Türkiye Katar’da sürekli askeri üs kurmaya hazırlanıyor

Türkiye, Körfez bölgesinde “güvenlik alanında ben de varım demek” için Katar’a deniz ve kara unsurları içeren devamlı bir asker üs kurma hazırlığında ve bu hamlenin Orta Doğu’daki hassas güç dengesine ciddi etkileri olacağını kesin.

al-monitor .
Metin Gurcan

Metin Gurcan

@Metin4020

İşlenmiş konular

turkish military, turkey central bank, sunni alliance, recep tayyip erdogan, qatari foreign policy, qatar, gulf security

Haz 3, 2015

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2 Mart’taki Riyad ziyaretinde Suudi Arabistan Kralı Selman’la görüşmesinden sonra Türkiye’nin Körfez ülkeleri ile olan iş birliği gözle görülür şekilde arttı ve bu iş birliğinin yavaş yavaş güvenlik alanına da taşındığı gözleniyor.

Bunun en son örneği Türkiye ile Katar arasındaki askeri iş birliği. Aslında, Türkiye ile Katar arasında güvenlik alanındaki yakınlaşmanın geçmişi daha da eskiye dayanıyor. Katar Emiri Tamim Bin Hamad El Thani’nin 19 Aralık 2014’deki Türkiye ziyaretinde iki ülke arasında güvenlik ve savunma sanayi alanlarındaki iş birliğinin artırılmasına yönelik imkanların araştırılması önemli bir gündem maddesiydi. Katar Emiri’nin 12 Mart’taki Türkiye ziyaretinde de bu alanda görüşmeler yapıldığı bildirilmişti. Tüm bu görüşmelerin sonucunda Türkiye-Katar Askeri İş Birliği Anlaşması Türkiye’deki diğer yasa yapım süreçleri ile kıyaslandığında jet hızıyla yürürlüğe girdi. 22 Mart’ta Meclis Genel Kurulu’ndan, 27 Mart’ta da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayından geçen anlaşma 28 Mart’ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu anlaşma, Türkiye ile Katar arasında istihbarat paylaşımı, askeri iş birliği ve iki ülkenin birbirinin topraklarına asker konuşlandırmasına imkân veriyor. Ayrıca, Türk askerinin Birinci Dünya Savaşı esnasında çıktığı Katar’a belki de tam yüz yıl sonra dönmesinin önünde yasal bir engel kalmamış gibi görünüyor.

Aslında, anlaşma meclis onayından geçmeden önce Meclis Dış İlişkiler Komisyonu’nda sert tartışmalara neden oldu. Komisyon tartışmalarında, CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz mutabakata tepkisini şöyle dile getirdi: “Katar’ın askeri yönden bizim oraya asker gönderip onları eğitmemize ihtiyacı mı var? Böyle bir ihtiyaç yok. Katar’da ABD askeri var. Buranın bünyesinde ileride oluşması muhtemel bir uluslararası görev gücüne katılacak bir askeri birlik mi gönderiyorsunuz? Bunu bilelim biz. Asker niye gidiyor oraya? Katar’ı kime karşı korumaya gidiyor?”

CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı da şu itirazda bulundu: “Acaba bu tasarı ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Katar’da ne yapacağını bilen bir Allah’ın kulu var mı? Ben diyorum ki siz ABD ile eğit donat anlaşması imzaladınız. Şimdi Türk askerini Katar’a göndererek Suriye’nin muhaliflerini orada eğiteceksiniz ve donatacaksınız”.

Meclis Dışişleri Komisyonu'ndan bu iddialara cevaben yapılan resmi açıklamada ise Türkiye ile ABD arasında Suriyeli muhalif gruplara yönelik Eğit-Donat anlaşmasıyla Katar'la yapılan askeri anlaşmanın ilişkili olmadığı bildirildi. Açıklamada, anlaşmaya kapsamı dışında bir anlam yüklememek gerektiği, anlaşmanın ABD’nin Katar’da bulundurduğu Merkezi Komuta Kuvveti (CENTCOM) faaliyetleriyle herhangi bir alâkasının bulunmadığı özellikle vurgulandı. Ayrıca anlaşma kapsamında Katar'ın da Türkiye'ye askeri personel göndermesinin mümkün olduğu, Körfez ülkelerinde pek çok yabancı ülkenin de askeri angajmanı olduğu, ileride Türkiye-Katar Askeri İş birliği Anlaşmasına benzer anlaşmaların diğer Körfez ülkeleriyle de yapılmasının mümkün olduğu hususları vurgulandı.

Türkiye-Katar askeri ittifakı öncelikle son dönemde İran’ın Körfez’de artan etkisi, ABD ile İran arasındaki yakınlaşma ve Çin’in Orta Doğu’da artan etkisinden rahatsız olan Katar için önem taşıyor. Ciddi bir askeri gücü olmayan Katar’ın Körfez bölgesindeki caydırıcılık açığını Türkiye ile yapılacak bir askeri ittifak ve gerekirse Türkiye’nin askeri gücü ile doldurmaya istekli olduğu görülüyor. Türkiye gibi bölgesel bir güçle kurulacak askeri ittifak, savunma ihtiyaçlarını çeşitlendirme konusunda arayış içinde olan Katar için önemli bir fırsat. Katar böylelikle bir yandan savunma sanayi alanındaki kapasitesini artırma, ordusunu eğitme imkanı sağlarken diğer yandan da ABD’ye olan askeri bağımlılığını azaltma, savunma partnerlerini çeşitlendirme, İran’ı dengeleme ve Türkiye üzerinden NATO ile daha sağlam iş birliği kurma imkanlarına sahip olabilir.

Peki Türkiye’yi böyle bir anlaşmaya iten temel neden ne olabilir? Al-Monitor’a konuşan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Dr. Mehmet Akif Okur’a göre Körfez bölgesi, dünya ekonomi-politik dengeleri bakımından çok büyük bir öneme sahip. Bu nedenle Türkiye önemli bir bölgesel oyuncu olarak Körfez’da her alanda etkili olmak istiyor. Katar’la yakın askeri iş birliği Türk savunma sanayi için önemli bir pazara girme fırsatı sunarken, jeo-stratejik açıdan İran’ın bölgede dengelenmesi, Türkiye’nin küresel güvenlik ortamındaki etki gücünün artması, Rusya ve Çin’le ikili müzakerelerde elinin güçlenmesi ve Türkiye’nin küresel enerji güvenliği konusunda söz sahibi olması anlamına geliyor.

Ancak Okur, Türkiye’nin Katar’da açmayı planladığı askeri üs ile ilgili iki hususa dikkat çekiyor: “Öncelikle, Türkiye’de genel olarak Körfez gibi stratejik önemi büyük bir bölgede üs açmanın beraberinde getireceği risk ve fırsatların kamuoyu tarafından iyi anlaşılmasına ve üs açma-güvenlik sağlama süreçlerini denetleyecek demokratik mekanizmaların inşasına ihtiyaç var”.

Gerçekten de Türkiye’de hala bir “kara kutu” görünümünde olan askeri ve güvenlik alanında sivil toplumun da içinde olduğu şeffaf ve demokratik bir denetim mekanizması henüz kurulmuş değil. Bu eksiklik de bu alandaki her olay ve olgunun gizlilik zırhına büründürülerek kamuoyu denetiminden uzak tutulmasına imkan veriyor. Okur’a göre özellikle petrol zengini ülkelerle askeri ve güvenlik alanında kurulan ilişkiler, özel çıkarlar ile devlet çıkarları arasındaki münasebet bakımından daha yakından bir denetime ihtiyaç duyar.

Okur sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu tarz hamlelerin Türkiye'nin, demokrasisini çürütmeden kurumsallaştırılması isteniyorsa, sivil toplumu da içine alan kapsamlı ve katılımcı bir tartışma sürecinden geçmeleri gerekiyor”.

Okur’un dikkat çektiği diğer husus ise Türk askerinin Katar'daki bulunuş amacının ve görev tanımlarının net olarak yapılması ihtiyacı: “Katar, geçmişte Suudi Arabistan'la sınır sorunu yaşamış, günümüzde İran'dan tehdit algılayan, saray içi iktidar mücadelelerine de sahne olabilecek bir ülke. Kendine mahsus bir güç kompozisyonuyla bölgesel gelişmelerde etkili olmaya da çalışıyor. Dolayısıyla Katar’da görev yapacak Türk askerlerinin orta vadede yüz yüze gelebileceği gerilim ihtimalleri de geniş bir yelpazeye yayılıyor. Buna uygun bir stratejik, lojistik hazırlık, Türkiye'yi farklı bölgelerde benzer adımlar atmaktan caydırmak isteyecek güçlerin testleri karşısında direnç oluşturabilmek bakımından da önem arz ediyor”.

Al-Monitor’un Ankara’da konuştuğu güvenlik kaynakları Türk Silahlı Kuvvetleri’nde de Okur’un “temkinli” tavrının hakim olduğunu vurguluyor. Güvenlik kaynaklarına göre anlaşmanın yürürlüğe girmesinin ardından orduda konuyla ilgili ciddi fayda ve mahzur etütleri ile risk analizleri yapılıyor.

Şu an için gönderilmesi planlanan birlik küçük bir deniz unsurunu, istihkam ve özel kuvvetler timlerini de içeren takviyeli bir tabur görev kuvveti büyüklüğünde. Genelkurmay’da bu birliğin vazifesi, görev yetki ve sorumlulukları, angajman kuralları ve uluslararası hukuk mevzuatı konularında yoğun çalışmalar yapılıyor. Güvenlik kaynakları Türk ordusunun böyle bir hassas konuda hem ulusal hem de uluslararası hukuk kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalmak istediğine de vurgu yapıyor. Kaynakların altını çizdiği bir diğer husus da bu görevi başta ABD olmak üzere Körfez bölgesindeki müttefiklerle ve NATO ile yakın iş birliği içinde yürütmenin önemi. Türkiye’nin Orta Doğu’daki güvenlik mimarisine stratejik etkisi olacak bu hamle temelde İran’ın bölgede artan askeri ve paramiliter etkisini dengeleme amacı taşıyor. Türkiye-Katar-Suudi Arabistan arasındaki Sünni ittifakını ilk kez güvenlik alanına taşıyacak olan daimi askeri üssün açılışının kritik önemdeki genel seçimlerin sonrasına bırakılması kuvvetle muhtemel. Belki de ordunun bu hassas konudaki süreci yavaştan alarak temkinli gitmesinin temel nedeni de 7 Haziran seçimleri sonrasında oluşacak siyasi resmi görmek istemesi.

Sonuç olarak, Türk askerinin tam yüz yıl sonra Katar’a geri dönmesi her ne kadar siyasetçiler için güçlü sembolik mesajları olan bir konu olsa da TSK meseleye duygusal değil, ciddi analizlerle yaklaşıyor. Ayrıca Türkiye Katar’a asker gönderirse bu hamleye İran’ın ne cevap vereceğinin de Ankara’daki en önemli merak konusu olduğunu not etmek gerekiyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Barzani Ankara’ya Bağdat’tan uzlaşı mesajı getirdi
Amberin Zaman | Kürtler ve Kürdistan | Eyl 8, 2020
Sosyal mesafe kuralları: Tedbir mi cezalandırma mı?
Sibel Hürtaş | | Eyl 2, 2020
Şehir hastaneleri kara deliği ürkütüyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Ağu 31, 2020
Türkiye’nin Afrika açılımı askerileştikçe rekabet kızışıyor
Fehim Taştekin | | Ağu 31, 2020
Türkiye-Pakistan yakınlaşması Hindistan’ın tepkisini çekiyor
Amberin Zaman | Savunma ve güvenlik iş birliği | Ağu 27, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020
al-monitor
Mali’de Fransız hezimeti Türk’ün hesabına bir zafer mi?
Fehim Taştekin | | Eyl 14, 2020
al-monitor
İthal otomobile sert fren
Mustafa Sönmez | | Eyl 8, 2020
al-monitor
Trablus’taki depremde Türkiye’nin rolü nedir?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Eyl 3, 2020