Alevi mahkûmun “dede” zaferi

Türkiye’de ilk kez Alevilerin din adamı olarak tanıdığı dedelerin cezaevine girerek, bir mahkûmla dini amaçlı görüşme yapmasına izin verildi. Ancak uygulamanın devamı gelmedi.

al-monitor .

İşlenmiş konular

turkish politics, turkish education system, sunni, religion in turkey, religion and state, religion, prisoners, alevis

Tem 14, 2015

Türkiye’de ilk kez bir Alevi dedesinin dini amaçla cezaevine girerek, Alevi bir mahkûmla görüşmesine izin verildi. Bu sevindirici bir gelişmeydi ama hem uygulamanın eksikliklerle dolu olması hem de dedelerin cezaevi ziyaretlerinin devamının gelmemesi, üzücüydü. 

Türkiye, mahkûmların inançları gereği din adamları ile görüşmesini yasal güvence altına almış bir ülke. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yasa, hükümlülerin inançları gereği din adamları ile görüşmesini hüküm altına alıyor. Hatta Adalet Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında bu görüşmeyi kolaylaştırmak adına bir protokol de var. Protokol uyarınca her Cuma cezaevine giden vaizler, mahkûmlara Kur’an’ı ve namaz kılmayı öğretiyor, toplu sohbetlerde İslam’ı anlatıyor, bire bir görüşmelerde ise kişisel danışmanlık yapıyor.

İçeriğinden de anlaşıldığı gibi bu sadece Sünni Müslümanlara sunulan bir hizmet. Gayrimüslimler ise cezaevi idaresine başvurarak, dilekçe yazarak din adamları ile görüşebiliyor. Buna karşın Alevi mahkûmların din adamlarına ulaşması düne kadar pek mümkün değildi.

Miktat Algül, Alevi bir mahkûm. Geçen sene kaldığı Osmaniye Cezaevi’nde yasanın ilgili maddesine dayanarak, nasıl ki Sünniler vaizlerle görüştürülüyorsa kendisinin de inancı gereği bir Alevi dedesi ile görüştürülmesi için cezaevi idaresine başvurdu. Ancak ona Alevi dedesi yerine iki vaiz gönderildi.

Daha sonra Ankara’da bulunan Sincan Cezaevi’ne gönderilen Algül, bir Alevi dedesi ile görüşme talebini yineledi. Önce cezaevine, ardından sırasıyla savcılığa, Adalet Bakanlığı’na, ombudsmana ve baroya başvurdu. Israrları sonunda Adalet Bakanlığı, bir dede ile görüşmesine izin verdi. Ve 18 Mayıs’ta ilk kez bir Alevi dedesi dini bir amaçla cezaevine girdi.

Ancak bu buluşma eksikliklerle dolu bir buluşmaydı. Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından Algül’ün bu talebi için görevlendirilen Avukat Kazım Genç, Al-Monitor’a şunları anlatıyor: “Sünnilikte bir hoca herkese namaz kıldırabilir. Ancak Alevilikte böyle değildir. Hepsinin ayrı bir ocağı vardır. O ocakta onun dedesi kimse, onun vereceği hizmet geçerlidir. Çünkü Alevilikte bir rıza ilişkisi vardır. Ancak, bu ilişkiyi gözetmeden herhangi bir dede cezaevine davet edilmiş.”

Dahası var. Algül, 18 Mayıs’ta yaptığı görüşmenin ardından yeniden dede ile görüşmek için cezaevi idaresine başvurmuş. Avukat Genç, “Algül, 18 Mayıs’tan beri ne kadar başvuruda bulunduysa da sonuç alamadı. Bir daha cezaevine dede getirtilmedi” diyor.

Algül’ün yaptığı başvuruların hepsi yanıtsız bırakılmış. Elinde bir ret yanıtı bulunmadığından şimdilik mahkemeye de başvuramıyor. Avukat Genç, şunları söylüyor: “Yasalar, tutuklu ve hükümlülerin gözaltında kendi inançlarının din adamları ile görüşmesine olanak sağlıyor. Sünniler, her hafta bir vaiz talep ediyor ve görüşme imkânı buluyor. Ama Aleviler veyahut da diğer kişiler için böyle bir durum söz konusu değil. Yasa çok açık ama uygulanmıyor.”

Yasa bu kadar açıkken Alevi mahkûmların görüşmeleri neden reddediyor? Bu uygulama Diyanet’in Aleviliği yorumlamasından kaynaklanıyor. Çünkü kurulduğundan bu yana sadece Sünni İslam öğretileri ile hizmet veren Diyanet İşleri Başkanlığı, Aleviliği bir din olarak görmüyor ve bir “kültür” olarak yorumluyor. Hiçbir dini kaynağa dayanmayan bu yorumdan yola çıkarak, Alevilerin dini ihtiyaçlarını karşılamaları yönündeki taleplerini de reddediyor.

Algül’ün durumunu takip eden Halkların Demokratik Partisi’nin Alevi milletvekili Ali Kenanoğlu da Alevi dedesinin bir daha cezaevine girememesinin hem insan hakları hem de inanç özgürlüğü açısından kabul edilebilecek bir durum olmadığını söylüyor.

Kenanoğlu, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, şunları söylüyor: “Aleviliğin bir inanç olup olmadığını devletin belirlemesi kadar saçma bir şey olamaz. Burada anti demokratik bir tutum var. Mahkûm yaşadığı zorluklar nedeniyle sorunları ile tek başına baş edemiyor, bir yardıma ihtiyacı var ve dini temsilcisini istiyor. O hangi inancı ve beyan ediyor ve kimi istiyorsa bu inancının gereğidir. Buna devlet karar veremez.”

Kenanoğlu, Diyanet’in Aleviliği “kültür” olarak tanımlamasını şu sözlerle eleştiriyor: “Aslında bu yorum bir bütün olarak Aleviliği yok sayan, gerçeği kabul etmeyen bir durum. Bu yorumu şuna dayandırıyorlar. Alevilik Müslümanlığın içindeki bir tarikattır. Dolayısıyla Müslümanların tek inanç önderi vardır. Bunu da Diyanet belirler. Bu bir bütün olarak Alevileri yok saymaktır. Çünkü Aleviler İslamiyet’e de kendi inançlarına da devletin ve Sünniliğin baktığı yerden bakmıyor. Oradan değerlerini oluşturmuyor. Kendi tarihsel süreci içinde oluşturduğu bir inanç bütünlüğü var. İnanç önderi ve ibadethanesi var. Dedeleri, piri, mürşitleri var. Diyanet’in bu yorumu bir bütün olarak Aleviliği yok saymaktır.”

Aleviliğin bir kültür olduğu söylemi yabancı değil. Bu söylem, yıllardır Alevilere yönelik uygulanan asimilasyon politikalarının resmi dile yansımış hali. Bu söylem, Alevilerin sadece cezaevlerinde sorunlarla karşılaşmasına neden olmuyor, hayatın her alanında inançlarını yaşamaları konusunda bir engel teşkil ediyor. Bu anlayış nedeniyle Alevilerin ibadet yerleri olan cemevleri ve Alevi dedeleri tanınmıyor. Alevi öğrencilere Sünni İslam öğretileriyle dolu zorunlu din dersleri dayatılıyor.

Bu manzara karşısında, cezaevine dini amaçla bir dedenin girebilmesi çok önemli bir adım. Üstelik Türkiye, Alevi mahkûmların dedeler ile görüşmesini sağlayarak, sadece yasaların gereğini yerine getirmiş oluyor. Engellemesi halinde ise hem yasaların gereğini yerine getirmemiş olacak hem de Alevilere yönelik yasakçı, baskıcı bir görüntü çizmeye devam etmiş olacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Iraklı gençler dinden uzaklaşıyor mu?
Judit Neurink | | Eyl 21, 2020
Sosyal mesafe kuralları: Tedbir mi cezalandırma mı?
Sibel Hürtaş | | Eyl 2, 2020
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Türkiye’de ‘iyilik’ sadece Erdoğan’dan gelir
Orhan Kemal Cengiz | | Nis 6, 2020
Ana muhalefet CHP, CNN Türk’ü neden boykot etti?
Kadri Gürsel | Basın özgürlüğü | Şub 11, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Döviz-faiz sıkışması ve yeniden küçülme
Mustafa Sönmez | | Kas 20, 2020
al-monitor
Azerbaycan’a asker tezkeresi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Kas 19, 2020
al-monitor
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020
al-monitor
Ekonomide kadro değişimi erken seçim amaçlı
Mustafa Sönmez | Türkiye seçimleri | Kas 12, 2020