Türkiye-İran ilişkileri nereye gidiyor?

Türkiye ve İran için bölgesel anlaşmazlıkların ikili ilişkilere yansımasını önlemek bundan sonra daha çok maharet gerektirecek. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor 9 Haziran 2014’te Ankara’yı ziyaret eden İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından karşılanırken Photo by REUTERS/Umit Bektas.
Saeid Jafari

Saeid Jafari

@jafariysaeid

İşlenmiş konular

turkish economy, turkish-iranian relations, recep tayyip erdogan, iranian nuclear file, iranian politics, iranian interests, hassan rouhani

Eyl 11, 2015

TAHRAN, İran — Türkiye ve İran’ın siyasi ve ekonomik gelişimleri son 35 yılda adeta zıt bir seyir izledi. Birinin durumu iyileşirken diğerinin durumu geriledi. 1980’lerde Turgut Özal Türk ekonomisini sıçratırken İran Irak’la sekiz senelik yıkıcı bir savaşın içindeydi. Özal dönemi sona erince Türk siyasetine 1990’larda istikrarsız iktidarlar hâkim oldu. İran ise cumhurbaşkanları Ali Ekber Haşemi ve Muhammed Hatemi yönetiminde ekonomik ilerleme kaydetti. 1998’de yüzde 29’a ulaşan enflasyon oranı 2005’e gelindiğinde yüzde 13’e düştü.

Benzer şekilde 2005’te göreve gelen Mahmud Ahmedinejad’ın sekiz yıllık dönemi Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yükselişiyle kesişti. 2001’de neredeyse yüzde 70’e ulaşan Türkiye’deki enflasyon, 2013’e gelindiğinde o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminde yüzde 7,4’e düşmüştü. Ahmedinejad yönetimindeki İran’da ise enflasyon tersine bir seyir izleyerek yüzde 43’e çıktı.

İran’ın eski Türkiye büyükelçilerinden Firuz Devletabadi’ye göre bu gelişmeler arasında bağlantı var. Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Devletabadi şöyle diyor: “İki ülkenin tarihleri incelendiğinde bu tarz karşılıklı etkilere dair pek çok örnek görülebilir. İran’da İslam Devrimi zafere ulaşınca Türkiye’de İslami hareketler güçlenmeye başladı. İran’da Hatemi’nin cumhurbaşkanı seçilmesi ve Reformcuların iktidara gelmesi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim zaferinde etkili oldu. İki ülkenin de bölgede merkezi rol oynadığı düşünüldüğünde bu değişimler birbirinden bağımsız şekilde olmadı.”

2011’de Arap Baharı’nın patlak vermesiyle Tahran’la Ankara arasındaki görüş ayrılıkları arttı. İki taraf bölgesel gelişmeleri çok farklı yorumluyordu. Irak’a da yansıyan Suriye savaşı, İslam Devleti’nin (İD) ortaya çıkışı ve Yemen krizi Tahran’la Ankara arasındaki gerilimi artırdı.

Türkiye Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın devrildiği günü görmekte kararlıyken, İran da aynı kararlılıkla Esad yönetiminin ayakta kalmasına çalışıyor.

Hasan Ruhani 2013’te İran cumhurbaşkanı seçilince dönemin Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Tahran’ı ziyaret etti. Suriye savaşı o günlerde yıpratma harbine dönüşmüştü. İranlı yetkililer, Ankara’nın Suriye savaşında İran’ın arabuluculuğunu isteyebileceği ve Suriye’ye yönelik politikasını değiştirebileceği düşüncesine kapıldı. Ancak bu umutlar boş çıktı. Erdoğan Esad’ı devirmekte ısrarlıydı ve CNN’e verdiği bir mülakatta İran’ın Esad’a verdiği destekten rahatsız olduğunu da açıkça dile getirdi.

Suriye meselesi Tahran’la Ankara’nın tek anlaşmazlık konusu değildi. Türkiye’nin İD’e yönelik şeffaflıktan uzak politikaları İran’la ilişkileri daha da gerdi.

Devletabadi bu konuda şöyle diyor: “Türkiye İD’in bölgedeki ikmal kaynağı hâline gelerek hata etti. Bu politikanın kendisi için ne kadar sorunlu olduğunu ancak şimdi idrak ediyor. Türkiye’nin diğer bir hatası da kendi dertlerinden İD’le mücadele eden İran’ı sorumlu tutmaya çalışması oldu.”

Hâl böyleyken bu bölgesel çatışmaların ikili ilişkilere ne kadar yansıdığı önemli bir soru olarak ortaya çıkıyor.

Kıdemli İranlı diplomat Cyrus Nasıri bu değerlendirmeyi toptan reddediyor ve Al-Monitor’a şöyle diyor: “İran ve Türkiye’nin ikili ilişkilerinde hiçbir sorun yok. Anlaşmazlıklar bölgesel meselelerle ilgili. (…) Bu anlaşmazlıkları İran’la Türkiye’nin ikili ilişkilerine taşımamak gerekir.”

İki taraf arasında bir dizi resmi ziyaret gerçekleşse de bu ziyaretlerin havası pek sıcak görünmüyor. Örneğin Erdoğan son Tahran ziyareti öncesinde France 24 kanalına verdiği mülakatta İran’ın bölgede sorumsuzca hareket ettiğini söyledi. Bu sözler Tahran’da, bilhassa muhafazakârların hâkim olduğu parlamentoda yoğun tepkiyle karşılandı. Neticede Erdoğan, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’le de Ruhani’yle de görüştü ama iki tarafın bölgesel konulardaki anlaşmazlıkları devam etti.

İran’la altı küresel güç 14 Temmuz’da Ortak Kapsamlı Eylem Planı üzerinde uzlaşınca Türkiye anlaşmayı olumlu karşıladı ve Erdoğan İran’ı tebrik etti. Ancak bölgesel meselelere gelince iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların sürdüğü görülüyor. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif nükleer anlaşmanın imzalandığı Avusturya’dan dönünce bölgesel tura çıktı. Türkiye ve Suudi Arabistan’ın bu turda yer almaması dikkat çekiciydi. Zarif aslında Ankara’ya gitmeyi planlıyordu ama bu ziyaret son dakikada iptal oldu. İki ülkenin dışişleri bakanlıkları tarafından yapılan ortak açıklamada iptalin zaman sıkıntısından kaynaklandığı söylendi.

Ancak France 24’e göre iptalin sebebi, Zarif’in AKP’ye muhalif bir yayın organı olan Cumhuriyet gazetesine yazdığı makaleydi. Zarif bu makalede bölgedeki bazı ülkeleri eleştirmiş ve Suriye’deki terör gruplarını desteklemekle suçlamıştı.

Bundan birkaç gün sonra Türkiye’nin Tahran büyükelçisi İran Dışişleri Bakanlığı’na çağırıldı. Büyükelçiye Türkiye’ye giden İran vatandaşlarının can güvenliğinden kaygı duyulduğu iletildi. Bunun nedeni ise Türkiye’nin Van kentine giden bir İran yolcu otobüsünün sınıra yakın bir bölgede saldırıya uğramasıydı.

İran-Türkiye ikili ilişkilerinde henüz çok ciddi bir sıkıntı yaşanmamış olsa da bölgesel meselelerden kaynaklı gerilimin son 30 yılda görülmemiş bir noktaya doğru gittiğini söylemek yanlış olmaz.

Şu an Tahran Üniversitesi’nde siyaset bilimi hocası olan eski milletvekili İlahe Kulai Al-Monitor’a şu yorumda bulunuyor: “Nükleer anlaşmanın ardından İran-Türkiye ilişkileri daha da kötüye gidecek. Çünkü Türkiye İran’a uygulanan yaptırımlardan yararlanıyordu ve İran’ın bölgedeki eski konumunu kazanmasından memnun olmayacak.”

Devletabadi farklı düşünüyor: “İkili siyasi ilişkiler uzun bir tarihe sahip. İki taraf da ikili ilişkilerin önemini biliyor, bölgesel konulardaki anlaşmazlıkların ikili ilişkileri etkilemesine izin vereceklerini sanmıyorum. Tabii Erdoğan’ın yanlış bölgesel politikalarını değiştirmesi gerekir. AKP’nin parlamento seçimlerinde bu kadar oy kaybetmesinin nedeni de bu politikalardı.”

Türkiye şimdi yeniden seçime giderken aşikâr olan bir şey var: AKP iktidarını korur ve Erdoğan mevcut bölgesel politikalarında ısrar ederse Türkiye’nin İran’la ilişkilerini ilerletmesi zor. Kaldı ki bölgesel çatışmalar da durulmuyor, aksine kızışıyor. Ayrıca Türkiye’nin iç huzursuzluğu da bilhassa Kürt sorunu nedeniyle artıyor. Bu koşullarda Tahran’la Ankara arasındaki gerilim kolayca yükselebilir. Bu bağlamda İD’in geçen sene kuzey Irak’ta gerçekleştirdiği saldırıların ardından Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Ankara’dan uzaklaşarak Tahran’a yaklaşmış olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir.

Recommended Articles

Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020
Rapor: Suriye Milli Ordusu Libya’ya çocuk askerler gönderiyor
Amberin Zaman | Libya’daki çatışma | May 8, 2020
AVM’lere önceliğe tepki büyük
Mustafa Sönmez | Coronavirus | May 8, 2020
Turizmde 'eski normal' çok zor
Mustafa Sönmez | Coronavirus | May 1, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İran'ın Nabzı

al-monitor
Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?
Bijan Khajehpour | Coronavirus | Mar 19, 2020
al-monitor
İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?
Hamidreza Azizi | İdlib | Şub 5, 2020
al-monitor
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020
al-monitor
Süleymani suikastı İran’ın Suriye stratejisini nasıl etkiler?
Hamidreza Azizi | Iran-US tensions | Oca 7, 2020