Rusya ve Orta Doğu

Kremlin’den sürpriz adımlar

By
p
Article Summary
Moskova’nın mevcut Orta Doğu politikasında ikili ilişkilere odaklanma, birbiriyle kavgalı devletlerle ilişki geliştirme ve BM başta olmak üzere başkalarını karşısına almadan ya da tekel kurmaya çalışmadan çatışmalarda arabulucu olma arzusu belirleyici unsurlar olarak öne çıkıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Nisan Rusya’nın Orta Doğu politikasında hareketli bir ay oldu. Bir dizi Orta Doğu lideri Moskova’yı ziyaret ederken Rus diplomatlar Suriye muhalefetiyle Şam hükümeti arasında ikinci tur istişareleri gerçekleştirdi, Rus uçakları Yemen’den tüm Rusların yanı sıra ABD ve Avrupa dâhil başka ülke vatandaşlarını tahliye etti, Rusya İran nükleer görüşmelerinde varılan ara mutabakatta aktif rol aldı, Rus diplomatlar BM Güvenlik Konseyi’nde karar tasarıları üzerinde çalıştı.

Rus yönetimi oldukça sürpriz bazı kararlar aldı. Bunlardan biri, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İran’a S-300 uçaksavar füze sistemlerinin teslimat yasağını kaldırması oldu. Bu adım Rusya’nın son dönemde çok taraflı konularda başarılı iş birliği yürüttüğü İsrail başta olmak üzere etkili bazı küresel ve bölgesel oyuncuların tepkisini çekti. Rus yetkililer bu kararı açıklarken siyasi gerekçelerin yanı sıra İran’la 2007’de yapılan sözleşmenin 2010’da askıya alınmasıyla ilgili hem ticari yönden hem itibar açısından gerekçeler öne sürdü.

Putin, 17 Nisan’da vatandaşların sorularını yanıtladığı dört saatlik televizyon programında şöyle dedi: “Bu hiçbir şekilde İsrail’e tehdit oluşturmuyor. Bunlar tümüyle savunma amaçlı silahlar. Ayrıca Yemen olayları başta olmak üzere bölgedeki gelişmeler göz önüne alındığında bu tür silahların tedariki caydırıcı bir işlev görüyor.” Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise daha da net konuştu: “Yemen dâhil bölgede yükselen gerilim düşünüldüğünde İran’ın modern bir hava savunma sistemine sahip olması oldukça ivedi bir hâl alıyor.”

Bazı Batılı yorumcuların öne sürdüğü gibi bu kararın arkasında Moskova’nın İran’la altı küresel güç arasındaki anlaşmayı baltalama isteğinin yattığını düşünmek yanlış. Füze sistemlerinin teslimatı yakın zamanda gerçekleşmeyecek. İran da bir süre daha petrol ve gaz pazarında Rusya’ya ciddi baskı uygulama konumunda olmayacak. Ancak bu olayda İsrail yönetiminin kaygılarının dikkate alınmamış olması önemli. Oysa Putin’in televizyonda söylediği gibi Moskova yakın geçmişte benzer silah sistemlerinin Suriye’ye verilmesini İsrail’in itirazları üzerine iptal etmişti.

Moskova, aynı ölçüde şaşırtıcı bir adım atarak Rusya’nın Yemen’le ilgili tüm önerilerini dikkate almayan BM Güvenlik Konseyi karar tasarısını veto etmedi. Rus yönetiminin bu tutumuna Arap başkentlerinden teşekkürler geldi. Hiç şüphesiz bu karar İran’ın hoşuna gitmedi ama S-300 sözleşmesinin askıdan indirilmesi buna yönelik bir telafi olarak açıklanamaz.

Kremlin’in Libya bağlamındaki etkinliği de sıra dışıydı. Zira yaygın bir görüşe göre Libya Moskova için artık kaybedilmiş bir savaştı. Libya Başbakanı Abdullah El Sini, 14-15 Nisan’da bu yıl Moskova’ya ikinci ziyaretini gerçekleştirdi. Sini, ziyaretinin başlıca amacını “Libya’nın istikrar ve askeri gücünü yeniden tesis etme” çabalarına Rusya’nın katılımını sağlamak olarak ifade etti.

Ancak bu ziyaretten Libya’ya silah tedarikini öngören bir anlaşma çıkmadı. Putin’in Orta Doğu ve Afrika temsilcisi Mihail Bogdanov, Libya’ya silah tedarikinin ancak BM Güvenlik Konseyi’nin ambargoyu kaldırmasıyla olabileceğini belirtti. Bogdanov’a göre Rusya “Libya’da meşru bir hükümet bulunduğuna ve güçlenmesi için ona yardım etmek gerektiğine” inanıyor. Bogdanov, Libya’ya silah tedarikinin dışında “Libya ordusunun, hükümet kurumlarının ve güvenlik güçlerinin güçlendirilmesine yardımcı olmaya” hazır olduklarını belirtti. Ziyaret sırasında Rusya’yla Libya arasında eskiden yapılan sözleşmelerin canlandırılması da görüşüldü. Bunların başında Libya’da bir demiryolunun inşası ve enerji kaynaklarının geliştirilmesi geliyor.

Nisanda Moskova’yı ziyaret eden bir diğer konuk Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas oldu. Bu üst düzey ziyaretin detayları açıklanmamış olsa da Rusya Güvenlik Konseyi’nin 17 Nisan’daki toplantısında Orta Doğu barış sürecinin gündeme almış olması görüşmelerin önemine işaret ediyor. Bu, Orta Doğu barış sürecinin Rus dış politikasının öncelikleri arasında önem kazandığının göstergesi olarak yorumlanabilir. Moskova’nın yeni bir girişim mi düşündüğü, yoksa örneğin Orta Doğu Dörtlüsü gibi mevcut mekanizmalarda faaliyetlerini artırmayı mı planladığı henüz net değil. Ancak Filistin meselesinde kulvar değişikliği söz konusu olamaz. Zira bu meselede esas teşkil eden BM Güvenlik Konseyi kararları var.

Barış süreci çerçevesine bağlı kaldığını belirten Rusya, Filistin örgütlerinin birleşmesine yönelik çabalarını yeniden yoğunlaştırabilir. Zira bu bölünmüşlük, Filistinlilerin İsrail’le müzakerelerinde engel teşkil etmeye devam ediyor. Rusya’yı can çekişen Orta Doğu barış sürecini canlandırma çabalarına iten bir etken de Rusya’nın ABD başta olmak üzere Batılı ortaklarıyla kriz yaşadığı şu dönemde iki tarafın yakın tutumlara sahip olduğu, olumlu tecrübelerin yaşandığı ve Rusya olmadan ilerlemenin zor olacağı alanlarda iş birliğini koruma arzusu.

Bu arada Moskova’nın Orta Doğu politikasının kimi Rus uzmanlarca sürekli topa tutulması Arap yorumcuların dikkatini çekiyor. Bu bağlamda 16-17 Nisan’da düzenlenen Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda Yevgeny Satanovsky tarafından yapılan sunum oldukça çarpıcıydı. Rus Dışişleri Bakanlığı’nın Orta Doğu politikasına yönelik eleştirileriyle tanınan Satanovsky, Rusya’nın büyük televizyon kanallarına sık sık çıkan bir isim. Rusya bu yılın başında Araplara ait Filistin toraklarındaki işgalin sona ermesine yönelik bir Güvenlik Konseyi karar taslağına destek vermişti. Satanovsky bunun üzerine Rus diplomasisini “ulusal çıkarlara ihanet etmekle” suçladı ve şöyle dedi: “Ya Rusya Dışişleri Bakanlığı hâlen Sovyet devrinde yaşıyor ya da daha da kötüsü diplomatlar kendi çıkarlarına bakıyor veya bazı yaşlı ama nüfuzlu meslektaşlarının bastırmasıyla bu tutumları alıyor.” Bir gazeteci dostuma göre Satanovsky bu ifadesiyle uzun zamandır hedef aldığı Yevgeny Primakov’u kastediyordu.

Satanovsky konferanstaki konuşmasında da özünde şu görüşü dile getirdi: Tüm Arap devletlerinin gözümüzün önünde çöktüğü şu ortamda yeni bir Arap devletini – yani Filistin devletini – kurmanın manası yok. Bu uzmanın devletin resmi tutumuna aykırı görüşünü ifade etme imkânı bulması elbette ki iyi bir şey. Ancak salonun dışında bu konuşma üzerine hararetli sohbetler yaşadığım Arap katılımcılar ve gazeteciler, Lavrov ve başka yetkililerin katıldığı saygın bir resmi konferansta Satanovsky’nin yer almasına ve Orta Doğu konulu oturumda uzman camiası adına neredeyse tek konuşmacı olmasına hayret etti.

Afallamış Arap gazeteciler, bu konuşmanın Moskova’nın İsrail’in yanında Filistin devletinin kurulmasından vazgeçtiği anlamına gelip gelmediğini soruyordu. Onlara verdiğim yanıtta böyle düşünmek için hiçbir sebep olmadığını, söz konusu uzmanın Arap ve Müslüman dünyasını ilgilendiren her konuda önyargılı tutumuyla tanındığını ve dile getirdiği görüşün devletin resmi tutumunu yansıtmadığını ifade ettim.

Satanovsky’nin konuşmasında uluslararası gözlemcileri şaşırtan bir diğer unsur da Katar, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın İslamcı terörizmi desteklediği yönündeki açık suçlaması oldu. Ankara ve Moskova’nın hızla gelişen ilişkileri düşünüldüğünde böylesi bir suçlamanın kimilerinin Kremlin’e yakın gördüğü ve kamuoyunda etkili olan bir uzman tarafından resmi bir etkinlikte telaffuz edilmesi, bölgeden gelen konukların da bana özel olarak ifade ettiği gibi soru işaretlerine neden oluyor. Bu tip şeylerin genelde kapalı kapılar ardında, özel konuşmalarda söylenmesi kabul görür. Ancak ben bu konuda da bahsi geçen uzmanın kişisel tavrının söz konusu olduğuna ve bunun dar bir çevrenin bakış açısını yansıttığına inanıyorum.

Son olarak Moskova’nın mevcut Orta Doğu politikasına ilişkin bazı sonuçlar çıkarabiliriz. Rus diplomasisi her şeyden önce ikili ilişkilere odaklanıyor. İkincisi çatışmacı beyanlardan ve özellikle de Rusya’nın küresel ve bölgesel politikalarda ayrı düştüğü ülkeler aleyhine davranışlardan kaçınılıyor. Örneğin Moskova Arap koalisyonunun Yemen’de Husilere karşı güç kullanmasını eleştiriyor ama Mısır’la ilişkilerini aktif şekilde güçlendirmekten geri durmuyor. Üçüncüsü Rusya birbiriyle kavgalı devletlerle ilişkilerini çeşitlendirmeye ve geliştirmeye çalışıyor. Dördüncüsü geçmişte sadece resmi yönetimlerle ilişki geliştiren Rusya artık muhalif gruplarla da etkin temaslar kurmaya çalışıyor. Son olarak Rusya Birleşmiş Milletler başta olmak üzere başka tarafları karşısına almadan ya da bu alanda tekel kurmaya çalışmadan çatışmalarda arabulucu rolü üstlenmek istiyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: yemen, vladimir putin, united nations, un security council, russian foreign policy, russia in middle east, russia, iran

Dr. Vitaly NaumkinRusya Bilimler Akademisi’ne bağlı Doğu Bilimleri Enstitüsü’nün yöneticisidir. Aynı zamanda Moskova Devlet Üniversitesi Dünya Siyaseti Fakültesi ile Moskova merkezli Stratejik ve Siyasi Çalışmalar Merkezi’nin başkanlıklarını yürütmektedir.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept