Türkiye'nin Nabzı

Rus hamlesi Erdoğan’ın Suriye hesaplarını altüst etti

By
p
Article Summary
Suriye’deki Rus askeri varlığı dramatik biçimde artarken Ankara IŞİD’e karşı üslerini açmanın karşılığında beklediğinin pek azını alabilecek

Ankara’nın nihayet geçen temmuzda İncirlik başta olmak üzere Suriye ve Irak’a yakın hava üslerini IŞİD karşıtı koalisyonun hava gücü unsurlarına açma kararını alması bölgede oyunu değiştiren bir adımdı...

ABD liderliğindeki koalisyon böylece hava gücünü IŞİD’e karşı çok daha etkin ve düşük maliyetle kullanma imkânını elde edecekti.

Türkiye ve ABD arasında varılan mutabakat gereği, ilk partiyi oluşturan 6 Amerikan F-16’sının İncirlik’te konuşlanmasından sadece birkaç gün sonra Rusya’nın 6 MIG-31 Foxhound av/önleme uçağını Şam yakınlarındaki Mezze hava üssünde konuşlandırdığı haberi geldi.

Bunu izleyen günlerde Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını kayda değer ölçüde artırdığı ve bu ülkede konuşlandırdığı savaş uçaklarının sayısını da 28’e yükselttiği öğrenildi. Bunlar arasında uzun menzilli SU-27 Flanker av/önleme uçakları da vardı.

Hava-yer saldırı uçakları, savaş helikopterleri, insansız hava araçları, hava savunma sistemleri, kara unsurları ve çok sayıda askeri personel ile desteklenen bu önemli Rus yığınağı açıklanan iki amaçla yapılıyor: Birincisi IŞİD’le savaşmak, ikincisi de Esad rejimini düşmekten kurtarmak.

Suriye’ye Rus müdahalesinin oyunu değiştirme gücü işte bu bakımlardan çok daha büyüktür. Suriye denklemindeki gücünü ve ağırlığını dramatik biçimde artıran Rusya birçok hesabı altüst etmiştir.

En çok da AKP Türkiye’sinin oyun planı bozulmuştur. Rus müdahalesinin sahaya Ankara politikaları aleyhindeki yansımalarından birinin ne olabileceğini hayal gücümüzü kullanarak öngörebiliriz.

Ankara bu gelişmenin ışığında Suriye’nin Türkiye sınırındaki bazı kesimleri üzerinde 2012’den bu yana arızi biçimde sürdürdüğü ve aslında bir “uçuşa yasak bölge” uygulaması olan fiili duruma son vermek durumunda kalabilir.

Ankara, 2012’nin haziran ayında bir keşif uçağının Suriye’de konuşlu bir hava savunma sistemi tarafından düşürülmesinden sonra “angajman kuralları”nı değiştirdiğini ve Türk hava sahasına yaklaşan Suriye hava unsurlarına müdahalede bulunacağını açıklamıştı. Bu “angajman kuralları”nın halen geçerli olmadığını düşünmemiz için bir neden yok. Suriye’ye ait sabit ve döner kanatlı uçakların Türkiye sınırına “fazla yaklaşması” halinde üslerinden havalanan Türk savaş uçakları tarafından bölgeyi terke zorlandığı yolundaki haberlere 2012’nin yazından beri Türk medyasında ara sıra rastlanır olmuştu.

Bu “angajman kuralları” aslında en çok Ankara’nın desteklediği muhalif İslamcı grupların çıkarlarına hizmet ediyordu. Ankara “angajman kuralları” gerekçesiyle İslamcı muhaliflerin sınır bölgelerindeki askeri ve lojistik faaliyetlerine bir nevi hava koruması sağlamış oluyordu.

Şimdi ise cevabı zaman içinde alınacak soru şudur: Ankara, sınıra yaklaşan uçakların kanatlarında Rus yıldızının renkleri olduğunda yine bu “angajman kuralları”na göre mi hareket edecektir? Öngörümüz, bu “angajman kuralları”nın Rus uçaklarına karşı uygulanamayacağı ve muhaliflere fiili hava korumasının bu durumda son bulacağıdır.

Rus müdahalesi, Ankara’nın sınırın Suriye tarafındaki Carablus-Azaz hattı boyunca bir güvenlikli bölge oluşturma niyetini de bütünüyle anlamsız kılmıştır. Bunu başarmanın ilk koşulu, varsayılan bölge üzerinde düşman Suriye hava unsurlarının uçmasını önlemektir ki bu da hava gücüyle yapılır.

Rusya’nın Suriye’de MİG-31 ve SU-27 gibi av/önleme uçakları konuşlandırmasının tek izahı vardır, o da öncelikle Ankara’nın bu tür niyetlerine karşı bir caydırıcılık tesis etmektir. IŞİD, Al-Nusra ve Ahrar üş-Şam gibi cihatçıların hava gücü olmadığına göre başka türlü düşünmek imkânsızdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sorunu önceliklerinin koalisyonunkinden farklı olmasından kaynaklanıyor. Evet, İncirlik ve diğer hava üsleri koalisyon güçlerinin IŞİD’i daha etkin ve daha az maliyetle vurabilmesi için açılıyor ama bu karar nedeniyle sanılmasın ki IŞİD’le mücadele Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi için önceliklerin baş sırasına yerleşmiştir...

Bu ikilinin önceliği IŞİD değil. Hiçbir zaman da olmadı. Bunu öteden beri biliyoruz. Mesela Erdoğan IŞİD hakkında “terörist” nitelemesini yapmak için 25 Eylül 2014’e kadar bekledi.

Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi, Türkiye üslerini IŞİD’le mücadelede kullanıma açmak için IŞİD’le mücadeleyle Suriye’de rejim değişikliği politikasının birlikte yürütülmesini bir ön koşul olarak ileri süre geldi. Bunun alt başlığı da 2012’den beri istedikleri güvenlikli bölgenin kurulup desteklenmesi vardı. Ne değişti de üsleri koalisyona açmak için aylardır ayak sürüyen bu ikili sonunda inadından vazgeçti ve temmuzda bir anlaşmaya razı oldu?

Bunun üç nedeni vardır; üçünde de IŞİD tehdidi geri plandadır.

Bir: IŞİD’in kontrolündeki Tel Abyad’ın geçen haziranda koalisyonun hava desteği altında ilerleyen Kürt PYD güçlerinin eline geçmesi. Erdoğan ve Davutoğlu, IŞİD’e karşı koalisyonla işbirliği yapmayı savsaklamaları nispetinde zeminin ayaklarının altından kaydığını ve PKK’nın Suriye’deki kardeşi PYD’nin koalisyonla ittifak ilişkisi içinde her bakımdan güçlendiğini görerek irkildiler.

Türkiye, PYD’nin Kobani’den Fırat’ın batı yakasına geçerek buradaki Carablus’u IŞİD’den temizlemekte kullanılmasını istemiyor. Üslerin açılmasında bu faktör de rol oynamıştır. Koalisyonun lideri ABD Türkiye ile IŞİD arasındaki her türlü kara bağlantısının kesilmesini hedefler ve bu hizmeti Türk hükümet güçleri sunamazken, Ankara’nın PYD’yi Kobani’de tutma gayesinde ne kadar başarılı olacağını zaman gösterecek.

İki: Ankara’nın ısrar ede geldiği “Şam’da rejim değişikliği” politikasının idamesi bakımından Türkiye’nin Kilis kenti ile Halep arasında açık tutulması hayati önemde olan ikmal hattının geçen haziranda IŞİD tehdidi altına girmesi... Öncüpınar’ın karşısındaki Bab es-Selame sınır kapısından başlayıp güneydeki Halep’e uzanan bölge Ankara’nın resmen desteklediği muhalif unsurların kontrolünde. AKP Türkiye’sinin Suriye’de herhangi bir iddiayı sürdürebilmesi için bu hattan Halep’e uzanmaya devam etmesi lazımdır. IŞİD’i bu hattın doğusunda durdurmak için üsleri koalisyona açmak zaruri hale gelmişti.

Üç: PYD, ABD’nin IŞİD’e karşı Suriye’deki tek güvenilir savaşçı müttefikidir ve PYD’nin en önemli kaynağı ve destekçisi PKK’dır. PKK’ya karşı iç politika mülahazalarıyla yeni bir savaş başlatmaya karar veren Ankara’nın, sahadaki tek Amerikan müttefikini zayıflatırken karşılığında üsleri açmaması akıllıca bir davranış olmazdı. Üsler bu bakımdan da bir sus payı olarak ABD liderliğindeki koalisyona sunulmuştur. ABD, Ankara’ya PKK için yeşil ışık yakılmadığını, Ankara ile aralarında “üsler karşılığında PKK” diye özetlenebilecek herhangi bir açık ya da örtülü anlaşma olmadığını söylüyor... Ancak Ankara’nın bu denklemdeki mantığı bu kategorik tutumdan bağımsız olarak çalışıyor.

ABD, Ankara’nın üsleri açmasından dolayı bir hayli memnun. Türklerin ilkbahardan bu yana IŞİD’e karşı kendileriyle daha ciddi bir işbirliği içine girdikleri de vurgulanıyor. Altı çizilen bir başka husus da PYD’nin sadece IŞİD’le mücadele bağlamında desteklendiği ve bu örgüte silah ve cephane yardımı yapılmadığı...

Üslerini IŞİD’e karşı ABD ve diğer müttefik hava güçlerine açan Türkiye’nin bir numaralı önceliği ABD’ninki gibi IŞİD’i zayıflatmak ve yok etmek olsaydı, Rusya’nın denkleme IŞİD’e karşı ve Şam rejiminden yana girmesi Ankara’yı bu denli olumsuz etkilemezdi.

ABD’nin bir numaralı önceliği IŞİD. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin nokta-i nazarında IŞİD de yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü büyüyen bir tehdit ama asla bir numaralı öncelik değil.

Türkiye’nin bir numaralı sorunu ve önceliği bir süredir savaştığı PKK...

ABD için ise PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD “sorun” değil, tam tersine “çözüm”. Esad’ı devirmek, IŞİD tehdidi bölgesel ölçekte ortaya çıktığından beri ABD’nin öncelikleri arasında değil.

IŞİD dışındaki cihatçı grupların 2015’te kuzeydeki İdlib ve güneydeki Deraa’da rejim karşısında elde ettiği ilerlemeler, Rusya’nın askeri hamlesiyle nasıl dengelendiyse, Ankara’nın Esad’ın devrilmesine verdiği öncelik de o nispette anlamsızlaştı.

Rus hamlesi, Ankara’nın hava üslerini IŞİD karşıtı koalisyonun hava güçlerine açmasının karşılığında beklediğinin çok azıyla yetinmesine neden olacaktır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey-syrian border, tell abyad, recep tayyip erdogan, pyd, pkk, is, bashar al-assad, ahmet davutoglu

Kadri Gürsel, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. 2016'dan 2018'in eylül ayına kadar Cumhuriyet gazetesinde, daha önce de 2007-2015 yılları arasında Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Gürsel, Türk dış politikası, uluslararası ilişkiler, Türkiye’de Kürt sorunu ve siyasal İslam’ın gelişimi gibi konulara yoğunlaşmaktadır. Gazeteciliğe 1986'da başlayan Gürsel 1997’de Milliyet yayın grubuna katılmış, 1999-2008 döneminde de Milliyet’in dış haberler müdürü olarak çalışmıştır. 1993’ten 1997’ye kadar Fransız Haber Ajansı AFP’de muhabirlik yapan Gürsel, 1995 yılında PKK tarafından kaçırılmış ve bu tecrübesini 1996’da çıkan “Dağdakiler” isimli kitabında anlatmıştır. Gürsel, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yönetim Kurulu üyesidir. Twitter: @KadriGursel

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept