Obama Suriye’de çözüm için Putin’le iş birliğine hazır

Suriye’deki Rus hava saldırıları yaygın şekilde kınansa da BM aracılığındaki siyasi çözüm çabalarında ilerleme işaretleri görülüyor. İran’ın Suudi Arabistan ve Mısır’la ilişkileri farklı yönlerde seyrediyor. ABD Irak’a “zayıf ortak” muamelesi yapmamalı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor ABD Başkanı Barack Obama, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bir araya geldiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e el uzatırken, 28 Eylül 2015 Photo by REUTERS/Kevin Lamarque.

İşlenmiş konular

syria civil war, sergey lavrov, is, counterterrorism, bashar al-assad, barack obama

Eki 4, 2015

Lavrov: Suriye’de siyasi değişim olmalı

Rusya’nın Suriye ordusuna destek olarak başlattığı hava saldırıları ABD ve koalisyon müttefiklerince yaygın şekilde kınansa da siyasi geçiş için BM gözetiminde yeni bir müzakere süreci ivmesi de oluşuyor olabilir.

ABD Başkanı Barack Obama 2 Ekim’de Rusya’nın bu müdahalesiyle Suriye’de “bataklığa” saplanabileceği konusunda uyarırken hem İslam Devleti (İD) hem Suriye hükümetine karşı savaşan “ılımlı” silahlı grupların ayrım gözetmeden hedef alınmasını bir “facia reçetesi” olarak tanımladı.

Ancak Obama aynı zamanda Suriye’de siyasi geçiş için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le birlikte çalışmayı önerdi ki burada Suriye lideri Beşar Esad’ın görevi bırakmasının başlangıç için ön koşul olmadığı anlaşılıyor.

Obama şöyle konuştu: “Başkan Putin’le görüşmemde Suriye meselesinin ancak kapsayıcı bir siyasi geçişle, devleti, orduyu koruyan, bütünlüğü sürdüren ama kapsayıcı olan bir siyasi geçişle çözülebileceğini ve bunun da ancak Sayın Esad’ın ayrılmasıyla başarılabileceğini, çünkü onun için Suriye halkı nezdinde iade-i itibarın artık mümkün olmadığını açıkça ifade ettim. (…) Sayın Putin ortakları Sayın Esad ve İran nezdinde aracılık yaparak siyasi geçişi sağlamaya istekliyse onunla birlikte çalışmaya hazır olduğumu kendisine söyledim. Uluslararası toplumun diğer kesimlerini de böyle bir çözüme ikna edebiliriz. Ancak tek başına askeri çözüm Rusya ve İran’ın Esad’ı ayakta tutmaya ve halkı pasivize etmeye çalışması onları bir bataklığa sürükler. Bu yol işe yaramaz.”

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’la 30 Eylül’de yaptığı görüşmenin ardından şöyle konuştu: “Bazı siyasi tercihler bakımından henüz kararlılık olmasa da doğru istikamette ilerlemeyi sağlayacak bazı çok somut adımlar olduğunu düşünüyorum. Bunun üzerinde ciddiyetle durmak gerekir.”

Lavrov ise Rusya için başlıca önceliğin terörle mücadele olduğunu ve İD’le mücadelenin “Suriye’de siyasi sistemin değişmesi koşuluna bağlanamayacağını” belirtti. Ancak o da Esad konusunda ABD ve Rus tutumlarının yakınlaştırılabileceği sinyalini verdi. Washington Post gazetesine göre Lavrov “Evet, Suriye’de siyasi değişim olmalı.” dedi ve İD’le mücadeleyi kastederek ekledi: “Buna paralel olarak, yani bunun ardından değil buna paralel olarak siyasi cephede birçok şey yapılabilir.”

Habere göre Rus Dışişleri Bakanı şöyle devam etti: “Suriye toplumunun tüm kesimleri demokratik seçimler, tüm etnik grup ve dini azınlıkların haklarını sağlayan laik bir devletin ana hatları ve anayasa üzerinde mutabık kalmalı.” Lavrov ayrıca Özgür Suriye Ordusu ve diğer “Suriyeli yurtsever muhalif şahısların” siyasi süreçte yer alması gerektiğini belirtti. Lavrov’a göre bir mutabakata varılır ve bu mutabakat BM Güvenlik Konseyi’nce benimsenirse, Suriye halkı da haklarının anayasada koruduğunu görürse “şu veya bu isimle ilgili sorunların çözümü fazlasıyla kolaylaşacak.” Rus bakan, BM Genel Kurulu marjında Kerry ve Körfez ülkeleri bakanlarıyla yaptığı görüşmelerde bu konuları ele aldığını belirtti.

Suriye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Velid Muallim de BM Genel Kurulu’nda 2 Ekim’de yaptığı konuşmada hükümetin önceliği terörle mücadeleye vermekle birlikte “siyasi kulvarda” da kararlı olduğunu söyledi. Suriye Arap Haber Ajansı’nın aktardığına göre Muallim, hükümetin BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın “daha ziyade fikir teatisinde bulunmak ve mutabık kalınan sonuçların Cenevre-3 sürecinin hazırlığında kullanılabilecek, bağlayıcı olmayan ön görüşmeler yapmak” amacıyla oluşturulacağı “beyin fırtınası” komisyonlarına da katılacağını ifade etti.

Laura Rozen ise BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan P5+1 müzakere modeli kullanılarak İran ve başka ülkeleri Suriye’yle ilgili çabalara dâhil etme yönünde fikir birliği oluşabileceğini bildiriyor. Rozen, AB Dış Politika Temsilcisi Federica Mogherini’nin P5+1 Grubu ile İran arasında bakanlar düzeyinde yapılan toplantının ardından BM’de gazetecilere şöyle dediğini aktarıyor: “Suriye konusuna da değindik. (…) Özellikle de bu formatta yürüttüğümüz diyalog ve diplomasiyle dünya için bu denli önemli bir şeyi başardığımızı konuştuk. Bu format başka konularda da yararlı olabilir. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde bu konuya daha yakından bakacağız.”

Barbara Slavin’in aktardığı gibi İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de New York’taki BM Genel Kurulu’na kısa süreli katılımı sırasında P5+1 formatının Suriye meselesini ve başka bölgesel krizleri çözmede yararlı olabileceğini birkaç defa belirtti.

Belki tüm bunlardan da önemlisi Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil El Cubeyr’in krallığın Suriye konusunda tutum değiştirebileceği sinyalini vermesi oldu. BM Genel Kurulu marjında gazetecilere açıklamalarda bulunan Cubeyr, bir yandan katı bir çizgi ortaya koyarak açıkça Esad’ın devrilmesine dönük ‘askeri çözüm’den bahsetti, Özgür Suriye Ordusu ve Esad’a muhalif diğer “ılımlı” silahlı gruplara desteğin “yoğunlaştırılacağını” belirtti. Diğer yandan ise “Suriye’deki işgalci güç” dediği İran’la görüşme ihtimalini dışlamadı, bunun ABD, Rusya, Türkiye ve Suudi Arabistan’ı kapsayan bir toplantı çerçevesinde de olabileceği sinyalini verdi.

Cubeyr’in belki de en dikkat çekici sözleri, Suudi Arabistan’ın da ABD ve Türkiye’nin yeni tutumuna yaklaştığına işaret ediyordu. Bu tutum Esad’ın er geç iktidardan gitmesi gerektiği, ancak bu gidişin koşulları henüz belirlenmemiş bir geçiş süreci kapsamında olabileceği şeklinde özetlenebilir. Stars and Stripes sitesinde yer alan habere göre Cubeyr, Suriye’de siyasi geçişin çerçevesini çizen 2012 Cenevre Mutabakatı’na atıfta bulunarak şöyle konuştu: “Bu konseyin kurulmasının ardından seçimlerin yapılacağı güne kadar -- bu süre bir gün mü, bir hafta mı bir ay mı olur bilemiyorum – Esad’ın teoride ufka doğru yol alması gerekir. Esad, ülkeden ayrılmasını öngören bir siyasi süreci kabul ederse sanırım o zaman mesafe alırız.”

İran, Suudi Arabistan ve Mısır

Suriye konusunda bu küçük açılım ihtimali belirirken zaten gergin olan Suudi-İran ikili ilişkileri daha da kötüye gitti. Ali Hashem’e göre 24 Eylül’de Hac sırasında yaşanan izdihamda 464 İranlı hacının hayatını kaybetmesi Suudi Arabistan’la İran arasında bir yakınlaşmaya vesile olabilirdi ama bu fırsat kaçırıldı. Ruhani, BM Genel Kurulu için gittiği New York’taki programını Hac faciası nedeniyle kısa keserek ülkesine döndü. Suudi yönetimi 769 hacının öldüğünü, 934 hacının yaralandığını açıkladı. Ancak gerçek ölü sayısı 900’ün üzerinde olabilir.

İran-Suudi ilişkileri Suriye ve Yemen çatışmaları nedeniyle gerilirken Saeid Jafari, Suriye savaşının İran-Mısır ilişkilerinde mütevazı da olsa yeni bir başlangıca vesile olduğunu yazıyor. Zira bölgeyi tehdit eden radikal Selefi grupların güçlenmesi Tahran ve Kahire için ortak bir kaygı oluşturuyor.

İran-Irak-Suriye ekseni

Suriye’deki Rus hava saldırıları başlamadan önce Moskova’nın Rusya, İran, Irak ve Suriye arasında istihbarat paylaşım anlaşması sağladığı bildirildi. Bu sütunda ocak 2014’ten bu yana terörle mücadelede daha kararlı bir yaklaşım için ABD önderliğinde bölgesel bir girişimin başlatılması savunuluyor. Bir yıl önce, eylül 2014’te, terör karşısındaki İran-Suriye-Irak ekseninin ABD tarafından İD’le mücadelede kaldıraç gücü olarak kullanılması gerektiğini vurgulamış ve şöyle demiştik: “ABD ve İran, Suriye konusunda resmi olarak el ele veremez. (…) Yine de burada izlenmesi gereken trend bölgede gerçek bir terörle mücadele koalisyonuna dönüşebilecek nüvelerin ortaya çıkıyor olmasıdır. Özenle yönetildiği takdirde bu, bölgesel güvenlikte bir dönüşüme yol açabilir.”

ABD ve Irak yeni bir sayfa açmalı

Mustafa al-Kadhimi, ABD-Irak ilişkilerinin krizde olduğunu, İD’le mücadeleyle bağlı olarak hem Bağdat’ın hem Washington’un yeni bir sayfa açması gerektiğine dikkat çekiyor. Kadhimi şöyle yazıyor. “Irak, ABD’nin ortağı olarak terörle mücadele başta olmak üzere iki ülkenin ortak menfaatleri istikametinde bağımsız ve kuvvetli kararlar almak için harekete geçmeli. ABD ise Irak’a karşı yeni bir yaklaşım benimsemeli ve ona geçmişte yaptığı gibi ihmal veya terk edilebilir zayıf ortak muamelesi yapmamalı. Irak’ın jeopolitik önemi, Washington başta olmak üzere uluslararası ortakların bu ülkeyi ihmal etmemesini ya da onunla ilişkilerini nüfuzlu bölgesel güçlerin siyasi arzusuna göre kurmamasını gerektiriyor.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

ABD’nin Suriye yaptırımları Kürt müttefiklerini de tehdit ediyor
Jared Szuba | ekonomi ve ticaret | Haz 9, 2020
Putin’in yeni Suriye temsilcisi ataması ne anlama geliyor?
Anton Mardasov | Suriye'de Rusya | May 28, 2020
Pentagon: Kürt kontrolündeki Arapların hoşnutsuzluğu Şam ve Moskova’ya yarıyor
Jared Szuba | Suriye çatışması | May 15, 2020
Libya: Rusya Hefter’den desteğini çekiyor mu?
Kirill Semenov | Libya’daki çatışma | May 13, 2020
Rusya Suriye ordusu üzerinde göründüğü kadar etkili mi?
Anton Mardasov | Suriye'de Rusya | Nis 22, 2020

Recent Podcasts

Featured Video