Türkiye'nin Nabzı

Suruç saldırısının şifrelerini çözmek

By
p
Article Summary
İD, Suruç saldırısı ile PKK’ya, Türkiye’ye ve ABD’ye ayrı ayrı mesajlar veriyor.

Ne yazık ki Türkiye’nin Suruç ilçesinden Suriye’ye silah, para, insan ve her türlü yasa dışı malzeme rahatlıkla girebilirken bir tek oyuncaklar giremedi. Çünkü Kobani’ye insani yardım malzemesi götürmek üzere bir kampanya düzenleyen aktivist gençlerden 32’si Suruç’ta basın açıklaması yaparken meydana gelen intihar saldırısı sonucunda hayatlarını kaybetti. Sol eğilimli gençlerden oluşan grupta 100’e yakın kişi de çeşitli yerlerinden yaralandı.

Her ne kadar şu ana kadar İD resmi bir açıklama ile saldırıyı üstlenmese de sahadan gelen bilgiler bombalı eylemin İD’in bir intihar saldırısı olduğu yönünde.

Bu saldırı ile her ne kadar Türk hukuk sisteminde hala bir ‘terör örgütü’ olarak tanımlanmasa da İD’in Türkiye ile ilgili kanlı bilançosuna yeni bir madde daha eklendi. Hatırlanacağı üzere Türkiye İD’in soğuk yüzü ile daha önce de tanıştı: Mart 2014 Niğde çatışması, Haziran 2014 Musul Konsolosluk Baskını, Ekim 2014 Süleyman Şah Türbesi kuşatması, Ocak 2015 Sultanahmet’teki intihar saldırısı, Şubat 2015 Süleyman Şah Türbesi’nin eski yerinden Suriye Eşmesi’ne taşınma operasyonu ve son olarak Haziran 2015’teki HDP Diyarbakır mitingi sırasında düzenlenen bombalı saldırı.

Suruç intihar saldırısının analizi

Saldırıda, Türkiye’nin sinir uçlarına dokunan ve Kürtler için sembolik önemi olan Kobani’ye insani yardım konusunda sosyal medya görünürlüğü çok yüksek bir sivil gençlik platformunun hedef alındığı görülüyor. İD’in Mısır, Ürdün veya Irak’ta yaptığının aksine Türkiye’de askeri bir birlik veya bir devlet kurumu yerine sivil, solcu ve Kürt yanlısı bir aktivist grubunu hedef alması ilginç.

Saldırının zamanlaması da çok iyi ayarlanmış. Saldırının Kobani yerine Suruç’ta yapılmış olması birincil hedef kitlesinin Türkiye kamuoyu (özellikle Kürtler) olduğunu gösteriyor. Ayrıca saldırının zamanlama olarak, 7 Haziran seçimleri sonrasında Türkiye’deki siyasi partilerin tavizsiz tutumu ve siyasal kutuplaşma nedeni ile artık giderek belirginleşen siyasi bir kriz dönemine denk getirildiğinin de altını çizmek gerekiyor.

Eylemin cinsinin intihar saldırısı olması bir güç ve meydan okuma mesajı. ‘Bu mesaj kimeydi?’ diye sorarsanız ben yaygın kanının aksine bu mesajın öncelikle Türkiye’ye değil PYD-PKK ikilisine olduğu kanaatindeyim. İD bu eylemle, Tel Abyad yenilgisinden sonra ABD’nin yakın hava desteği ile batıya (Afrin bölgesine) ve güneye doğru ilerleme (Rakka’ya) şansı yakalayan PYD ve PKK ikilisine ‘Ayağını denk al’ mesajı veriyor.

İD çatışmayı Rakka’nın tam aksi istikametine ve Türkiye içine çekerek Suriye genelinde Rakka üzerindeki stratejik baskıyı, Suriye kuzeyinde ise Azez üzerindeki operatif baskıyı hafifletmeye çalışıyor.

Bu intihar eylemini gerçekleştiren kişinin büyük olasılıkla Kürt kökenli bir Türkiye vatandaşı çıkacağını öngörüyorum. Çünkü, İD’e Türkiye’den katılımların büyük çoğunluğunu Kürt kökenli Türkiye vatandaşları oluşturuyor. Yine, gelen istihbarat raporlarına göre İD’in Türkiye’deki hedeflere yönelik intihar saldırganı havuzundaki eylemcilerin büyük çoğunluğunun da Kürt kökenli olduğunu vurgulamak gerekiyor. İD Kürt kökenli bir intihar eylemcisi seçerek Kürtlere ‘Cihatçı fikirlerin etnik milliyetçilikten daha güçlü’ olduğu mesajını veriyor.

İD’in bu eyleminin hem Türkiye’yi Suriye içine ‘iten’ (Saldırı sonrasında Türkiye’de tekrar alevlenen Suriye içinde güvenli bölge kurulması tartışmalarını hatırlayalım) hem de Suriye’deki çatışmayı Türkiye içine ‘çeken’ karakterde olduğunun altını çizmek gerekiyor.

İD bu eylemle PYD-PKK’dan sonra ikinci muhatabı olan Türkiye’ye de mesajlar veriyor.

Öncelikle, Türkiye’nin son donemde kendisine yönelik sertleşen tutumuna cevap veriyor. Türkiye’ye kısaca ‘Bana yönelik operasyonları artırırsan bedelini ödersin’ mesajı veriyor. Burada özellikle son 6 ayda Türkiye’de İD’e yönelik yoğunlaşan operasyonlara dikkat çekmek gerekiyor. Basına yansıyan haberlere göre Sakarya, Malatya, Eskişehir, İstanbul, Hatay, Ankara, Bursa, Gaziantep ve Antalya gibi şehirlerde yapılan büyük İD operasyonlarında yaklaşık 450 kişi gözaltına alınmıştı. Türkiye’den Suriye’ye ve Suriye’den Türkiye’ye geçişler konusunda da önlemler arttırıldı. Sınırlarda yoğunlaşan önlemler sayesinde son 6 ayda iki taraflı geçiş yapmak isteyen 300’e yakın İD mensubu yakalandı. Şu ana dek 15 bin yabancı uyruklu kişi için tahdit konuldu ve sınırlara bildirilerek Türkiye’ye giriş çıkışları engellendi. 1500 yabancı, İD bağlantısı nedeniyle Türkiye’den sınır dışı edildi. Son 6 ayda, 1100 kişi sınırdan geri çevrildi.

İD ayrıca ‘Mevcut sosyo-kültürel ve politik fay hatlarının farkındayım. Bunları istediğim yer ve zamanda kırabilirim’ mesajı da veriyor.

İD üst düzey bir ABD’li heyetin İD’e yönelik stratejilerin konuşulduğu kritik Ankara ziyaretinin hemen akabinde gerçekleşen bu eylemle ABD’ye de şu mesajı veriyor: ‘Suriye ve Irak’ta yerel güçlerle bana karşı ‘Vekalet Savaşları’ yürütebilirsin ama ben organik bir ‘yerel’ aktör olarak sosyo-kültürel ve siyasal fay hatlarının farkındayım ve bunları seni zora sokacak şekilde istediğim an kırarım’. İD ayrıca ABD’nin koalisyon ortaklarını cesaretlendirme çabalarını da yok etmek istiyor.

Eylem amacına ulaştı mı?

Türkiye kamuoyunun saldırı sonrasındaki bölünmesine ve böyle bir eyleme karşı bile birlik mesajı veremeyen siyasi elitlere bakınca saldırının amacına ulaştığını söylemek gerekiyor. Öncelikle, Suruç saldırısının PKK’nın “Rojova devrimini” kutladığı bir ortamda gerçekleştiğinin altını çizmeli. İD’in Türkiye’deki bütün kanlı eylemlerinde PKK veya HDP’yi hedef alması bir tesadüf değil. Çünkü İD Türkiye’de hükümet ve devlet ile Kürtleri karşı karşıya getirmek üzerine bir strateji takip ediyor. Saldırı ile ilgili Türkiye’deki sosyal medya hareketliliğine bakıldığında kamuoyunun ‘Oh Olsuncular’ (bu grubun içinde AKP taraftarları, PKK’yı İD’den daha fazla gören Türk milliyetçileri ve İD sempatizanları var) ve ‘İntikamını alacağız’cılar (bu grubun içinde PKK sempatizanları ve radikal sol görüşlüler var) şeklinde ikiye bölündüğünü söylemek mümkün.

Ayrıca HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın “halkımız kendi güvenliğini almak durumunda” çağrısını

PKK’nın şehirlerdeki silahlı varlığını meşrulaştırma ve bu silahlı varlık üzerinden devlete alternatif ‘yerel güvenlik’ üretme çabası olarak okumak mümkün. PKK’nın Suruç saldırısı sonrasında demokratik özerklik yolunda en önemli adım olarak gördüğü ve uzun zamandır dillendirdiği ‘yerelde güvenliği sağlama’ konusunda iyi bir fırsat ve meşruiyet zemini yakaladığı görülüyor. Suruç saldırısının verdiği meşruiyetle PKK’nın silahlı şehir yapılanması KCK’nın ve gençlik kollarının yol kontrolleri yapacağını, kimlik kontrollerine hız vereceğini, İD sempatizanı olan kişileri sorgulayacağını, İD ile ilgili gördükleri yerleri basacağını ve Kürtlerin yoğun yaşadığı mahallelere güvenlik güçlerinin girmesine izin vermeyeceğini şimdiden söylemek mümkün. Bu da önümüzdeki dönemde sokaklardaki hararetin artacağı anlamına geliyor.

Gözlenen hem AKP elitlerinin hem de PKK-HDP çizgisinin saldırıyı doğrudan kınamak ve saldırıda yaşanan ortak acı üzerinden yeni bir başlangıç kurgulamak yerine saldırıdan doğan enerjiyi kendi siyasi ajandaları doğrultusunda kullanma çabası içinde olduğu.

Yine saldırı sonrasında Türkiye’de elitlerle sokak arasında da bir yarılma olduğu gözleniyor. Saldırı sonrasında Türkiye’deki radikal Kürtçü ve radikal solcu gruplarda biriken öfkenin sırası ile önce sokağa, sonra AKP’li karar alıcılara ve daha sonra da devlete yansıdığını söylemek mümkün. Saldırı sonrasındaki öfke, göstericileri sokaklara çekerken AKP’li karar alıcılar da saldırının yeni bir Gezi dalgasına yol açabileceği endişesi ile güvenlik güçlerine tavizsiz şekilde ‘kamu düzenini’ sağlama talimatı veriyor.

Türk güvenlik güçlerinin sertlik yanlısı tutumu da haliyle sokağa daha çok öfke olarak yansıyor bu da zaten yüksek olan gerilimi daha da arttırıyor.

Sonuçta İD’in bu saldırıyla, Suriye kuzeyinde hissettiği baskıyı dağıtmak ve çatışmayı Türkiye içine çekerek cepheyi genişletmek, Türkiye’yi PKK ile çatıştırarak Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak ve PKK’nın Suriye’deki kadrolarını Türkiye’ye çekmeye zorlamak, en son olarak da ABD’nin koalisyon ortaklarını cesaretlendirme çabalarını zora sokmak amacında olduğunu söylemek mümkün.

Ne yazık ki, saldırının yapılış tarzı, zamanlaması, stratejik hedefleri, Türk istihbaratı ve güvenlik bürokrasisinin kapasite eksikliği, AKP’li karar alıcıların İD ile mücadelede isteksizlik ve ideolojik körlüğü ile Türk hukuk sistemindeki boşluklar (özellikle İD militanlarının yargılanması ve cezalandırılması süreçlerinde) göz önüne alındığında Suruç saldırısının devamının gelmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu da not etmek gerekiyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey terrorism, turkey syria crisis, terror attacks, suruc, suicide bombing, kurds, kurdistan workers party, is
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept