Türkiye'nin Nabzı

İslam Devleti’nin yeni Türk Birliği Kürtlerin aklını nasıl çeliyor?

By
p
Article Summary
Geçen yıl Eylül’de İD’e katılan bir Türk vatandaşı örgüte katılma sürecini Al-Monitor’la özel olarak paylaşılan bir videoda çarpıcı bir açıklıkla anlatıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) bağlı Suriyeli Kürt savaşçıların cihatçıların stratejik kalelerinden biri olan Tel Ebyad’taki İslam Devleti’ni kuşatmasıyla birlikte binlerce sivil Türkiye sınırına akın etti. Sınır, Suriye krizinin başlamasıyla son dört yıldır alışıldık hale gelen görüntülere sahne oldu.

Halihazırda yaklaşık iki milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye ilk etapta sınırı açmamakta diretti ve mültecileri tazyikli suyla dağıtmaya çalıştı. Uluslararası kamuoyundan eleştiri yağdı, Türkiye tutumunu değiştirdi. YPG’nin 15 Haziran’da Tel Ebyad zaferini ilan ettiği gün Türkiye’ye kimi yasa dışı yollardan en az 23.000 Suriyelinin geçtiği tahmin ediliyor. Binlerce mültecinin daha gelmesi bekleniyor. Ama asıl sorun Türkiye’nin yeni mültecilerle birlikte artan yükün altından nasıl kalkacağından ziyade kaç İD militanının mültecilerin arasına karışarak ülkeye giriş yaptığı.

Basında çıkan haberlere göre güvenlik güçleri Tel Ebyad’dan Türkiye’ye geçmeye çalışan birkaç İD savaşçısını yakaladı. Philadelphia-merkezli düşünce kuruluşu Orta Doğu Forum’un cihatçı örgütler uzmanı Ayman Cevat El Tamimi de elektronik posta yoluyla Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “İD savaşçılarının Tel Ebyad’dan Türkiye’ye geçtiklerine pek şüphe yok. Zaten burada gölge bir varlıkları vardı. mülteciler arasında da varlıklarının olması menfaatlerine olacak”.

Öte yandan, İD’in Türkiye’deki varlığı sadece bir “gölge”den ibaret olmayabilir. Al-Monitor da dahil önde gelen uluslararası basın kuruluşlarınca yapılan bir dizi araştırma haber cihata eleman kazandıran kişilerin ve sempatizanlarının İstanbul, Ankara ve Konya gibi şehirlerde rahatça dolaşabildiklerini gösteriyor.

Al-Monitor’a konuşa gazeteci-yazar Levent Gültekin de aynı görüşte: “Türkiye IŞİD ve diğer köktenci örgütler için verimli bir ortam sunuyor.”

Hüseyin Mustafa Peri geçen yıl Eylül’de İD’e katılan bir Türk vatandaşı. Haziran başında Suriyeli Kürtler tarafından kurşunla yaralanmış halde Tel Ebyad’ın doğusundaki sınır kasabası Tel Hamis’te yakalanan Peri Al-Monitor’la özel olarak paylaşılan bir videoda örgüte katılma sürecini çarpıcı bir açıklıkla anlatıyor.

Al-Monitor içeriğinin hassasiyeti nedeniyle kaynağının açıklanmaması kaydıyla paylaşılan bu videoda konuşan kişinin kimliğini ve hangi şartlarda esir tutulduğunu bağımsız kaynaklardan doğrulayamadı. Suriye’de YPG tarafından alıkonulan cihatçıyla röportaj yapma talebi de “güvenlik” gerekçeleriyle reddedildi. Ancak, Peri’nin “Seyf-ül İslam” isimli yeni kurulan ve tümü Türklerden oluşan İD birliği de dahil verdiği kimi bilgiler Al-Monitor’un bağımsız olarak ulaştığı bulgularla örtüşüyor.

Üniversite eğitimini yarıda bırakan Peri 25 yaşında ve Adıyamanlı. Adıyaman’da İD’e yakınlık ve sempati duyan İslami cemaat ve tarikatların sayısının artışta olduğu söyleniyor. Cihatçılarla ilk temasının İstanbul’un dar gelirli semtlerinden Güngören’deki bir fırında gerçekleştiğini söyleyen Peri fırına ve üst katında bulunan mescide pek çok cihatçının gelip gittiğini anlatıyor: “İstanbul’da bir şahısla tanıştım, İbrahim Usame isimli. (...) O biraz anlattı ve dinledim. Biraz değişik bir şahıs, marjinal bir duruşu vardı, marjinal bir giyimi vardı. İşte sakal bırakması, cepli pantolon giymesi, saçlarını uzatması… Şekil olarak tam bir IŞİD şekli diyebiliriz.”

İdeolojik eğitim Usame’nin Peri’ye okumasını telkin ettiği bir dizi dini metinle başlamış. Bunlar arasında Müslüman Kardeşler’in ideologları tarafından yazılan kitaplar da var.

Usame’nin İslam Devleti’ne mensup olduğunu duyunca “şaşırdığını” söyleyen Peri şöyle ekliyor: “Çünkü bayağı bir ihtilaf vardı İhvan-ı Müslüm’le”. İD Müslüman Kardeşler üyelerini “tekfirci” ve mürtet olarak görüyor. Peri Usame’nin İslam Devleti’ne katılma çağrısını geçen yıl Eylül’de kabul etmiş.

Al-Monitor birkaç gün önce Peri’nin iddialarını araştırmak için Güngören’e gitti. İlk durak semtte emlakçılık yapan Hüseyin Demir oldu. “Kulağı delik” bir Kürt olarak tanınan Demir Al-Monitor’a Güngören’in “Suriyelilerle dolu” olduğunu doğruladı: “Çoğu bodrum ya da zemin katlarda yaşıyor. Ben onlarla iş yapmayı bıraktım çünkü kimdir necidir bilemiyorum”.

Demir etrafta cihatçıya benzeyen insanlar görüp görmediğine ilişkin bir soru üzerine geçen gün “cihatçıya benzeyen” yaklaşık 30 kişilik bir grubun emlakçının önünden aceleyle geçtiğini söyledi: “Niye koştuklarını, kim olduklarını bilemiyorum. (...) YGP’nin Tel Ebyad’ı almasıyla yeni bir Suriyeli akını oldu”.

Koşu yapan cihatçılar! Peki ya, mescit ve fırın? Demir “IŞİD şekli” şahısların toplandığı bu iki yerden de haberdar olmadığını söyledi.

Elimdeki adres tarifi ve bana rehberlik eden Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyesi Yılmaz Yücel ile birlikte Peri’nin anlattığı Güngören’in Haznedar mahallesindeki fırın ve mescidi aramaya koyuldum. Kısa süre sonra bahsi geçen mescidin İslamcı bir dernek olan Hisader’in merkeziyle aynı binada bulunduğunu gördük.

Semt sakinlerinin çocuklarını kandırarak Suriye’deki savaşa katılmaya ikna etmekle suçladığı Hisader’e ilişkin iddialar geçen haziranda basına yansımıştı. Hisader’in savunmasız gençleri önce kendi adamları vasıtasıyla uyuşturucuya alıştırdığı sonra da bağımlılıktan kurtulmalarına yardım ederek ağına düşürdüğü iddia edilmiş, haberlerde geçimini sütçülükten kazandığı söylenen İbrahim Usame’nin de adı geçmişti.

Güngören’in mimli mahallelerinden Tozkoparan’da uyuşturucuya kolayca ulaşılabildiğini Yılmaz da doğruladı. Nitekim, Polisin Güngören’de yüksek miktarda uyuşturucu ele geçirdiğine ilişkin haberler sık sık basına da yansıyor.

Güngören’in sokaklarında gezen Porsche, BMW ve Mercedes gibi çok sayıda lüks araç ise gelir düzeyine ilişkin ipuçları veriyor. Tabii, semt nüfusunun büyük bölümünü oluşturan tekstil işçileri dışındakilerin...

Temmuz’da kapatılmasına karar verilen Hisader’in Haznedar’daki sıradan bir binanın birinci katında bulunan dairesi şu an boş. Camları eski gazetelerle kaplı. Ancak alt katındaki “Beslioğlu Unlu Mamulleri” yoğun çalışıyor.

Sahipleri de Peri gibi Adıyamanlı. Fotoğrafını gösterince Peri’yi daha önce hiç görmediklerini söylediler. Yetkili olduğu anlaşılan kır saçlı tek gözü kör bir adam “Biz burayı sadece dört ay önce devraldık” dedi. Fırının Trabzonlu olan eski sahiplerinin irtibat bilgilerini almak için ısrar edince önce kaçamak yanıtlar verdi sonra da sinirlenerek eliyle dükkandan çıkmamı işaret etti. Fırının yanındaki kırtasiyeci de misafirperver değildi, “hiçbir şey bilmiyorum” dedi.

Bu gibi tartışmalar Peri’nin Kasım’da Suriye’ye giderek İslam Devleti’ne katılmasına engel olmamış ve aslında oldukça kolay bir yolculukmuş: “İbrahim Usame bir numara verdi. Daha sonra ben numarayı aradım. Gaziantep’e geçmemi istediler.”

Peri Gaziantep’te gittiği noktadan önce taksi sonra da minibüsle Suriye sınırına kadar götürülmüş: “Yanımda üç dört tane Endonezyalı vardı, üç tane de Türkistanlı vardı. Zaten geçerken kaçakçı hızlı bir şekilde koşmamızı istedi. Sırt çantalarımızla koştuk o şekilde. Ben görmedim asker. Tahminen geçiş kolay. Çünkü 50 metre koştum ve herhangi bir sorun görmedim yani”.

Türkiye Suriyeli savaşçıların topraklarını kullanarak Suriye’ye geçmesine kayıtsız kaldığı için uluslararası toplum tarafından defalarca eleştirildi. ABD Başkanı Barack Obama haziran başında Almanya’da yapılan G-7 zirvesi sırasında bu durumdan duyduğu hayal kırıklığını şöyle dile getirdi: “Bunların tümü engellemez ama daha iyi bir iş birliği, daha iyi bilgi paylaşımı ve Türkiye Suriye sınırının daha etkin bir şekilde denetlenmesiyle büyük bölümü engellenebilir. Bu, Türk makamlarıyla daha sıkı iş birliği yapmak istediğimiz bir alan, ki onlar da bunun bir sorun olduğunu kabul ediyorlar ama kapasitelerini tam olarak ihtiyaç duyulan seviyeye çıkarmış değiller”.

Türk yetkililer ise aynı fikirde değil. Onlara göre sorun aslen yabancı savaşçıların geldikleri ülkelerden kaynaklanıyor. İsminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan diplomatik bir kaynak şu bilgileri verdi: “Yabancı bir terörist savaşçı için Türkiye aslında hiç başlamaması gereken bir yolcululuğun varış noktasından önceki son durak. Sorumluluk paylaşımı açısından, kaynak sağlayan ülkenin birkaç yüz yabancı savaşçıyı durdurma sorumluluğu varken Türkiye’den binlerce savaşçıyı durdurması bekleniyor, bunu görmek lazım”.

Türkiye Haziran başından itibaren 2011’de oluşturulmaya başlanan “giriş izni yok” listesine binaen 1400’ü aşkın kişiyi yabancı savaşçı şüphesiyle sınır dışı etti. Kaynak da şu noktaya dikkat çekti: “O listedeki isimlerin beş binden fazlası sadece 2014’te eklenenlerdi. Bu da bilgi paylaşımı açısından artan uluslararası iş birliğine işaret ediyor, önceki yıllarda böyle bir şey yoktu”.

Suriye sınırındaki gelişmiş yolcu tarama ve güvenlik kontrolleri sayesinde de geçen yıl 650 şüphelinin Türkiye’ye geçişine izin verilmedi.

Batılı diplomatlar da Türkiye’nin yabancı savaşçıların sınırdan geçişini engellemek için daha fazla çaba sarf ettiğini düşünüyor. Ancak Peri’nin anlattıkları Türkiye’nin kendi vatandaşlarının cihatçılara katılması konusunda yeteri kadar çaba sarf etmiyor olabileceğine işaret ediyor.

Peri’nin gönderildiği Türk birliği “Ebu Usame Kürdi” mahlasını kullanan bir “emir” tarafından yönetiliyormuş. Peri Afganistan’da da savaşmış, Konyalı bir Kürt olan Ebu Usame için “genel emirdi” diyor.

Birliğin nasıl dağıtılacağına da emir karar veriyormuş: “10 kişi bu şekilde 10 kişi bu şekilde…”

Kürdi’nin kardeşi Abdüsselam da aynı birlikteymiş: “O askeri emirdi, başımızda duran yani askeri olarak duran kişiydi”.

Türk birliğinde yaşı ortalama 20-22 olan savaşçılar çok az askeri tecrübeleri olmasına rağmen sadece iki haftalık bir eğitimden sonra savaşa gönderilmiş: “Yani hiçbiri savaşmanın ne olduğunu bilmiyor (...) Fakat hepsi bir arada, hepsi bir anda şehit oldu”.

“Benim gibi araştırarak gelenler vardı” diyen Peri bazılarının da Konya’daki medreselerden geldiğini anlatıyor. Bu medreselerde birçok cihatçı imam olduğu söyleniyor. Peri’nin ismini verdiği “hocalar”ın arasında İslam inancının yayılması için cihatın yılmaz savunucularından olan Kürt vaiz Aladdin Palevi de var. Palevi “Cihat Kavramı” başlıklı bir makalesinde şu ifadeleri kullanıyor: “Cihat İslam kalesini koruyan, Müslümanların mallarını, ırzlarını, kanlarını muhafaza altında tutan bir surdur. (...) Allah’ın kanunlarında uzlaşmanın yeri yoktur”.

Türkiye’nin Suriye’deki radikal gruplara destek verdiği iddialarını belgeleyen eski Cumhuriyet Halk Partisi Konya milletvekili Atilla Kart da oğullarının cihata katılmaya Suriye’ye gitmesinden yakınan pek çok seçmeni olduğunu söylüyor. Onların da Peri gibi sınırı Gaziantep’ten geçtikleri düşünülüyor. Al-Monitor’un sorularını telefonda yanıtlayan Kart şöyle diyor: “Tüm bu bilgileri yerel güvenlik yetkilileriyle paylaştım. Kıllarını kıpırdatmadılar”.

Radikal örgütlerden dönen gençlerin ideolojilerini ve şiddeti ülkeye taşımaları da bir diğer endişe kaynağı. HDP’nin 5 Haziran’daki Diyarbakır mitinginde meydana gelen ve dört kişinin ölümüne, birçok kişinin de yaralanmasına yol açan çifte bombalı saldırının da Suriye’de İD safında savaşmış bir Kürt tarafından düzenlendiği iddia ediliyor.

Güngören’in Güven mahallesinde ise uzun saçlı, uzun sakallı aynı tişört ve kargo pantolonlardan giyen bir grup adam yeni yapılan bir caminin önündeki çay bahçesinde çay içerek Arapça sohbet ediyor.

Aralarından bazıları ayağa kalkarak Çalışlar sokağına bakan dar bir ara sokağa ilerliyor ve camları karartılmış bir zemin katın önünde duruyor: Numara 26-A. Sokakta park etmiş olan beyaz minibüsün camları da benzer şekilde karartılmış ve bu adamlar için de “Şekil olarak tam bir IŞİD şekli diyebiliriz”.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkish kurds, turkey terrorism, turkey-syrian border, syria, kurdish issue, kurdish terrorism, is

Amberin Zaman, Washington Post, Los Angeles Times, Daily Telegraph ve Amerika’nın Sesi gibi medya kuruluşları için Türkiye’de muhabirlik yapmış olan, İstanbul’da yerleşik bir gazeteci yazardır. Türk televizyon programlarına sık sık yorumcu olarak katılan Zaman, 1999’dan bu yana The Economist dergisinin Türkiye muhabiri olarak görev yapmaktadır. ABD düşünce kuruluşu German Marshall Fund’ın “On Turkey” yayınlarına düzenli olarak katkı yapan Zaman, önde gelen Türk gazetelerinde de köşe yazarlığı yapmıştır. Uzmanlık alanları, Türk dış politikası, Kürtler ve Türkiye-Ermenistan ilişkileridir. 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept