Irak’taki Şiilerin liderlik çekişmesi ve İran’ın etkisi

Tahran’la Bağdat arasındaki sıkı ilişkiler, İran siyasetinin Irak’a nüfuz edip etmediği, bunun ülkenin geleceği için ne anlama geldiği sorusunu doğuruyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor Irak’ın Selahattin vilayetinde Tel Ksaiba kasabası yakınlarındaki cephe hattında İslam Devleti’ne karşı taarruz operasyonlarında yer alan İran Devrim Muhafızları komutanlarından Kasım Süleymani, 8 Mart 2015 Photo by REUTERS.

İşlenmiş konular

qasem soleimani, najaf, mohammad javad zarif, iran-iraq relations, is, hassan rouhani, haider al-abadi

Ağu 26, 2015

İslam Devleti’nin (İD) yükselişinin bir sonucu, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Irak’ta en önemli askeri komutan konumuna gelmesi oldu. ABD ordusunun yokluğu ve Halk Seferberlik Birlikleri’nin kuruluşu bu durumu özellikle görünür kıldı.

Ancak Süleymani’nin askeri gücü artmış olsa da siyasi nüfuzunun giderek frenlendiği görülüyor. Gerçekten de bugün Irak’taki en güçlü İran kökenli ismin Büyük Ayetullah Ali El Sistani olduğu söylenebilir. Bu gidişat kendisini yıllardır belli etse de İD’in kuzey Irak’ta geçen yaz gerçekleştirdiği baskınla hız kazandı. Eski Başbakan Nuri El Maliki’nin iktidarını bitiren sadece Musul’un düşmesi ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle, Sünni liderlerle gerilimin artması değildi. Bu daha ziyade Büyük Ayetullah’ın hoşnutsuzluğunun sonucuydu. Ne Süleymani’nin kişisel desteği ne başında bulunduğu ittifakın en yüksek oyu alması Maliki’ye Necef karşısında kalkan olamadı.

Haydar El Abadi’nin başbakanlığa yükselişi de dâhil son bir yılın gelişmeleri Irak’taki İran nüfuzunun önemli bir boyutunu daha ortaya koyuyor: Tahran’da güçlenen ılımlı cephenin etkisi.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, göreve geldiği ağustos 2013’ten bu yana hükümetinin bölgeyi öncelik olarak gördüğünü tekrar ediyor. Temmuzda İran’la altı küresel güç arasında nükleer mutabakatla sonuçlanan yoğun müzakereleri yürüten Muhammed Cevad Zarif de dışişleri bakanı olduktan sonra ilk ziyaretini ABD, Fransa veya Rusya’ya değil Irak’a yapmıştı. Zarif son iki yılda Batı’ya sık sık gitmekle kalmadı, Bağdat ziyaretlerinden önce Necef’teki Büyük Ayetullah’a uğramayı da alışkanlık edindi. Öyle ki bu yılın başında nükleer görüşmelerin İsviçre’de yapılan bir turunun ardından doğrudan Necef’e gitti.

İran Milli Güvenlik Üst Konseyi’nin şu anki ılımlı genel sekreteri Ali Şamkani de bölgesel politikada giderek etkili oluyor. Arap kökenli olan ve Reformcu eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde savunma bakanlığı yapan Şamkani mevcut görevine Ruhani tarafından getirildi. Bunun yanında Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in de güven duyduğu bir isim. Şamkani’nin geçen yaz Maliki konusunda yaşanan kriz sırasında Necef’te Büyük Ayetullah’la yaptığı görüşme Bağdat’ta iktidarın barışçıl yoldan el değiştirmesinde etkili oldu.

Nükleer anlaşmanın İran’da ılımlı kanada can kattığı, Büyük Ayetullah’ın da hiç olmadığı kadar etkili olduğu şu dönemde geçen yaz görülen bu dinamiklerin tekrar harekete geçtiği görülüyor.

Iraklı kaynaklara göre Bağdat’taki Şii liderler, başlıca Şii İslamcı grupları bir araya getiren Ulusal Irak İttifakı’nın (UIİ) başına kimin geçeceği konusunda bölünmüş durumda. Hukuk Devleti Koalisyonu bu göreve Dava Partisi’nden Ali El Adib’in gelmesi için bastırırken, Yüksek İslami Konsey (YİK) lideri Ammar El Hekim’in kendi mücadelesini verdiği söyleniyor. Bu çekişme Şii cephesinde daha kapsamlı bazı iç dinamiklerin yansıması olabilir.

Iraklı bir kaynak bu konuda Al-Monitor’a şöyle konuşuyor: “Hekim’e karşı Adib için bastıranlar, Abadi’ye karşı Maliki’yi desteklemiş olan çevrelerdir, yani özellikle Dava Partisi değil ama Hukuk Devleti Koalisyonu’nun önemli bir bölümü. Bunun yanında Hukuk Devleti Koalisyonu’yla bağlantılı ama Maliki yanlısı olamayan bazı Dava Partisi vekilleri de UIİ başkanlığı rakip bir gruba gitmesin diye bu çevreye destek veriyor.”

İç siyasetle ilgili olması bakımından bu çekişmenin dâhili olduğu aşikâr. Ancak ilgili tarafların son haftalardaki seyahat ve görüşmelerine bakınca Tahran’daki ayrışmaların da Bağdat’a belli ölçüde yansıdığı anlaşılıyor. Bunun tersi de geçerli olabilir.

Hekim geçtiğimiz hafta Tahran’daydı. Burada şunu hatırlatalım ki Hekim hayatının büyük bölümünü İran’da geçirmiş, YİK de 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında bu ülkede kurulmuştu. Hekim Tahran’da ılımlı kampın önemli isimleri de dâhil üst düzey İranlı yetkililerle görüştü. Bunların içinde Ruhani’nin baş hamisi olarak görülen eski Cumhurbaşkanı Ayetullah Haşimi Rafsancani, Zarif ve Şamkani de vardı. Gelenek olduğu üzere Hekim, Hamaney ile de bir araya geldi.

Zarif geçtiğimiz günlerde Irak’a yaptığı ziyaret sırasında da Hekim ile görüşmüştü. Konuya vakıf bir Iraklı kaynağın Al-Monitor’a verdiği bilgiye göre görüşme İranlı bakanın talebiyle gerçekleşmiş, Zarif Hekim ile Bağdat’ta bir akşam yemeğinde buluşmak istemişti. Zarif Bağdat’a gelmeden önce Necef’e uğradı ve burada Büyük Ayetullah’la görüştü.

Bu gelişmeler İran’daki ılımlı kampın Hekim lehine lobi yaptığı ihtimalini akla getiriyor. Al-Monitor’a konuşan Chatham House uzmanı Haydar El Hoi’ye göre bu girişim başarılı olursa bu, Irak’ta “Süleymani-Maliki cephesine karşı kazanılmış bir zafer” olarak görünecek.

Hekim’in Tahran’da bulunduğu sırada Süleymani’yle yakınlığını sürdürdüğü söylenen Maliki de oradaydı. İran’ın Maliki’yi gözden çıkarmadığının bir işareti olarak Hamaney de Maliki’yi kabul etti. Ancak dikkat çekici bir nokta olarak Zarif, Maliki ile ne son Bağdat ziyaretinde ne de Tahran’da görüştü. Ancak Hoi’ye göre Süleymani Maliki”ye “tam destek” vermeye devam ediyor ve onu “ikinci Hasan Nasrallah” olarak yani İran çizgisiyle uyumlu, sağlam bir Arap müttefik olarak görüyor.

Görünürdeki tablo Tahran’daki iç siyasetin Bağdat’a yansıdığı izlenimini doğuruyor. Ancak İranlı kaynaklar bunu reddediyor. Irak politikasına vakıf kıdemli bir İranlı kaynak, kimliğinin gizli kalması kaydıyla Al-Monitor’a şöyle konuşuyor: “Zarif’in Maliki’yle görüşmemesi herhangi bir siyasi mesaj taşımıyordu. (…) Zarif o gün (Maliki Tahran’dayken) rahatsızdı, Irak ziyaretiyse zaten çok kısa bir ziyaretti. Yani satır aralarında bir mesaj yok.”

Gerçek niyetler ne olursa olsun neticede algılar gerçeklerden daha etkili olabilir. Şimdilik Tahran’ın Bağdat’taki Şii liderlik kavgasına doğrudan müdahil olmaktan kaçındığı anlaşılıyor. Tahran, durumun kontrolden çıktığını görene dek bu tavrını muhtemelen sürdürecek. İşler o noktaya gelirse uzlaşma sağlamak üzere müdahale kararı verebilir. Son yıllarda oyunun kuralı hep böyle oldu. Bu da Bağdat’taki Şii liderliğini, hizipçi siyasete fazla bulaşmamaya çalışan Büyük Ayetullah’a yöneltebilir. Patlama potansiyeli taşıyan bu bekleme oyununda başlıca mağdur, siperlerde İD’le mücadele ederken içeride de yolsuzluk ve hizipçiliğin pençesinde kıvranan yine Irak halkı olabilir.

Recommended Articles

Suriyeli Kürtler cihatçıların ‘yavru aslanlarını’ evcilleştirmeye çalışıyor
Amberin Zaman | Eğitim | Oca 31, 2020
SDG komutanı: Türkiye samimi davranırsa Kürtler diyaloga hazır
Amberin Zaman | Kürtler ve Kürdistan | Oca 23, 2020
Neçirvan Barzani: İran’dan korkmuyoruz ama İran’a saygı duyuyoruz
Amberin Zaman | Kürtler ve Kürdistan | Oca 16, 2020
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020
Irak Başbakanı ABD birliklerini ülkede tutmanın yolunu arıyor
Jack Detsch | Iran-US tensions | Oca 11, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İran'ın Nabzı

al-monitor
Korona virüs İran ekonomisini çökertecek mi?
Bijan Khajehpour | Coronavirus | Mar 19, 2020
al-monitor
İran güçleri İdlib cephesine niçin müdahil oldu?
Hamidreza Azizi | İdlib | Şub 5, 2020
al-monitor
İran ABD’ye karşı Rusya ve Türkiye’yi yanına alabilir mi?
Saeid Jafari | Iran-US tensions | Oca 14, 2020
al-monitor
Süleymani suikastı İran’ın Suriye stratejisini nasıl etkiler?
Hamidreza Azizi | Iran-US tensions | Oca 7, 2020