Mısır, Suriyeleşirken Türkiye zan altında

İstanbul’da üstlenen Müslüman Kardeşler’le bağlantılı kişi ve televizyonların şiddeti teşvik edici yayınları Türkiye’nin başını ağrıtıyor.

al-monitor .
Fehim Taştekin

Fehim Taştekin

@fehimtastekin

İşlenmiş konular

violence, turkish-egyptian relations, turkey, muslim brotherhood media, muslim brotherhood, gcc, egypt, brotherhoodization

Şub 6, 2015

Müslüman Kardeşler’e karşı ortak cephe oluşturan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bastırmasıyla Körfez İşbirliği Konseyi’nin 19 Aralık’ta Doha’da Abdülfettah Sisi liderliğindeki Mısır yönetimine tam destek vermesi ve ardından aralıkta Katar’ın Kahire’yle ilişkilerini normalleştirmeye başlaması üzerine gözler Ankara’ya çevrilmişti. Soru şuydu: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son yıllarda bölgesel konularda ruh ikizi haline gelen Katar Emiri Şeyh Temim çark ettiğine göre Türkiye de Kahire ile el sıkışacak mı? 

Bu sorunun yanıtını aranırken Kahire ile diplomatik ilişkilerin bozulması yüzünden içerde de muhalefetin eleştirilerine maruz kalan AKP yönetiminin Mısır’da 22-23 Mart’ta yapılacak parlamento seçimlerini fırsata çevirip yeni bir sayfa açabileceği beklentisi oluştu. Neticede Türkiye’nin ilişkileri normalleştirmek için öne sürdüğü şart ‘zulmün bitmesi ve demokrasiye dönülmesiydi’. Seçimle parlamento ve yeni hükümetin tayin edilmesi potansiyel olarak Türkiye’ye itibarlı bir çıkış fırsatı sunacaktı.

İbrenin tersine dönmesinde Suud etkisi

Hükümet içinde Mısır’la ilişkilerin düzeltilmesi gerektiğine dair mesajlar eşliğinde oluşmakta olan iyimser havayı dağıtan birkaç olay üst üste geldi:

Birincisi Müslüman Kardeşler’in siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi'nden milletvekilleri, Aralık 2014’te İstanbul'da sürgünde parlamento kurup ‘darbe yönetiminin aldığı tüm kararları geçersiz saydıklarını’ bildirdi. Sürgünde parlamento ile Türkiye üzerinden Mısır’a yeni bir siyasi mücadele alanı açılmış oldu.

İkincisi Suudi Kralı Abdullah’ın ölmesi ve tahta Selman bin Abdülaziz’in geçmesi üzerine Türkiye’de hükümet çevrelerinde şöyle bir algı oluştu: Yeni Kral, Yemen’de Şiilerin iktidarı devirmesine paralel olarak İslamcılar yerine İran’la mücadeleyi öne alabilir. Suudi Arabistan İran’ı yenilgiye uğratmak için Suriye cephesine ağırlık verebilir. Buna paralel olarak Kral Selman, selefinin finanse ettiği Sisi’ye desteği kesebilir ve Müslüman Kardeşler’i terör örgütü listesinden çıkartabilir. Bu olursa Sisi yalnızlaşır ve Türkiye’nin Mısır yönetimini gayri meşru ilan eden mevcut politikasını sürdürmesi kolaylaşır. 

Bu beklentilerin özellikle Müslüman Kardeşler’e yakın isimler ve Suriyeli muhalifler tarafından dillendirilmesi de kayda değer. Hatta Müslüman Kardeşler’e yakın bir kanalda “Kral Abdullah’ın ölmesiyle Sisi’nin omurgası kırıldı” yorumu yapıldı. Müslüman Kardeşler’in Türkiye temsilcisi Dr. Eşref Abdülgaffar ise daha da ileri giderek

“Mısır darbe rejimi 20 bin Mısır askerini Husilere karşı savaşmak için Yemen'e gönderme bahanesiyle bunları Suudi Arabistan'a gönderip yeni krala karşı darbe komplosunda faal bir şekilde kullanmak istedi” iddiasını ortaya attı.

Ancak İran’la hesaplaşmanın sertleşeceği öngörüsü daha gerçekçi durmakla birlikte Müslüman Kardeşler ve Mısır konusunda politika değişikliğinin olacağına dair henüz ortada bir emare yok. Suudi Arabistan’da Müslüman Kardeşler’le mücadelede başı çeken yetkililer yeni dönemde de koltuklarını korudu. Eğer doğruysa Mısır’da yayın yapan El Yevm es Sebi gazetesi Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emilirkleri'nin Mısır'a 10 milyar dolar yardımda bulunacağını yazdı. Martta Şarm el Şeyh’te Sisi’ye destek için yapılacak Yatırım Zirvesi öncesi servis edilen bu haber bize ‘erken sonuçlar çıkarılmaması gerektiğini’ telkin ediyor.

Türkiye yayınlara seyirci 

Türkiye ile Mısır arasında sert polemiklerin yaşandığı ilk günlere dönülmesini tetikleyen bir diğer gelişme İstanbul’da üstlenen Müslüman Kardeşler ile bağlantılı televizyonların şiddet çağrısı yapan yayınları oldu. Rabia, Mısır el An, El Şark ve Mukemmilin kanallarının İstanbul’dan yayın yaptığı söyleniyor. Ki bunlardan Rabia, Türk medyasına kapılarını açtı. Mısır el An televizyonunun sunucusu Muhammed Nasır’ın konuşmasından bir kesit bu kanalların yayınlarının yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Nasır ‘devrimci gençlerin polis şeflerinin evlerini gözlemlediğini’ belirtip polis eşlerine “Eşlerinizi zapt edin yoksa çocuklarınız yetim kalacak” diye seslenirken gençlere de “Kurşuna karşı barışçıl eylemlerden vazgeçelim. Şiddetli mücadeleye başlayalım” telkininde bulunuyor.

Rabia televizyonu ise ‘Devrimci Gençlik Liderliği’ adında bir grubun Mısır'daki yabancılara 11 Şubat’a kadar ülkeyi terk etmeleri yönündeki tehdit bildirisini seyircileriyle paylaştı. Televizyonun konuklarıyla tartıştığı bildiride ‘yabancı şirketler ve diplomatik temsilciliklerin ülkedeki faaliyetlerine son vermeleri talep edildi. Rabia televizyonu kendini “Darbeci rejim medyasının yürüttüğü karalama kampanyası kapsamında, 'Rabia Sabahı' programından bir kesit alınıp montajlanarak kanal hakkında yalan haberler yapılmıştır. Giriş kısmında açıklamayı okuduktan sonra misafirlerle gerçeği araştıracağımız ve analiz yapacağımız söylenmiştir. Bu da bizim açıklamanın gerçekliğini kabul etmediğimiz anlamına gelmektedir” diye savundu.

Devlete ait Anadolu Ajansı da Müslüman Kardeşler temsilcisi Ahmed Rami’nin "İhvan yabancılara tehdidi kabul etmez” dediğini aktardı. Ancak bu açıklamalara karşın Müslüman Kardeşler’in Türkiye Temsilcisi Dr. Eşref Abdülgaffar’ın strateji değiştirip ‘kısasa kısas’ siyaseti izleyeceklerini söylemesi kafaları karıştırıyor. ‘Barış’ mefhumunu değiştirdiklerini belirten Abdülgaffar, “Biz buna artık ‘acı veren barışçı hareket’ adını veriyoruz. Çünkü biz öldürülüyoruz. 19 aydır ‘barış barış’ diyoruz. Karşıdakiler bundan bir şey anlamıyor. Artık ‘kısas’ yöntemine ‘dişe diş’ durumuna geçmiş durumdayız. Bu acıyı onlara tattırmamız lazım, çünkü bunlar hain. Mısır halkına mesajım şudur; sağlam dursunlar, her türlü fedakârlığa ve bedel ödemeye hazır olsunlar. Ama eninde sonunda zafer Mısırlıların olacaktır” dedi. 

Bu açıklamalar Suriye senaryosunun Mısır’a taşınacağı korkusuna yol açarken AKP iktidarının ‘fetva makamı’ olarak öne çıkan Prof. Hayrettin Karaman ise Yeni Şafak’taki yazısında Abdülgaffar’a atıf yapıp yeni stratejiyi olumlayan bir dil kullandı: “Mısırlı meşruiyet temsilcileri 19 ay öldüler, yaralandılar, zindanlara atıldılar, işkenceye uğradılar ama ellerini silaha uzatmadılar. Şimdi meşru savunma haklarını kullanır da silaha sarılırlarsa ben, onları değil, darbecileri ve onlara destek verenleri kınayacağım.” 

İdam kararları gerilimi yeniden tırmandırdı

Gerilimi tırmandıran dördüncü gelişme şu: Kanallarla ilgili tartışmanın başladığı sırada Mısır’da idam kararlarından 183’ünün kesinleşti. Kahire’nin eline Türkiye’nin terörü teşvik edenlere kucak açtığına dair koz geçerken Ankara da idam kararlarını sert dille eleştirerek baskın çıkmaya çalıştı. Mısır, idamları eleştiren Türkiye’ye kendi insan hakları sicilini hatırlatarak yanıt verdi ve Türkiye’yi şiddet ve terörü teşvik eden ülke olarak tanımladı. Ayrıca Mısır Dışişleri, Türkiye’nin Kahire maslahatgüzarını çağırıp uyarıda bulundu. Türk Dışişleri Sözcüsü Tanju Bilgiç ise Kahire’ye şöyle yüklendi: “Mısır Dışişleri Bakanlığı'nca 4 Şubat günü yapılan açıklama devlet yönetimi anlayışı silah-baskı-zulüm üçgenine dayanan Mısır darbe yöneticilerinin trajikomik çabalarından bir yenisini teşkil etmektedir. Mısır'ın, zulüm ve istibdadı bir idare şekli sanan mevcut yönetiminin, temel hak ve hürriyetleri benimsemiş çağdaş demokrasiler ile ortak hiç bir yönü olmadığı aşikardır.”

Konu Meclise taşındı

CHP Milletvekili Faruk Loğoğlu, Rabia, Mısır el An, El Şark ve Mukemmilin’in yayınlarını bir soru önergesi ile meclis gündemine taşıdı. Loğoğlu “Türkiye’nin Mısır halkını terörize etmeyi ve ülkedeki yabancıları tehdit eden yayınlara ev sahipliği yapması Türkiye’nin uluslararası platformlardaki konumunu üzerindeki gölgeyi daha da ağırlaştırmaktadır” eleştirisini yöneltti.

Loğoğlu, Al-Monitor’a da Türkiye-Mısır ilişkilerinin kısa vadede düzelebileceğine dair inancının kalmadığını belirterek “Burada Sisi aleyhtarlığı sürüyor. Öbür tarafta da çok sert tepki veren bir Mısır yönetimi var. Bu şartlar altında Türkiye’nin atacağı bir adım inandırıcı olmayacaktır. Mısırla ilişkileri toparlayacak bir adımı kısa vadede beklemiyorum. Bu ilişkilerin düzelmesi lazım çünkü hükümetin mevcut Mısır politikası Türkiye’yi bölgede dışlıyor. Mısır’la daha yapıcı bir dille konuşmak gerekiyor” dedi.

Türk Dışişleri ve ilgili makamlar yayınları durdurma yetkilerinin olmadığını, şikayet gelmesi halinde inceleme yapılabileceğini belirterek durumu geçiştirdi.

Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan bir Dışişleri yetkilisi bu kanallar konusunda yasal bir sorun varsa incelemelerin ardından tedbir alınabileceğini ama şu anda herhangi bir girişimin olmadığını söyledi. “Terörün teşvik edilmesine elbette izin vermeyiz. Biz Müslüman Kardeşler’i terör örgütü olarak kabul etmiyoruz. Türkiye’de ikamet izni alarak yaşayan herkes normal Türk vatandaşları gibi ifade hürriyetinden yararlanır ve görüşlerini açıklayabilir” diyen yetkili, Türkiye-Mısır ilişkilerinin normalleşmesine yönelik yakın bir vadede herhangi bir hazırlığın da olmadığını vurguladı. Yetkili seçimde yeni parlamentonun belirlendikten sonra ilişkilerin normalleşme ihtimalini görüyor musunuz sorusuna “Zulüm biterse, Müslüman Kardeşler’e siyasi yasak kalkarsa ve demokrasiye geçilirse neden olmasın” yanıtını verdi.

Suudi Kralı Abdullah’ın ölmesi, İstanbul’dan yapılan yayınlar ve idam kararlarına Mısır’da Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait iki bankanın kundaklanması dahil şiddet olaylarının tırmanması eşlik ediyor. Bütün göstergeler Müslüman Kardeşler’in yöntemini değiştirmeye başladığını gösteriyor. Özellikle martta düzenlenecek Yatırım Zirvesi’ni boşa çıkarmaya yönelik şiddet eylemleri ile İstanbul’da üstlenen Müslüman Kardeşler arasında kurulan bağ nedeniyle Türkiye ciddi şekilde zan altına giriyor. ‘Nefsi müdafaa için silahlı direniş’ mantığıyla Suriye senaryosu yavaş yavaş Mısır’a taşınırken böylesi bir süreç, politika değişikliğine gitmediği sürece Türkiye’yi savunulması zor bir pozisyona sokuyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Hamas için seçim zamanı: Mısır mı İran mı?
Shlomi Eldar | Gazze | Oca 10, 2020
Körfez’deki Katar krizinde uzlaşı çabaları sonuç verecek mi?
Jonathan Fenton-Harvey | Muhammed bin Selman | Ara 9, 2019
Bir televizyon dizisi Kahire-Ankara gerilimini nasıl artırdı
Salwa Samir | Sanat ve Eğlence | Kas 27, 2019
Türkiye’nin Suriye hamlesi Körfez’i derinden etkileyebilir
Samuel Ramani | | Eki 22, 2019
Rusya ve ABD Suriye’de yeni bir işbirliği zemini bulabilir mi?
Igor A. Matveev | ekonomi ve ticaret | Tem 19, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Yabancılar uzaklaşıyor, Saray yalnızlaşıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 10, 2020
al-monitor
Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020
al-monitor
Bağdat Kürtler için Ankara’yla kavgayı büyütür mü?
Fehim Taştekin | | Tem 8, 2020
al-monitor
Türkiye’nin döviz rezervi tahta bacaklı
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 6, 2020