Türkiye'nin Nabzı

Erdoğan radikalleşiyor

By
p
Article Summary
Erdoğan’ın aşırı milliyetçi ve Batı karşıtı üslubunu son zamanlarda daha da sertleştirmesinin tek nedeni, 7 Haziran’daki seçimlerde AKP’ye daha çok milliyetçi oy kazandırmak mı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son zamanlarda kamuya açık mekânlarda yaptığı konuşmalar ve medyaya verdiği demeçlerde kullandığı üslubu daha da radikalleştirdiği göze çarpıyor. Erdoğan şu an Türkiye’deki kitlesel siyasi hareketlerin liderleri arasında üslubu açık ara en aşırıcı ve kutuplaştırıcı olan kişi...

Türkiye Cumhurbaşkanı, İslamcılıkla Türk milliyetçiliğini aşırıcılık potasında harmanlayarak meydana getirdiği radikal bir Batı karşıtlığı ve kuşkuculuğuna konuşmalarında artan oranda yer vermeye başladı. Erdoğan’ın 16 Mart’ta Ankara’daki sarayında düzenlenen “Devlet Övünç Madalyası ve Beratı Tevcihi” töreninde söyledikleri, kendisinin bu sorunlu evrimine dair bugüne kadar kaydedilmiş en çarpıcı örneği teşkil ediyor:

“Bu ülkenin 78 milyon vatandaşını her biri, erkeğiyle, kadınıyla, hatta çocuğuyla, yaşlısıyla, gerektiğinde şehit olmayı şeref olarak gördüğü içindir ki bu topraklar hala bizim vatanımızdır. Aksi takdirde bizi burada bir gün barındırmazlar. Sanmayın ki Hakk’la batıl arasında 1400 yıl önce başlayan mücadele bitti. Sanmayın ki bin yıl önce bu topraklara gözlerini dikenler amaçlarından vazgeçti. Sanmayın ki 100 yıl önce Çanakkale’ye, hemen ardından Anadolu’nun dört bir köşesine, dönemin en güçlü ordularıyla, silahlarıyla, teknolojisiyle dayananlar yaptıklarından nedamet getirdi. Asla... Bu kadim mücadele sürüyor, sürecek.”

Erdoğan saha sonra “Bize düşen, bu bilinçle, iki güzelden birine daima hazır olarak çalışmak, tedbirlerimizi almaktır” diyor. “İki güzel” derken Erdoğan’ın kastettiği “şehitlik” ve “gazilik”... İslami manada “şehit”, “Allah yolunda canını feda eden kişi”ye deniyor. “Gazi” unvanını ise Allah yolunda savaştan sağ dönen kişi hak ediyor. Türk kültüründeki yaygın ve geleneksel kullanımında ise şehit ve gazi, vatan savunmasında sırasıyla ölenler ve yaralananlar için deniyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı şehit veya gazi olmaya her an hazır olunması gibi savaşçı bir mesaj verdikten sonra şöyle devam ediyor:

“Türkiye’yi Endülüs yapmak isteyenler, Türkiye’yi Ortadoğu ve Doğu Afrika’ya çevirmek isteyenler, Türkiye’yi Doğu Avrupa ve Balkanların akıbetin uğratmak isteyenler bu niyetlerinden asla vazgeçmiş değiller.”

“Türkiye’nin Endülüs yapmak isteyenlerin varlığından” söz etmek, marazi bir kuşkuculuğu yansıtıyor. Çünkü Erdoğan burada, 1492’de Endülüs’te olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde de bütün Müslümanları ülkeden kovmak veya din değiştirmeye zorlamaya niyetli güçlerin varlığından söz etmiş oluyor. Bu, geçerliliği somut kanıtlarla ispatlanması imkânsız olan bir kuşku.

Öyle olsa da bu konuşması İslamcı Yeni Şafak gazetesinin 17 Mart tarihli sayısında “Türkiye Endülüs olmayacak” başlığıyla birinci sayfa sürmanşetinden verildi. Sol eğilimli BirGün gazetesine göre ise Erdoğan bu konuşmasıyla “adeta cihat çağrısı” yapmıştı.

Erdoğan’ın Türk-İslam sentezi

Erdoğan bu konuşmasında İslamcı ümmetçilikle Türk milliyetçiliğini Batı karşıtlığı zemininde mezcettiği de görüldü: “Türk, sadece bizim ülkemizde etnik anlam taşır. Batılılar gözünde geçmişten bu yana her Müslüman Türk’tür, öyle tanımlanır. (...) Bu durum aynı zamanda tarihin milletimize yüklediği sorumluluğun da ifadesidir.”

Türkçülük ve İslamcılığı mezcetme iddiasındaki “Türk-İslam sentezi”, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin resmi ideolojisiydi. Bu iki ideolojiyi tek çatı altında birleştirmek, o dönemin sağcı ideologlarına milli birlik ve beraberliği en geniş tabanda sağlamanın bir yolu olarak görünmüş olabilirdi.

Erdoğan’ın bu aşırı sağcı ve İslami milliyetçi üslubunun nedeni, kendisinin 7 Haziran seçimleriyle ilgili hedefleriyle açıklanabilir.

Cumhurbaşkanı Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesini istiyor ve bunun için de yeni bir anayasa gerekiyor.

Mevcut anayasa, yeni bir anayasanın halkoyuna sunulabilmesi için meclisin beşte üçlük çoğunluğundan onay almasını şart koşuyor. Bu da 550 sandalyeli mecliste 330 üyelik demek. İşte Erdoğan, kendisine tarafsız cumhurbaşkanı olma zorunluluğunu getiren mevcut anayasa nedeniyle değil genel başkanı, üyesi bile olmadığı AKP’nin en az 330 sandalye kazanmasını istiyor ki başka partilerin desteğine muhtaç olmadan hayalindeki anayasa meclisten AKP oylarıyla geçsin.

Diğer taraftan, bazı anket sonuçları AKP’den milliyetçi MHP’ye oy kayması olduğunu ve Kürt hareketi kökenli HDP’nin de yüzde 10’luk seçim barajını geçebileceğini gösteriyor. Bu araştırma sonuçları gerçeği yansıtıyor ise Erdoğan’ın AKP’den MHP’ye yönelen oyları geri aşırı milliyetçilikte bu partiyi de fersah fersah geride bırakarak kazanmak için çabalamasının bir nedeni olduğu anlaşılıyor.

Erdoğan’ın “Türkiye’ye Endülüs yapma niyetindeler” demesinden bir gün önce Kürt sorununun varlığını reddederek “Ne Kürt sorunu ya? Artık böyle bir şey yok” diye konuşması MHP ve AKP’nin milliyetçi tabanlarını cezbetme amacını taşıyor.

Erdoğan’ın aşırı milliyetçi ve Batı karşıtı üslubunun Türkiye üzerindeki etkilerini seçim konjonktürüyle sınırlı görmek doğru olmaz. Neticede Erdoğan’ın bu mesajları kitle iletişim araçlarıyla en geniş halk kesimlerine ulaşıyor. Ülkedeki siyasi kültür de Erdoğan’ın söylemindeki radikal ideolojik içerik doğrultusunda değişime uğruyor.

Erdoğan’ın söylemindeki radikalleşme ne yeni ne de sadece seçim konjonktürüyle açıklanabilecek bir olgu... Bu eğilim, partisi AKP’nin oyların yüzde 50’sini alarak kazandığı 2011 Genel Seçimleri’nin ardından rejimdeki otoriterleşmeye paralel olarak görünürlük ve istikrar kazandı; 2013’teki Gezi Direnişi ve yolsuzluk operasyonlarının ardından güçlenerek tırmanışa geçti.

Erdoğan’ın aşırıcı eğilimi, 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde de Türkiye’deki İslamcıların radikalleşmesinin nedenlerinden biri haline gelerek güçleniyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, recep tayyip erdogan, presidential system, parliamentary elections, mhp, kurds, hdp, akp

Kadri Gürsel, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. 2016'dan 2018'in eylül ayına kadar Cumhuriyet gazetesinde, daha önce de 2007-2015 yılları arasında Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Gürsel, Türk dış politikası, uluslararası ilişkiler, Türkiye’de Kürt sorunu ve siyasal İslam’ın gelişimi gibi konulara yoğunlaşmaktadır. Gazeteciliğe 1986'da başlayan Gürsel 1997’de Milliyet yayın grubuna katılmış, 1999-2008 döneminde de Milliyet’in dış haberler müdürü olarak çalışmıştır. 1993’ten 1997’ye kadar Fransız Haber Ajansı AFP’de muhabirlik yapan Gürsel, 1995 yılında PKK tarafından kaçırılmış ve bu tecrübesini 1996’da çıkan “Dağdakiler” isimli kitabında anlatmıştır. Gürsel, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yönetim Kurulu üyesidir. Twitter: @KadriGursel

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept