Rusya ve Orta Doğu

Putin ve Erdoğan’ın gergin görüşmesi

By
p
Article Summary
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’daki son görüşmesi karşılıklı rahatsızlıkların işareti olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Gözlemciler genellikle Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dış politika başarılarına odaklansa da -- Moskova’nın Kırım Yarımadası’nı büyük oranda kansız şekilde ele geçirmesi, Orta Doğu’daki konumunu güçlendirmesi gibi – Rus liderinin hataları da az değil. Hatta bazı hatalarının bedeli oldukça ağır oluyor. Örneğin görece kolay kazandığı Kırım zaferinin ardından doğu Ukrayna’da aşırı özgüvenli davranan Putin zor bir bataklığa sürüklendi. Önemli görünen diğer bazı hataların ise telafisi mümkün olabilir. Putin’in Rusya-Türkiye ilişkilerinde doğan önemli bir stratejik fırsatı hafife alması da bunlardan biri.

Genel anlamda Rusya-Türkiye ilişkileri ticaretin büyümesiyle son yıllarda önemli bir gelişme kaydetti. Putin ve Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye ve diğer bazı konularda yaşanan anlaşmazlıkları ikili ilişkilerden ayrı tutmayı başardı. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile inişli çıkışlı ilişkisinde öteden beri var olan gerginlikler ve Washington’la sıkça yaşadığı anlaşmazlıklar da ikili ilişkilere yansımadı.

Genel olarak olumlu olan bu havada Putin, Erdoğan’la 13 Haziran’da Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapacağı görüşme için geniş ve etkileyici bir heyet oluşturdu. İki lider Birinci Avrupa Oyunları’nın açılış töreni için Bakü’de bulunuyordu. Putin’in heyetinde Kremlin’in Dış Politika Baş Danışmanı Büyükelçi Yuri Uşakov, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Putin’in nüfuzlu basın sözcüsü Dimitri Peskov, Enerji Bakanı Aleksandr Novak ve devlete bağlı nükleer enerji şirketi Rosatom’la Gazprom’un yöneticileri yer aldı. Bu tarz heyetler çok olağan bir şey değildir. Hükümetler ancak bir sonuç almayı istediklerinde veya bir beklentiye sahip olduklarında böyle heyeteler oluşturur.

Ne var ki Kremlin’den yapılan resmi açıklamada yalnızca iki liderin görüştüğü konular sayıldı: gaz, nükleer anlaşma, Türkiye’deki seçimler ve Avrupa oyunları. Herhangi bir mutabakat veya karardan söz edilmedi. Peskov ise görüşmeleri “çok iyi, ayrıntılı ve yapıcı” olarak tanımladı. Ancak uluslararası diplomaside “ayrıntılı” ve “yapıcı” gibi sözcükler genelde olumlu değil, zorlu geçen görüşmelerden sonra kullanılır. Hele de yetkililer başka bilgi vermiyorsa… Gazprom CEO’su Aleksi Miller’in Türk Akımı projesi için Rus ve Türk “uzmanların” toplantılar yapmasına ilişkin önerisi hariç görüşmeden kamuoyuna fazla bir ayrıntı yansımadı. Bu da önemli konularda hâlen anlaşma sağlanamadığına işaret ediyor.

Bu açıdan bakınca kayda değer bir diğer husus da şu olabilir: Putin’in Erdoğan’la yaptığı görüşmeden sadece iki gün sonra Miller’la gerçekleştirdiği toplantıya ilişkin Kremlin’den yapılan açıklamada Türkiye’den hiç bahsedilmedi. Aslında Putin’in görüşmelerine dair yapılan çoğu açıklamada olduğu gibi metin yalnızca görüşmenin ilk bölümünü kapsıyordu ve görüşmenin devamının olduğu belirtiliyordu. Yine de Moskova Bakü’deki görüşmeye dikkat çekmek isteseydi Putin’in bunun için uygun bir fırsatı vardı.

Nitekim Rus basınında çıkan haberlerde Bakü’deki görüşmenin oldukça tatsız bir havada başladığı belirtiliyor. Kommersant gazetesine göre Putin ve beraberindeki heyet görüşmeye zamanında gelmedi. Erdoğan da şaşırarak ve “oldukça asık bir yüzle” ortada kaldı. Daha da kötüsü taraflar arasında yapılan telefon görüşmesinde Putin’in hâlâ otelinde olduğu ve Erdoğan’ın beklediği Four Seasons Oteli’ne doğru yola çıkmadığı anlaşıldı. Lavrov ve diğer birkaç kişi kısa sürede otele ulaşsa da gazetecilerin izlenimine göre Erdoğan sohbet havasında değildi. Haberlerde “Türk Cumhurbaşkanı’nın kendisine yanıt verip vermemesi Rus bakan için önemli değil gibiydi.” dendi. Sonunda Erdoğan odayı terk etti. Bir gazeteci bu manzarayı “tam bir skandal” olarak tanımladı. Erdoğan kısa süre içinde odaya dönerken Putin ancak “üç dakika sonra” gelebildi.

Erdoğan Putin’i selamlarken gülümsemedi ve iki lider yerlerini aldıktan sonra da “tek kelime etmedi”. Ancak Putin’in olan bitenden “rahatsızlık duymadığı” anlaşılıyordu. Peskov da sonradan yaptığı açıklamada azimle liderlerin sessizliğinin “aralarındaki herhangi bir gerginlik veya sorundan kaynaklanmadığını”, Erdoğan’ın protokol görüşmelerinde basının önünde “neredeyse hiçbir zaman konuşmadığını” söyledi.

Her anı basının önünde cereyan eden bu girizgâhın ardından görüşmenin basına kapalı kısmının iyi geçmiş olması da pek beklenemez. Zira Türkiye Moskova’ya göbeğinden bağlı bir ülke değil. Dahası Türk basınında çıkan haberlere göre Erdoğan görüşmede Putin’e Rus işgali altındaki Kırım’da Tatarlara yapılan “sistematik” insan hakları ihlallerini anlatan bir rapor sundu. Putin’in Batı’nın insan hakları konusunda Rusya’ya yönelttiği eleştirilere karşı tavrı düşünüldüğünde rapor da havanın yumuşamasına pek katkı yapmamıştır.

Putin artık insanları bekletmekten özel bir “rahatsızlık” duymuyor olabilir ki böyle bir namı da var zaten. Ancak Erdoğan gibi önemli potansiyel ortaklarla ilişkilerde bu pek de iyi bir strateji sayılmaz. Rus Devlet Başkanı’nın Bakü’de yapacak çok fazla işinin olmadığı düşünüldüğünde bu tavrını anlamak iyice zorlaşıyor. Zira Bakü’ye az sayıda devlet başkanı gitti. Hatta Erdoğan Putin’e AB liderlerinin açılış törenine katılmamasından yakındı.

Türk Cumhurbaşkanı’nı durduk yere kızdırmanın manası ne? Üstelik de Putin parlamento seçimlerinden sonra Erdoğan’ı arayarak partisinin başarısını kutlayan ilk liderlerden biriydi ve bu konuşmanın üstünden yalnızca birkaç gün geçmişti. Tersine eğer Putin bir şey için kızgın olsaydı -- ki bunun nedeni Ermeni soykırımı tabirini kullandığı için Erdoğan’ın yakın zamanda kendisine yönelttiği eleştiriler olabilir -- o zaman neden seçimlerin hemen ertesi günü tebrik telefonu açtı? Birkaç gün bekleyebilir ya da hiç aramayabilirdi.

Rusya’nın durağan ekonomisi, sıkıntılı diplomatik ve ticari koşulları düşünüldüğünde Türkiye, Moskova’nın bölgesel nüfuzunu artırmak, ticari kazancını büyütmek ve Orta Doğu’daki güvenlik hedeflerine ulaşmak için ciddi bir açılım fırsatı sunuyor. Öte yandan Moskova ve Ankara’nın önemli bazı görüş ayrıkları da var. Dolayısıyla ortak menfaatler ve belki de ortak bazı hüsranlara rağmen bu hedefler kendiliğinden ya da kolayca gerçekleşmeyecektir. Putin’in bu şartlar altında Erdoğan’ın gururunu hiçe sayması bilhassa çarpıcı bir durum. Kaldı ki Putin’in kendisinin de mağrur bir kişi olduğu ortada.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: vladimir putin, turkey syria crisis, russia on syria, russia in middle east, russia-turkey relations, recep tayyip erdogan

Paul J. Saunders, Center for the National Interest isimli düşünce kuruluşunun icra direktörüdür. George W. Bush’un başkanlığı sırasında Dışişleri Bakanlığı’nda kıdemli danışman olarak görev yapmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept