Türkiye'nin Nabzı

Yeni Türkiye’nin ‘irtica’ odakları

By
p
Article Summary
“Eski Türkiye”nin en büyük öcüsü olan “irtica tehlikesi” farklı isimlerle de olsa “Yeni Türkiye”de de devam ediyor.

Bugün Türkiye’yi yöneten AK Parti iktidarı, kurduğunu ilan ettiği “Yeni Türkiye” ile “Eski Türkiye” arasındaki farkı sürekli olarak vurguluyor. Bu söyleme göre, kapkaranlık bir geçmişten apaydınlık bir geleceğe açılmış durumdayız. Ne kadar kötülük varsa “eski”de bırakmış, ne kadar iyilik varsa “yeni” sayesinde bulmuş haldeyiz.

Oysa dikkatli bir göz, “Eski Türkiye” ile “Yeni Türkiye” arasında gerçekte pek çok devamlılık olduğunu görebilir. Öyle ki, “Eski Türkiye”nin en büyük öcüsü olan “irtica tehlikesi” bile, farklı isimlerle de olsa, sürmektedir bugün.

Önce “irtica” neydi, bir hatırlayalım. Batılı dillere çevrilmesi biraz zor olan bu kavram, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “gericilik” diye tanımlanıyor. Kavramın Eski Türkiye’deki siyasi anlamı ise, Kemalist Devrim’den “geriye dönüş” isteyenleri ifade ediyordu. Buna göre Atatürk, Osmanlı İmparatorluğunu yıkıp yerine laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmakla çok “ilerici” bir atılım yapmıştı. İşte bu harika yeniliğe direnen, eski karanlık devri özleyen kesimler de “irtica odakları”ydı.

Peki ama niçin vardı bu “irtica odakları”? Objektif bir gözlemci, bu soruya şu cevabı verebilirdi:

“Bu ‘odaklar’ vardı, çünkü Kemalist Devrim’in Türkiye’de yaptığı sarsıcı değişiklikler, bazı kesimlerin meşru çıkarlarını ve değerlerini tehdit etti. Kendilerini ötekileştirilmiş, aşağılanmış, dışlanmış hissettiler. Bu nedenle de doğal olarak Kemalizm-öncesi devre özlem duydular.”

Ama Kemalizm’in kendisi bu üstteki cevabı vermedi soruya. Çünkü bu cevabı vermek, Kemalizm’in çoğulcu ve özgürlükçü bir düzen kurmadığını da itiraf etmek demekti. O yüzden farklı bir yol seçti Kemalizm: “İrtica odakları”nı şeytanlaştırdı.

Bu şeytanlaştırmanın iki temel unsuru vardı. İlkine göre, “irtica odakları” Kemalist devrim öncesinde çok kirli çıkarlara sahiptiler. Örneğin tarikat şeyhleri yüzyıllar boyunca “cahil halkı” sömürmüştü. Rejim bu propagandayı resmi sözcüleriyle yürüttüğü gibi sanat yoluyla da popülerleştirdi. Örneğin ilk 1931 yılında sahneye konan “Aynaroz Kadısı” isimli tiyatro oyunu, Osmanlı dönemindeki din adamlarını yoz şarlatanlar olarak resmediyordu.

Şeytanlaştırmanın ikinci ve daha da vurucu unsuru ise, “irtica odakları”nın “dış güçler”e hizmet ettiği teziydi. İlk 1925’teki Şeyh Said isyanı üzerine kullanıldı bu tez. Bir Kürt İslamcısı olan Şeyh Said, yeni rejimin laik ve Türkçü karakterine tepki duyarak isyan başlatmıştı aslında. Ama Kemalist rejim onu “İngiliz ajanı” ilan etti ve bu temelsiz iddiayı ders kitaplarına kadar sokarak milli öğreti haline getirdi.

Sonraki onyıllarda da “irtica”nın ardında hep “dış güçler” keşfedildi. İran ve Suudi Arabistan iki olağan şüpheliydi. Muhafazakârların önce Turgut Özal (1983-93) sonra da AK Parti (2002-) dönemlerinde Avrupa Birliği’ne yönelmesi üzerinde, bu kez “Batı emperyalizmi” de devreye sokuldu. Koyu Kemalistler, 90’lar ve 2000’ler boyunca “irtica”nın arkasında “emperyalizm” olduğunu savundular. AK Parti, “ABD’nin ılımlı İslam projesi”nin bir piyonundan başka bir şey değildi onlara göre.

Bu iki şeytanlaştırıcı söylem aynı anda kullanıldığında oldukça güçlü bir propaganda oluşuyordu. Bir tarafta güçlü, bağımsız, aydınlık bir Türkiye hedefleyen Kemalist Devrim vardı; diğer tarafta ise sırf kirli çıkarları nedeniyle buna direnen, dahası “dış güçler”e ajanlık yapan “vatan hainleri.”

Evet, Eski Türkiye’nin iktidar dili böyle bir şeydi.

Peki ya Yeni Türkiye?

Açıkçası, değişen pek bir şey yok. Çünkü Yeni Türkiye’nin hâkimleri de güçlü, bağımsız, aydınlık bir Türkiye kurmak için şanlı bir “devrim” yaptıkları iddiasındalar. Buna direnen kesimleri “eski Türkiye’ye dönmeye çalışmakla” yani “irtica” ile suçluyorlar. Bu “irtica odakları”nı şeytanlaştırmak için kullandıkları propagandanın temel unsurları da aynı: Bir, bunların Eksi Türkiye’de kalmış çok kirli çıkarları var. İki, bunlar “dış güçler”e hizmet eden “vatan hainleri”.

Örneğin bakın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “o eski Türkiye’yi geri getirmek” isteyen “maşalar” hakkında Aralık 2014 tarihli bir konuşmasında şunları söylüyor:

“Millet, ‘Yeni Türkiye’ dedikçe milletten hazzetmeyenler, eski Türkiye'de ısrar etmiştir. Sanmayın ki bu ısrarlarından vazgeçtiler. Sanmayın ki eski Türkiye özlemlerinden, gayretlerinden vazgeçtiler. Türkiye büyüdükçe, Türkiye daha fazla refaha, huzura kavuştukça işte o aktörler eski Türkiye'yi diriltmek için gayret sarf ediyorlar. Terör, eski Türkiye'yi diriltme çabasıdır. Darbe girişimleri, eski Türkiye'yi diriltme çabasıdır.”

Erdoğan’ın burada görmediği temel nokta, kendisinin tarif ettiği gibi bir “Yeni Türkiye” isteyenlerin “millet” değil, onun kabaca yarısını oluşturan kendi seçmenleri oluşudur. Milletin diğer yarısı ise bu “Yeni Türkiye”ye kuşkuyla bakmakta, belki gerçekten “eski”nin bazı unsurlarını özlemekte, belki de daha farklı bir “yeni” istemektedir. Liberal demokrasi, bu görüşlerin hepsini meşru kabul edip aralarında medeni bir diyalog ve rekabet kurmayı gerektirir. Liberal demokrasiye taban tabana zıt olan “devrimci” ideolojiler ise, kendilerine olağanüstü bir misyon ve haklılık payesi verirken, “karşı-devrimci” muhaliflerini şeytanlaştırır ve bastırmaya çalışır.

Bu “devrimci” şablon Kemalizm’in elinde olduğunda ona onyıllarca karşı çıkmış olan Türk İslamcılarının, iktidar kendi ellerine geçtiğinde aynı şablonu hızla ve aşkla benimsemeleri ise, tarihin büyük bir cilvesi olsa gerek. AK Parti dünyasında bu ironiyi fark eden nadir isimlerden biri olan Ayşe Böhürler, geçen Ağustos ayında Yeni Şafak’ta yayınlanan bir yazısında şu kibar uyarıyı yapmıştı:

“Bu yenilikçilik ruhu, tarih okumaları fazla olan birisi olarak beni hep ürkütür. Ayrıca ömrümüzün büyük bölümünü ‘Sizin inancınız da dünya görüşünüz de eskidi, geride kaldı’ diyenlerle ve çağdaşlaşmak adına bize dayatılanlarla mücadeleyle geçirdik. Şimdi restorasyonu yaparken bu psikolojiye dikkat etmek gerekir. Muhafazakârım çünkü!”

Böhürler’in atıfta bulunduğu muhafazakârlık, Edmund Burke gibi düşünürlerin geliştirdiği politik muhafazakârlık olmalı: Yani “yeryüzü cenneti” vaad eden ateşli devrimlere karşı ihtiyatlılık, kademeli ve tecrübi evrimsel gelişme taraftarlık.

Ben de bu muhafazakâr düşünceye eskiden beri değer veririm. Bu yüzden bir kitabımın alt başlığında “Devrimler Yanlıştır, Kemalist Devrim de yanlıştı” diye yazar. Kemalist Devrim’e itirazımın en büyük sebebi de, toplumda bir sürü “irtica odağı” ve “iç düşman” keşfetmesi olagelmiştir.

Bu yüzden de, 2011’den itibaren makas değiştirmeye başlayan, 2013’ten itibaren de kesin bir ideolojik viraj alarak “devrimciliğe” girişen AK Parti’nin “irtica odakları” ve “iç düşmanlar”la dolu “Yeni Türkiye”sine endişeyle bakıyorum. Bu “devrimci” söylem geçici bir zafer sarhoşluğuna mı, yoksa Kemalizm gibi kalıcı bir otoriter rejime mi işaret ediyor? Bunu kestirmek şimdilik zor. Ama her halükarda, eleştirmek şart.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, recep tayyip erdogan, ottoman empire, new turkey, kemalist, kemal ataturk, democracy, conservative

Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarından olan Mustafa Akyol, aynı zamanda International New York Times ve Hürriyet Daily News gazetelerinde düzenli yorum yazıları yazmaktadır. Akyol’un makaleleri, Foreign Affairs, Newsweek, Washington Post, Wall Street Journal ve Guardian pek çok farklı yayında da yer almıştır. İstanbul’da yaşayan Akyol, Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve tarih okumuştur. Akyol’un İslami liberalizmi savunduğu “Islam Without Extremes: A Muslim Case for Liberty” isimli, Amerikan yayınevi W.W. Norton tarafından Temmuz 2011’de yayımlanan kitabı Financial Times'ın ifadesiyle,  “bir Müslümanın açık sözlü ve zarif özgürlük savunusu”dur.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept