İran'ın Nabzı

Tuğrul Kulesi gerçekten Tuğrul’un mu?

By
p
Article Summary
Selçuklu Hanedanı’nın kurucusu Tuğrul Bey’in ismini taşıyan 12. yüzyıla ait kuleye ilişkin tartışmalar hâlen sürüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İran’ın tarihi Rey kenti bugün eski hâlinin silik bir gölgesi gibi. Zengin Türk-İran geleneğine büyük katkısı olan Selçuklu Hanedanı’nın eski başkenti olan Rey, Tahran metropolünün bir banliyösüne dönüşmüş durumda. Adı çoğunlukla Tahran bölgesinin en önemli Şii mabetlerinden Şah Abdül Aziz türbesiyle anılsa da Tuğrul Kulesi de Rey’in dimdik ayakta kalan diğer önemli simgesi.

Selçuklu hanedanının kurucusu Tuğrul Bey 1037-1038 yıllarında Gaznelilerden bağımsızlığını ilan ederek kardeşi Çağrı ile birlikte bugün İran’ın kuzeydoğusu olan Batı Horasan bölgesini ele geçirdi. Nişabur’u yağmadan kurtarmasıyla anılan Tuğrul Bey, 1043’te Rey’i başkent ilan etti. Bugünkü Irak topraklarına kadar akınlar düzenleyen Tuğrul Bey, Bağdat’ta Büveyhî egemenliğinin sona ermesinde etkili oldu ve Abbasi halifesi tarafından Bağdat’ın sultanı ilan edildi.

Muazzam gövdesi oldukça uzaktan seçilebilen Tuğrul Kulesi, bugün küçük işletmelere ev sahipliği yapan iki katlı binaların çevrelediği bir bahçede yer alıyor. Önde gelen İslam sanatı ve mimarisi uzmanlarından Bernard O’Kane’ye göre dönemin diğer türbe kuleleriyle kıyaslandığında Tuğrul Kulesi’nde “Mimari vurgu süslemede değil kütlede.” Bu çarpıcı anıt, çatısı yıkılmış olmasına rağmen 16,6 metrelik çapı ve yaklaşık 20 metrelik yüksekliğiyle hâlen Rey’e tepeden bakıyor.

Kulenin kimilerine göre doğal bir güneş saati işlevi gören 22 dış köşesi ve düz silindir şeklindeki iç mekâna açılan iki kapısı bulunuyor. Tuğrul Kulesi’ni dönemin diğer yapılarından ayıran bir diğer özellik de yeni bir mimari tekniğin kullanılmış olması: Dıştaki yıldız şekli, kubbenin üzerine oturduğu muntazam bir yuvarlağa dönüşüyor.

Bir diğer tanınmış İslam mimarisi uzmanı Joan Hoag, Selçukluların “tuğla duvar örücülüğündeki hayal gücüyle kimse yarışamaz.” diyor. Çorum Hitit Üniversitesi’nde Selçuklu tarihi uzmanı olan Yrd. Doç. Ayşe Atıcı Arayancan kulenin Kaçar döneminde ve İran İslam Cumhuriyeti yıllarında yapılan restorasyonlarla bugüne kadar gelerek değerini kanıtladığını söylüyor: “Selçuklu başkenti Rey’den günümüze kadar gelen tek anıt olan Tuğrul Kulesi dönemin tarihi, kültürü ve mimarisine ışık tutması açısından önemli bir yapı.”

Kulenin bu kadar dikkat çekmesinin bir diğer nedeni de inşa tarihine dair tartışmalar ki bu kime ait olduğu kuşkusunu da beraberinde getiriyor. Cambridge Üniversitesi’nde Orta Doğu çalışmaları dalında doktora adayı olan Pevyand Firuze bu konuda Al-Monitor’a şöyle diyor: “Kule’nin Tuğrul’a (birinci ya da ikinci) atfedilmesinden kaynaklı tartışmalar yapının kültürel ve tarihi önemini artırmıştır.”

Nitekim şüpheleri destekleyecek bir kanıt olduğu da düşünülüyor: Michigan Üniversitesi Sanat Müzesi Koleksiyonu’nda yer alan yazılı bir levhanın zamanında kulenin kapısında asılı olduğunu gösteren bir çizim.

Küfi yazısıyla yazılmış olan levhada bir zanaatkârın ismi — Abdül Vahap – yer alıyor ve bu kişinin işi hicri takvimine göre 534 yılının recep ayında yani 1140 yılının mart ayında bitirdiği yazıyor. Ancak bitirilen işin ne olduğu belirtilmiyor. C.G. Miles, levhanın eski sahibi Alman tarihçi Ernst Herzfeld’e atıfta bulunarak Herzfeld’in levhanın ölçülerinden ve onarılan tuğlalardan yola çıkarak bunun çizimdeki levha olduğunu kanıtladığını söylüyor. Bugüne kadar ciddi bir itirazla karşılaşmayan bu iddia, kulenin aslında Rey’i kuran Birinci Tuğrul (1063 yılında ölen) ya da İkinci Tuğrul (1134 yılında ölen) ile bağlantılı olmayabileceğine işaret ediyor.

Arayancan ise bu görüşe katılmıyor. Al-Monitor’a konuşan Arayancan, Tuğrul Bey’in mezarının nerede olduğuna dair farklı bilgiler olsa da – ki bunlardan biri Tuğrul Bey’in Merv şehrinde kardeşi Çağrı’yla yan yana gömüldüğü şeklinde — “Dönemin kayıtlarında Tuğrul’un mezar yeri olarak Tuğrul Kalesi geçiyor.” diyor.

Öte yandan, İlhanlılar döneminin büyük İranlı tarihçisi Reşîdüddîn Fazlullah 14. yüzyılda tamamladığı “Cami’üt-Tevarih” isimli eserinde -- ki Müslümanlar adına ilk dünya tarihi denemelerinden biridir -- Tuğrul Bey’in Rey yakınlarındaki Tacrişt kasabasında öldüğünü yazarken mezar yerine ilişkin bilgi vermiyor.

Peki, kulenin ismi niçin Tuğrul Kulesi? Firuze, İran’ı 1789’dan 1925’e kadar yöneten Kaçar Hanedanı’na atıf yaparak şöyle diyor: “Kaçarlardan önce kulenin Tuğrul’la anıldığına dair yazılı bir kanıt yok.” Nasıreddin Şah döneminde yapılan onarım çalışması sırasında 1884’te kulenin üzerine yazılan yazıda “Selçuklu Hanedanı’nın ilk hükümdarı Tuğrul Bey’in mezarı” ibaresi yer alıyor. Ayrıca onarım emrinin Mimarbaşı Hacı Abül Hasan tarafından “Tuğruliye” isimli geniş bir bahçede verildiği söyleniyor.

Kulenin adına ilişkin soruları yanıtlamak kolay değil. Tuğrul Bey’in halkın hafızasında adil bir düzenin, şehrin eski ihtişamının simgesi olarak yer ettiğinden söz edilebilir. Hatta Kaçarların Selçuklu Hanedanı’nın kurucusunu yücelterek Türk boylarına dayanan kökenlerine sahip çıktığı öne sürülebilir. Zira Eric Hobsbawm’ın da dediği gibi o çağlar geleneklerin, hanedanların milli davalarına uyacak şekilde uyarlandığı hatta baştan icat edildiği dönemlerdi.

Her hâlükârda kulenin simgesel önemi köken tartışmalarını aşıyor. Arayancan “Türki halklar İran platosunun kültürel, mimari ve politik görünümünde önemli bir rol oynadı.” diyor ve bunun “başlıca sembolü” olarak Tuğrul Kulesi’ni görüyor.

Tuğrul Kulesi, İran’da Selçuklulara ait Abarku’daki Kümbet-i Ali, Maraga’daki Karahan Türbeleri ve Merv’deki Sultan Sencer Türbesi gibi başka kule türbelerle birlikte iki ülkenin bugün paylaştığı ortak bağ ve tarihi simgeliyor. Selçukluların modern Türk ulusal kimliğinde Osmanlıların yanında ikinci sütun olarak temsil edilmesi bu bağı daha da anlamlı kılıyor. Arayancan’ın da belirttiği gibi “İki ulus din bağlamında farklı tarihsel rotalar izlemiş olsa da Tuğrul Kulesi, diğer kule türbeleri ve kültürel değerler onları ortak bir kimlikte buluşturuyor.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkish international perception, turkish influence in the middle east, seljuks, ottoman empire, iran, history, culture, architecture

Enis Erdem Aydin is a PhD candidate at Bogazici University in Istanbul, specializing in Ottoman-Iranian intellectual history. He is also a foreign news correspondent for CNN Türk. On Twitter: @eerdemaydin

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept