Irak ve Lübnan halkları yönetimlerden hesap soruyor

By
p
Article Summary
Irak ve Lübnan’da patlak veren gösteriler yeni bir “Arap Baharı” dalgasının işareti olabilir. Suudi Arabistan’ın Hobar Kuleleri saldırısının önemli bir planlayıcısını yakalaması ABD’nin İran politikasını etkiler mi? İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Iraklılar sokaklarda

Ali Mamouri bu haftaki yazısında Irak’ın iç ve güney kesimlerinde süren yolsuzluk karşıtı protestoları aktarıyor ve şöyle diyor: “Muntazar El Hilfi’nin 16 Temmuz’da Basra’nın kuzeyindeki El Medine’de kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi için düzenlenen protestoda polis tarafından öldürülmesi Tunuslu Muhammed Buazizi’nin 4 Ocak 2011’deki ölümünü anımsattı.” El Hilfi’nin öldürülmesi o günden beri süren protestoları alevlendiren bir olay olmuştu.

Büyük Ayetullah Ali El Sistani dâhil Necef’teki dini otoritelerin gösterilere destek verdiğine dikkat çeken Mamouri şu tespitlerde bulunuyor: “Resmi İran mercilerinin ve İran’a bağlılıklarıyla bilinen Iraklı çevrelerin protestolara sert tepki vermesi, göstericilere çeşitli suçlamalar yöneltip onları durdurmaya çalışması dikkat çekiciydi. Belirtmek gerekir ki göstericilerin hedefinde yönetime hâkim olan İran yanlısı İslamcı partiler ve bunların yetersiz icraatları vardı. (…) Irak’ta hâlen devam eden bu protestolar dindarlar, laikler, komünistler gibi çok çeşitli çevreleri bir araya getirdi. Bu kesimlerin hepsi sistemde reform yapılmasını ve yönetimdeki yolsuzluğun sona ermesini talep ediyor. Görünen o ki göstericileri bölmek amacıyla göstericiler dini sloganlar ve Sistani dâhil dini şahsiyetler kullanılarak hedef alınıyor. (…) İran’dan veya İran yanlısı hareketlerden gelen saldırılarda göstericilerin din düşmanı olmakla, dine saygısızlık etmekle veya İslam Devleti’ne mensup olmakla suçlanmasının İran’la dinsel ittifak içinde olan belli İslamcı partileri korumayı amaçladığı anlaşılıyor. İranlı mercilerin göstericileri açıkça hedef alması, Sistani’nin ise göstericilere destek vermesi Irak’ın iç işlerinde etkili bu iki kamp arasında ufukta çatışma göründüğüne işaret ediyor. İran, Suudi Arabistan karşıtı bölgesel kampta Irak’ın anahtar unsur olmasını isterken Sistani, Irak’ın bölgesel çatışmalardan olabildiğince uzak durmasını, bağımsız kararlar veren etkin ve istikrarlı bir sivil devlet olmasını istiyor.”

Mustafa al-Kadhimi ise Başbakan Haydar El Abadi’nin reform paketinin parlamentoda onaylandığını ancak uygulamanın zor olacağına dikkat çekiyor: “Bu işin zor tarafı, son 10 yılda tüm alanlarda yaşanan büyük beyin göçü nedeniyle bu konuda çalışacak profesyonellerin ve bilimsel uzmanların eksikliğinden ibaret değil. Iraklı siyasilerin ülkenin ve toplumun bütünlüğü adına reform felsefesini benimsemek için ne kadar irade sahibi olduğu da önemli.”

Kadhimi, Abadi tarafından hazırlanan reformların gerçekleşmesi için parlamentoda “ciddi ve adil çalışma gruplarına” ihtiyaç olduğunu, “değişimi hayata geçirmek için kestirme yollar” gerektiğini vurguluyor.

Kadhimi şöyle devam ediyor: “Abadi, reformları bugüne dek desteklemiş olan dini mercilerden daha güçlü destek sağlayarak ve siyasi blokların onayını alarak reformların uygulanmasını hızlandırabilir. Belirtmek gerekir ki Cumhurbaşkanı Yardımcıları İyad Allavi ve Usame El Nuceyfi, reformların anayasaya aykırılık içerdiği iddiasıyla reformlara ilişkin bazı çekinceler dile getirdi. Devlet yapısındaki sorunların büyüklüğü, çözülen kurumlar, yasalarda ve idari talimatlarda yaşanan kargaşa ve tutarsızlık, devletin denetim sistemine bile kök salan yolsuzluk reformların uygulanmasında hükümetin önüne ciddi engeller çıkaracak.”

Mohammed Salih ise eski Başbakan Nuri El Maliki ile 30’u aşkın üst düzey yetkiliyi Musul’un düşüşünden sorumlu tutan raporun 17 Ağustos’ta parlamento tarafından kabul edildiğine dikkat çekerek bunun Abadi’nin reform girişimi için önemli bir turnusol kâğıdı olabileceğini belirtiyor. Salih şöyle devam ediyor: “En üst kademelerde yaşanan çatışmalar, yolsuzluk ve kişisel rekabetlerle sakatlanan bir ülkede Abadi yeni bir yönetim anlayışı getirmekte ciddiyse Musul raporu hedeflenen reformların hayata geçirilmesi için Abadi’ye avantaj sağlayabilir.”

Mohammad Ali Shabani ise İran’ın Irak siyasetinde oynadığı karmaşık role değiniyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Irak’ı hep başlıca öncelikleri arasında gördü. Irak’ı sık sık ziyaret eden Zarif, Büyük Ayetullah Ali El Sistani ile de görüşmeler yaptı. İran kökenli olan Sistani’nin Irak’taki etkisi, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani de dâhil olmak üzere tüm diğer oyuncuların etkisini aşıyor.

Shabani şöyle yazıyor: “Süleymani’nin askeri gücü artmış olsa da siyasi nüfuzunun giderek frenlendiği görülüyor. Gerçekten de bugün Irak’taki en güçlü İranlı ismin Büyük Ayetullah Ali El Sistani olduğu söylenebilir. Bu gidişat kendisini yıllardır belli etse de İD’in kuzey Irak’ta geçen yaz gerçekleştirdiği baskınla hız kazandı. Eski Başbakan Nuri El Maliki’nin iktidarını bitiren sadece Musul’un düşmesi ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle, Sünni liderlerle gerilimin artması değildi. Bu daha ziyade Büyük Ayetullah’ın hoşnutsuzluğunun sonucuydu. Ne Süleymani’nin kişisel desteği ne başında bulunduğu ittifakın en yüksek oyu alması Maliki’ye Necef karşısında kalkan olamadı.”

Shabani yazısını şöyle tamamlıyor: “Şimdilik Tahran’ın Bağdat’taki Şii liderlik kavgasına doğrudan müdahil olmaktan kaçındığı anlaşılıyor. Tahran, durumun kontrolden çıktığını görene dek bu tavrını muhtemelen sürdürecek. İşler o noktaya gelirse uzlaşma sağlamak üzere müdahale kararı verebilir. Bu da Bağdat’taki Şii liderliğini, hizipçi siyasete fazla bulaşmamaya çalışan Büyük Ayetullah’a yöneltebilir. Patlama potansiyeli taşıyan bu bekleme oyununda başlıca mağdur, siperlerde İD’le mücadele ederken içeride de yolsuzluk ve hizipçiliğin pençesinde kıvranan yine Irak halkı olabilir.”

Lübnan’da yeni bir nabız mı atıyor?

Beyrut’ta toplanmayan çöpler nedeniyle geçen ay başlayan protestoları ele alan The Economist dergisi, çöp meselesinin “ülkenin mezhepçi anayasal temelinden” kaynaklı daha genel bir hastalığa karşı “vesile” olduğunu yazıyor.

Lübnan halkının reform ve hesap verebilirlik talepleri de tıpkı Irak’ta olduğu gibi etnik ve dini fay hatlarının, vekâlet savaşlarının, kanlı çatışmaların siyaseti belirlediği bir bölgede umut vadeden mezhepler üstü bir eğilimin habercisi olabilir.

Al-Monitor 2014’te şu tespitte bulunmuştu: “Lübnanlı yurttaşlar, yeni bir gündem etrafında, hatta yeni bir harekette birleşiyor olabilir. Bunun temelinde ise süregelen toplumsal ve ekonomik hastalıkların geç de olsa tetiklediği bir halk başkaldırısı var. Bu başkaldırının talebi ise mezhepsel ve hizipçi değil, ulusal öncelikler temelinde yeni bir toplumsal sözleşme.”

Lübnan’daki Kataib Partisi’nin önde gelen üyelerinden milletvekili Samy Gemayel de aralık 2013’te bu eğilimi Al-Monitor’a şöyle anlatmıştı: “Bu ülkedeki yolsuzlukları konuşmamız lazım. Ülkenin nasıl yönetildiği, yolsuzluklar, bütün bu sistem… Ülkenin kaynaklarını tekeline alan, halkı tutsak eden bu mafyayı durdurmanın yolu âdemi merkeziyetçiliktir. Bugünkü durumun nedeni ülke yönetiminin bir avuç insanın elinde olması ve bu insanların halkın parasını kullanma gücüne sahip olmasıdır. Böyle olunca her şey çok basit oluyor. Sen bana oy veriyorsun, ben de senin ihtiyaçlarını karşılıyorum. Sen bana oy vermiyorsan, ben de senin ihtiyaçlarını karşılamıyorum. Ülke işte böyle yönetiliyor.”

Suudi terör zanlısının yakalanması tesadüf mü?

Bruce Riedel Suudi Arabistan’ın yıllar sonra önemli bir terör zanlısını yakalamasına ve bu gelişmenin zamanlamasına dikkat çekiyor. Söz konusu kişi, 1996’da Hobar’da 19 Amerikalı askerin ölümüne yol açan terör saldırısının planlayıcısı Ahmed İbrahim El Muğassil.

Wall Street Journal gazetesinin 28 Ağustos tarihli başyazısında Kongre’nin bu gelişmeyi “not etmesi” isteniyor ve şöyle devam ediliyor: “1983’te Lübnan’daki ABD Deniz Kuvvetleri kışlasının bombalanmasından tutun da Hobar Kuleleri ve Irak’la Afganistan’da birçok askerimizin canına mâl olan İran yapımı patlayıcılara kadar İran ve İran’ın maşaları Amerikan kanı dönmekten hiçbir zaman çekinmedi.”

1996’da savunma bakanı yardımcısı vekili olan ve Hobar Kuleleri’ne yapılan saldırıdan birkaç saat sonra olay yerine giden Riedel, Suudilerin Muğassil’i neredeyse 20 yıl sonra yakalamasının ve bunun İran nükleer anlaşması üzerindeki Kongre görüşmelerine denk gelmesinin tesadüf olup olmadığını sorguluyor.

Riedel şöyle yazıyor: “Muğassil Suudi Hizbullahı’nın İran’la irtibatlı üst düzey bir mensubuydu. Tahran’da kotarılan saldırı planında kimlerin yer aldığını tam olarak bilecek durumda. İş birliği yapacak olursa – ki bu son derece düşük bir ihtimal – emir komuta zincirini açıklayabilir. Muğassil’in ifadesi cımbızlanarak basına sızdırılırsa – ki bu çok daha yüksek bir olasılık – bu ifadeler yine Hamaney’in rolüne ilişkin bazı can sıkıcı ve tehlikeli soruları gündeme getirebilir. Muğassil’in yakalanma haberi 20 yıldır süren bu avın niçin şimdi sonuç verdiği sorusunu da gündeme getirecek. Bu zamanlama muhakkak ki birçok kişiye şüpheli gelecek. Bu haberin amacı, İran nükleer anlaşması üzerindeki Kongre görüşmelerinin sona yaklaştığı şu günlerde Amerikalılara İran’ın yıllardır terörün içinde olduğunu hatırlatmak mı? Suudiler, anlaşma sayesinde İran’ın tecritten kurtulup bölgedeki fesat kapasitesini artıracağından son derece kaygılı. Riyad bu kaygılarında oldukça sessiz kalmış olsa da Yemen’de İran’la yoğun bir vekâlet savaşının içinde. Muğassil’in şimdi yakalanmış olması gerçekten tesadüf olsa bile bu haberin sızdırılması çok muhtemeldir ki Kongre görüşmelerini etkilemeye dönük bir adım.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: ayatollah ali khamenei, saudi arabia, protests, nouri al-maliki, khobar towers, haider al-abadi, beirut, ali al-sistani, ali khamenei
NEVER MISS
ANOTHER STORY
Haber bültenimize üye olun
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept