Türkiye'nin Nabzı

Sivil toplum seçim güvenliğine sahip çıkıyor

By
p
Article Summary
Küçük oranlardaki seçim yolsuzluklarının ülkenin kaderi üzerinde çok büyük etkide bulunabileceği 7 Haziran seçimleri öncesinde Oy ve Ötesi gibi sivil toplum hareketlerinin sandık güvenliğini sağlama çabaları önem taşıyor

Türkiye’de 7 Haziran’da yapılacak olan genel seçimlerde AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaderini tayin edecek olan sonuç, Kürt siyasi hareketinden doğan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) yüzde 10’luk ülke seçim barajını geçip geçmeyeceği olacak. Dünyanın bu en yüksek seçim barajını aşma konusunda HDP’nin göstereceği performans, AKP hakkındaki olumlu ya da olumsuz her türlü senaryonun odağında.

Bunlardan biri, Erdoğan’ın gönlünde yatan otoriter başkanlık sisteminin anayasasını yapmak için AKP’nin 550 sandalyeli mecliste beşte üçlük çoğunluğa tekabül eden en az 330 üyeliği kazanmasıyla ilgili olanıydı. AKP bu oranı tutturduğu takdirde canının istediği anayasayı tek başına yazıp referanduma götürme gücünü kazanıyor.

HDP’nin barajın altında kalması bu senaryoda mevcut seçim sistemi sayesinde AKP’nin işine geliyor. HDP ülke barajını geçemezse güneydoğu ve doğudaki Kürt çoğunluklu illerde kazandığı milletvekillikleri bu bölgelerde onun tek rakibi durumunda olan AKP’ye devredilecek... Ve HDP’nin sandalyelerine el koyması sayesinde AKP’nin 330’u geçmesi mümkün hale gelecekti.

Bu senaryo birkaç haftadır pek konuşulmaz oldu, gündemden düştü. Çünkü hemen bütün kamuoyu araştırmaları AKP oylarının düşmekte olduğunu gösterdi. 2011 genel seçimlerinde aldığı yüzde 49,9 oyla 326 milletvekili çıkaran AKP’nin oyu şimdilerde yüzde 40-42 bandında görünüyor ve bu seviye baraj altında kalacak bir HDP’den alınan milletvekillikleriyle 330’u geçmek için yeterli değil.

Şimdilerde HDP’nin barajın altında kalıp kalmayacağı, AKP’nin 330’u geçmesiyle ilgili olarak değil, tek parti iktidarını sürdürmek için gerekli olan 276 milletvekili sayısına ulaşıp ulaşamayacağı bağlamında konuşuluyor. Çünkü HDP’nin barajı geçmesi halinde AKP’nin bu yüzde 40 seviyesindeki oy oranıyla mecliste çoğunluğu elde edememe ihtimali beliriyor.

Diğer taraftan HDP’nin de barajı geçeceği garanti değil. Kamuoyu araştırmalarında yüzde 10-11 aralığında görünen bu partinin baraj sorununun bulunmadığını ileri sürmek, yanılma payları dikkate alındığında imkansız. HDP’nin oylarında yüzde 1’in altında meydana gelecek ondalık seviyedeki değişiklikler bile bu partinin barajı geçmesine ya da barajın altında kalmasına neden olabilir. Dolayısıyla, kaldıraç etkisi oluşturabilecek bu ondalık oy oranlarıyla Erdoğan ve AKP’sinin kaderini belirlemek ve Türkiye’nin yönünü değiştirmek mümkün.

İşte sırf bu nedenle 7 Haziran 2015 seçimlerinde oyların doğru sayılması Türkiye’nin ve bölgesinin geleceği açısından çok büyük bir önem taşıyor. Bu bakımdan düşündürücü olan ise Türk kamuoyunda oyların doğru sayılmayacağı, daha özlü ifadesiyle seçime hile karıştırılacağı yönünde yaygın bir beklentinin mevcut bulunması...

İstanbul’daki Koç Üniversitesi’nden Ali Çarkoğlu ve Erdem Aytaç’ın 5 Mayıs’ta kamuoyuyla paylaştıkları “Haziran 2015 Seçimlerine Giderken Kamuoyu Dinamikleri” başlıklı araştırmanın sonuçları Türk kamuoyunda seçim kurumuna duyulan güvenin ne kadar da aşındığını gösterdi.

19 Mart – 26 Nisan 2015 tarihleri arasında 49 ilde 2201 katılımcı ile yüz yüze görüşmeler yoluyla yapılan araştırmaya göre seçmenin yüzde 46’sı oyların doğru sayılmayacağına inanıyor. AKP’ye oy vereceğini söyleyenlerin arasında bile yüzde 15 olan bu oran muhalefet partilerinin seçmenleri söz konusu olduğunda yüzde 72’ye çıkıyor. 7 Haziran seçimlerinin adil olmayacağını düşünenlerin oranı yüzde 43. Bu oran partiler bazında değerlendirildiğinde, AKP seçmeninin yüzde 11’inin, muhalefet partilerine oy vereceklerini söyleyenlerin ise yüzde 69’unun seçimlerin adil olmayacağı kanaatinde oldukları görülüyor.

2007’deki ve 2011’deki genel seçim öncesinde “Seçimler adil olmayacak” diyenlerin oranı sırasıyla yüzde 28 ve yüzde 30 olarak elde edilmişken dört yıl sonra bu güvensizliğin 13 puan artarak yüzde 43’e çıkmış olması ciddi bir sorunu işaret ediyor.

İktidarın seçimlerde hile yapacağını iddia edenlere son olarak Kürt hareketinin yasadışı örgütlenmesi KCK’nın Yürütme Kurulu üyesi Murat Karayılan da katıldı. PKK kamplarının bulunduğu Irak’ın kuzeyindeki Kandil bölgesinde konuşan Karayılan “HDP’nin yüzde 10,5-11 oy ile barajı aşamayacağını düşünüyorum. Çünkü hile yapar, oyları geçersiz sayar veya çalarlar” dedi. Karayılan, bu nedenle HDP’nin yüzde 12-13 seviyesinde bir oy oranına ulaşması gerektiğini savundu.

Seçime hile karıştırıldığı iddiaları son olarak 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri’nin ardından gündeme getirildi. Seçimlerin yönetimi ve denetimi ile görevli yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu, AKP adayı Melih Gökçek’in kazandığı Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonuçlarına o dönemde ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yaptığı itirazları reddetmişti. CHP ise Ankara’daki yerel seçimlere, sandık tutanaklarının tahrif edilmesi başta olmak üzere çeşitli yöntemlerle yaygın hile karıştırılarak sonucun AKP adayı lehine değiştirildiği iddiasını halen sürdürüyor.

Sivil toplum örgütü “Demokrasi Denetçileri” “Bir Oy Hırsızının El Kitabı” başlıklı çalışmasında Türkiye’de yaygın olarak kullanılan seçim hilelerini şöyle sıralıyor:

  • Nüfus müdürlükleri ve tanıdık muhtarlar aracılığıyla bir bölgeden diğerine seçmen taşımak.

  • Rakip partili seçmenlerin kaydını silmek.

  • Bir seçmene birden fazla oy kullandırmak.

  • Fazladan basılmış oy pusulalarına tercih mührü basarak seçmen listesine göre tanzim etmek ve ardından bu sahte oylarla dolu çuvalları hakiki olanlarla yer değiştirmek.

Demokrasi Denetçileri’ne göre en çok oy hırsızlığı fırsatı, oyların sayımı ve kaydedilmesi sırasında çıkıyor. Bu sırada rakip partiye verilen oyların geçersiz sayılması veya oyların başka partiler adına kaydedilmesi mümkün olabiliyor.

"Oyların sayımı sırasında elektriklerin kesilmesi" de Demokrasi Denetçileri'nin değindiği oy hırsızlığı yöntemleri arasında...

Türkiye’de yaygın ve eş zamanlı elektrik kesintileri 30 Mart Yerel seçimi sırasında yaşandı ve bu gelişme Türk siyasi tarihine “Trafoya giren kedi olayı” olarak geçti. 30 Mart akşamı oylar sayılırken Türkiye’nin İstanbul dâhil 35 ilinde aynı anda elektrikler kesilmişti.

Enerji Bakanı Taner Yıldız iki gün sonra bu kesintilerin nedenini “Trafoya kedi girdi, kısa devre yaptı” diye izah ederek tarihe geçti. “Kediler” o tarihten beri muhalefet tarafından oy hırsızlarını kısa yoldan anlatan esprili benzetme olarak kullanılıyor.

Başta CHP ve ikinci muhalefet partisi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olmak üzere muhalefet teşkilatlarının sandık güvenliğine yeterince sahip çıkmamakla eleştirildikleri Türkiye’de sivil toplumun seçimlere hile karıştırılmasını önlemek için 2013’teki Gezi Direnişi’nden bu yana artan ölçüde müteyakkız olduğu gözlemleniyor.

Bu aktivizmin çarpıcı örneği, tümü Gezi Direnişi’nde yer almış 8 genç insan tarafından 2013’te kurulan ve amacını “şeffaf ve demokratik seçim bilincinin yerleşmesi” olarak açıklayan “Oy ve Ötesi” hareketi. Oy ve Ötesi’nin adını Türkiye’nin geniş kamuoyu sandıklarda 30 bin gönüllü müşahitle görev yaptığı 30 Mart yerel seçimleri sırasında duydu.

Oy ve Ötesi şimdi 60-70 bin gönüllü sandık müşahidi toplayarak, 7 Haziran’da Türkiye’deki 81 ilin 45’indeki 162 ilçede kurulacak olan 106 bin sandıkta oyların sayımını denetlemeyi hedefliyor. Bu 162 sayısı, en büyük 100 ilçe ile birinci ve ikinci parti arasındaki oy oranının yüzde 3’ten az olduğu 62 ilçeden oluşuyor. Bir başka ifadeyle, bunlar seçimde hileyle sonuç alınabilecek ilçeler...

“Oy ve Ötesi Derneği”nin Yönetim Kurulu Başkanı Sercan Çelebi Al-Monitor’a şunları söyledi: “Hepimiz 31 Mayıs 2013 gecesi Gezi direnişinin içindeydik. Etken olamadığımız sürece bu edilgenlik halinin bizi uçuruma götüreceğini gördük ve Gezi edilgen olma mazeretini elimizden aldı. Sandığımızdan daha kalabalık olduğumuzu fark ettik. Bu 8 kişi bir araya geldi. O rüzgârı yelkene doldurduk ve Oy ve Ötesi’ni kurduk. Gezi enerjisini kısa vadede bir projeye dönüştürmek, birlikte hareket edebilme yetisini kalıcı bir başarı hikâyesine dönüştürmek istedik ve akut bir sorun olan seçim güvenliğini nasıl sağlayabiliriz diye düşündük. Gezi’nin iki çıktısı var. Biri park; yerinde duruyor. İkincisi de Oy ve Ötesi. Biz yerleşik bir demokraside yaşamıyoruz. Demokrasi bu ülkede kendi kendine yerleşmeyecek”.

Sercan Çelebi, “Oy ve Ötesi”nin seçimin gözlemlenen kısmı olan oy verme sayım işlemini gönüllü müşahitlerle denetleyeceğini anlattı. Toplam 175 bin sandığın bulunduğu Türkiye’nin 970 ilçesindeki sonuçların merkezi bilgisayar sistemine girilmesi ve ardından resmi sonuçların yayımlanması aşaması ise takip edilemiyor. Bu aşamayı denetlemek için ise Oy ve Ötesi kendi yazılımını oluşturmuş. Sofistike bir iç denetim ve denge mekanizması olan bu yazılım sayesinde kendi elde ettikleri sonuçlarla resmi sonuçların mukayesesini yapabilecekler.

Çelebi, “Asıl etkinlik caydırıcılık. Takip varsa hile yok, yoksa her şey olabilir” diyor ve ekliyor: “Her sandığa ortalama 370 oy düşüyor. Her sandıkta sadece 3 oyun yeri değiştirilse bu Türkiye genelinde yüzde 1 oranında oy demek”.

Yüzde 1 seviyesindeki bir seçim yolsuzluğuyla HDP parlamento dışında bırakılabilir ve bunun Türkiye’nin kaderi üzerinde son derece olumsuz bir etkisi olur. Ondalık oranlardaki seçim yolsuzluklarının bile önlenmesi, Türkiye’deki 7 Haziran seçimlerinde işte bu nedenden dolayı her zamankinden de önemli.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: vote fraud, turkish politics, turkey politics, turkey elections, mhp, hdp, chp, akp

Kadri Gürsel, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. 2016'dan 2018'in eylül ayına kadar Cumhuriyet gazetesinde, daha önce de 2007-2015 yılları arasında Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Gürsel, Türk dış politikası, uluslararası ilişkiler, Türkiye’de Kürt sorunu ve siyasal İslam’ın gelişimi gibi konulara yoğunlaşmaktadır. Gazeteciliğe 1986'da başlayan Gürsel 1997’de Milliyet yayın grubuna katılmış, 1999-2008 döneminde de Milliyet’in dış haberler müdürü olarak çalışmıştır. 1993’ten 1997’ye kadar Fransız Haber Ajansı AFP’de muhabirlik yapan Gürsel, 1995 yılında PKK tarafından kaçırılmış ve bu tecrübesini 1996’da çıkan “Dağdakiler” isimli kitabında anlatmıştır. Gürsel, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yönetim Kurulu üyesidir. Twitter: @KadriGursel

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept