İD Türkiye hukuk sistemine göre halen ‘terör örgütü’ değil

İslam Devleti (İD), her ne kadar Türkiye kamuoyunda ‘terör örgütü’ olarak görülse de sahadaki hukuki gerçeklik pek de öyle değil. Bu nedenle Türkiye’de yakalanan İD militanlarının büyük çoğunluğu salıveriliyor.

al-monitor .
Metin Gurcan

Metin Gurcan

@Metin4020

İşlenmiş konular

turkey-syrian border, tourism, terrorist organizations, security, law, jihadists, is, detainees

Tem 13, 2015

İslam Devleti (İD) bir terör örgütü mü? Türkiye’de bu basit sorunun cevabı konusunda kafalar karışık çünkü Türkiye’deki kamuoyu algısı ile sahadaki hukuki gerçeklik arasında bariz bir fark var.

Öncelikle Türkiye’de kamuoyunun büyük çoğunluğunun İD’i terör örgütü olarak gördüğünün altını çizmek gerekiyor. İD hakkında Haziran 2014’de yapılan ve Eylül 2014’de tekrarlanan bir ankete göre Haziran 2014’de ülkede İD’i terör örgütü olarak görenlerin oranı yüzde 70.7 iken bu oran Eylül 2014’de yüzde 79.8’e çıkmış durumda.

Eylül 2014’den bu yana Türkiye’de İD konusunda bilimsel bir anket çalışması yapılmasa da Al-Monitor’un konuştuğu akademisyenler bu oranın artış eğiliminde olduğu konusunda hemfikir. Yani halkın büyük çoğunluğu İD’i terör örgütü olarak görüyor.

Peki, kamuoyunun İD’e ilişkin algısı bu kadar netken sahadaki hukuki gerçekliğin durumu ne? Öncelikle, son üç aydır Türk güvenlik bürokrasisinin İD’i artık bir güvenlik tehdidi olarak görmeye başladığını söylemek mümkün. Örneğin, Genelkurmay Başkanlığı, son üç aydır resmi internet sitesinden ele geçirilen İD militanlarına ilişkin bilgilendirme yayımlamaya başladı.

İD bu bilgilendirmelerde iki aydan beri ‘terör örgütü’ olarak tanımlanmaya başlandı. Yine son günlerde Türk polisinin özellikle şehirlerde İD’e yönelik operasyonlara başladığını görüyoruz. Örneğin, en son 9 Temmuz’da İstanbul’da İD’e yönelik operasyonlar başlatıldığı ve bu operasyonlar kapsamında gözaltına alınan 30 kişinin İD'e katılmak için Avrupa’dan gelenlerin Suriye ve Irak'a sevklerinden sorumlu oldukları basına yansıdı.

Türkiye’de yakalanan İD militanlarının hukuki statüsüne gelince, Al-Monitor’a konuşan ve Türkiye-Suriye sınırında görev yapan bir Jandarma yetkilisine göre güvenlik güçleri tarafından ele geçirilen İD militanlarına uygulanan hukuki süreçler ciddi yapısal belirsizliklerle dolu. Bu Jandarma yetkilisi güvenlik güçleri tarafından yakalanan İD militanlarını üç sınıfa ayırıyor:

  • Türk vatandaşları

  • Türkiye’ye yasal yollardan girmiş ve pasaportlarında giriş damgası bulunan yabancılar

  • Türkiye’ye yasa dışı yollardan girmiş yabancı kaçaklar

Jandarma yetkilisi şu bilgileri veriyor: “Avrupa Birliği uyum sürecinde yapılan yasal düzenlemeler nedeniyle artık kolluk güçlerinin şüpheli gördükleri kişileri somut gerekçeler olmadan kimlik kontrolü, gözaltına alma gibi konularda yetkileri çok az. Örneğin, bir kişinin IŞİD militanı olduğunu kesin bilmemize rağmen Türkiye içinde şiddet eylemine yönelmemişse ona dokunamıyoruz”.

Öncelikle, Suriye veya Irak’a yasa dışı yollarla geçmeye çalışan Türk vatandaşlarının durumunu ele alalım. Suriye sınırındaki hudut birliğinde görev yapan bir subay bu konuda ş bilgileri veriyor: “Sahadaki hukuki resim biz güvenlik güçlerini hiç korumuyor. (...) Bu öyle bir görev ki siz işinizi ne kadar yapmaya çalışırsanız aldığınız risk de o kadar büyük oluyor. Örneğin, ben Türkiye’den Suriye’ye silahsız olarak geçmeye çalışan bir Türk vatandaşını görsem bile bu kişi hudut şeridindeki askeri yasak bölge dışında ise -bu askeri yasak bölge 60-600 metre arası- hiçbir şey yapamam. Askeri yasak bölge içinde ise gene bir şey yapamıyorum, çünkü gelen kişilerin hepsine birileri tarafından yakalandıklarında nasıl ifade verecekleri çok iyi öğretiliyor. Yakaladığımız kişi turistik amaçla bölgemizde olduğunu ve yanlışlıkla askeri yasak bölgeye girdiğini söylediği anda kendilerini kolluk güçlerine teslim ediyoruz. Onlar da komik para cezaları keserek bu şahısları salıveriyorlar”.

Suriye ve Irak’tan Türkiye’ye yasa dışı yollarla girmeye çalışırken yakalanan Türk vatandaşı İD militanları için de sahadaki hukuki belirsizlik çok işe yarıyor. Al-Monitor’un ulaştığı sınır bölgesindeki kaynakların verdiği bilgiye göre, İD sempatizanı avukatlar sınır hattında devriye geziyor ve İD militanı bir Türk vatandaşının yakalandığı haberini alır almaz o noktaya giderek İD militanına ücretsiz avukatlık hizmeti veriyor.

Al-Monitor’a konuşan üst düzey bir güvenlik yetkilisinin şu sözleri oldukça çarpıcı: “Yasadığı sınır geçişi yapan IŞİD militanlarının hukuki hakları konusundaki bilgilerinin çok yüksek olması ilginç. Onları yakaladığımız andan itibaren ilk ifadelerinde, adli tıptaki muayenelerinde ve ilgili savcılıktaki ifadelerinde hukuk sistemindeki boşlukları çok iyi istismar ediyorlar. Ben iki yıldır IŞİD militanı olduğunu kesin bildiğim yüzlerce Türk vatandaşının salıverildiğini kendi gözlerimle gördüm. Biz güvenlik güçleri olarak elimizden geleni yapıyoruz, ancak hukuk arkanızda değilse ve hukuki düzenlemeler elinizi güçlendirmiyorsa kendi inisiyatifinizle ne kadar caydırıcı olabilirsiniz ki? Ben inisiyatif alarak IŞİD militanlarının geçişini engellemeye çalışan onlarca güvenlik görevlisinin haklarında şikayet olduğu için soruşturma geçirdiklerini biliyorum. Bu durumda kim risk alır?”

Türkiye’ye yasal yollardan giriş yapmış İD sempatizanı yabancılar konusunda da benzer belirsizlikler söz konusu. Al-Monitor’a konuşan bir güvenlik yetkilisinin değerlendirmesi şöyle: “Yakalanan yabancıların Türk hukuk sistemindeki boşluklara hakimiyetleri beni çok şaşırtıyor. Örneğin, yakalandıklarında hepsi söz birliği etmişçesine bölgede turistik amaçlı bulunduklarına ve sınır hattına meraktan geldiklerine, sınırı geçmek gibi bir niyetleri olmadığına yönelik ifade veriyorlar. Yakalananların çoğu kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia ederek, hakkımızda suç duyurusunda bulunuyorlar. Bu nedenle hakkında soruşturma açılan bir sürü arkadaş biliyorum. Bunların arkalarında çok ciddi bir avukat desteği var. Ben bu işin organize olduğunu düşünüyorum”.

Türk hukuk sisteminde izlenecek prosedür konusunda en fazla belirsizliğin yaşandığı konu ise Türkiye’ye yasa dışı yollarla giren yabancı İD militanları. Bir güvenlik görevlisinin verdiği bilgiler bu konudaki vahameti tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor: “Suriye veya Irak’tan yasa dışı yollarla Türkiye’ye geçen IŞİD militanları baş edilmesi en güç grup, çünkü hukuki yönden statüleri tam bir muamma. Öncelikle, bunlar yakalandıklarına yanlarında hiçbir kimlikleri olmuyor. Bir de bize kasten yanlış bilgi veriyorlar. Örneğin, Mısırlı biri Yemenli olduğunu iddia ediyor, adını başka söylüyor ve bizlere çok inandırıcı bir hikaye anlatıyor. Bu kişilerin biometrik datalarını almak ve kimlik tespiti için ilgi ülkelere göndermek ve gelecek cevabı beklemek ortalama üç ay. Peki, bu insanları üç ay hangi hukuki gerekçe ile ve nerede tutacaksınız? Deport etme kararı alsanız bile kimlik tespiti yapılmadan hangi ülke bunları alır? Bu statüde yani kimlikleri bile tespit edilememiş yüzlerce IŞİD militanının Türkiye’deki ceza ve tutuk evlerinde hakim karşısına çıkmayı aylardır beklediğini söyleyebilirim size”.

Bir diğer yetkili ise Türkiye-Suriye sınırındaki savcılık ve hakimliklerin -özellikle sınıra en yakın olan Kilis Savcılığı ve Sulh Ceza Hakimliği’ndeki- iş yüküne dikkat çekiyor: “Her gün abartısız yüzlerce dosyanın geldiği bu kritik bölgede yeterli savcı, hakim ve adalet görevlisi olmaması nedeniyle işler daha da uzuyor ve karmaşıklaşıyor. Ben Adalet Bakanlığı’nın bu bölgeye neden daha fazla savcı ve hakim göndererek takviye etmediğini anlamıyorum”.

Türkiye’de hükümet İD’i resmi olarak “terör örgütü” ilan etmese de gelen uluslararası baskılar nedeniyle 10 Ekim 2013’de bir genelge yayımlayarak “İD ile ilişkili kişilerin finansal kaynakların dondurulması” kararı almıştı.

Hükümet yetkilileri bu genelgeye atıfta bulunarak “İD’i terör örgütü ilan ettik” diyor ama bu sözler sahadaki hukuki gerçeklik açısından pek de gerçeği yansıtmıyor.

Peki İD Türkiye’de nasıl hukuki olarak ‘terör örgütü’ ilan edilebilir? Bu konudaki ilk yaklaşım, İD’in konuya ilişkin uluslararası hukuki metinler ve normlar temel alınarak terör örgütü ilan edilebileceği görüşü. Örneğin, Hakim Süleyman Özar “Adalet Dergisi”nde yayımladığı akademik bir makalede yabancı savaşçıların Suriye’ye gidişinin engellenmesi için çıkan 2178 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına dikkat çekiyor. Makaleye göre, Türk ceza hukuku sisteminde de bu konunun kapsamına giren suç tipleriyle -adam öldürme, savaş suçları, insanlığa karşı suç ve insan kaçakçılığı- uyumlu bir düzenleme yapılabilir.

Bu konudaki diğer bir yaklaşım ise İD’i doğrudan Türkiye’de gerçekleştirdiği şiddet eylemleri üzerinden “terör örgütü” ilan etmek olabilir. İD’in Türkiye’de somut olarak mahkeme süreci devam eden iki eylemi bulunuyor. Bunlardan ilki, İD militanlarının Mart 2014’de Niğde'de iki güvenlik görevlisi ile bir sivilin ölümü, yedisi asker sekiz kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırısı.

Diğeri ise bir İD militanı tarafından 5 Haziran’da Diyarbakır’daki HDP mitingi esnasında gerçekleştirilen ve dört kişinin ölümü ile 100’e yakın kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan bombalı saldırı. Ancak her iki davanın da yargılama sürecinin çok yavaş ve şeffaflıktan uzak olduğu görülüyor. Kısacası, Türk hukuk sisteminin bu davalar üzerinden İD’i terör örgütü ilan etme konusunda isteksiz ve yavaş olduğunu söylemek mümkün.

Sonuç olarak, her ne kadar Türkiye’de kamuoyu algısı İD’i terör örgütü olarak görse ve güvenlik bürokrasisi İD’e yönelik daha sert tedbirlere yönelse de Türk hukuk sisteminde İD militanlarının çok iyi bildiği ve iyi istismar ettiği gözlenen boşluklar söz konusu. Türkiye bu boşluklar nedeniyle İD’le etkin olarak mücadele edemiyor. Dolayısıyla, Türkiye İD’le ciddi mücadele etme kararı verirse bunun için öncelikle ceza hukuku sisteminde ciddi düzenlemelere ihtiyaç var. Aksi takdirde, Türkiye kamuoyu yakalanan İD militanlarının haberlerini okuyup mutlu olurken, bu militanların büyük çoğunluğunun bir süre sonra salıverildiğini bilmeden yaşıyor olacak.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

İdlib’deki zamansız gerilimden savaş çıkar mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Eyl 25, 2020
Ürdün ve Irak ile bağlarını güçlendiren Mısır, Türkiye’ye ne mesaj veriyor?
Mohamed Saied | ekonomi ve ticaret | Eyl 5, 2020
Suriye: SDG bölgesindeki suikastlar ne anlama geliyor?
Shelly Kittleson | İslam Devleti | Ağu 10, 2020
Turizmde 'eski normal' çok zor
Mustafa Sönmez | Koronavirüs | May 1, 2020
İran-Türkiye: Korona virüs riski
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Mar 3, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Döviz-faiz sıkışması ve yeniden küçülme
Mustafa Sönmez | | Kas 20, 2020
al-monitor
Azerbaycan’a asker tezkeresi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Kas 19, 2020
al-monitor
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020
al-monitor
Ekonomide kadro değişimi erken seçim amaçlı
Mustafa Sönmez | Türkiye seçimleri | Kas 12, 2020