020
al-monitor
İdlib: Daha büyük bir savaş için küçük bir çekilme
Fehim Taştekin | | Eki 22, 2020
al-monitor
Saray yasaklıyor, rakı direniyor
Mustafa Sönmez | | Eki 19, 2020
al-monitor
Sahaya inen Türkiye neden masada olamıyor?
Fehim Taştekin | | Eki 15, 2020