Türkiye'nin Nabzı

Davutoğlu’nun trajedisi

By
p
Article Summary
Başbakanlıkta 5 ayı geride bırakan Davutoğlu, Erdoğan faktörü yüzünden varlık göstermeyi başaramadı ve 7 Haziran seçimleri sonucunda kendisini daha kötü bir noktada bulabilir.

Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atandığı makamdaki altıncı ayında... Bu süre, Davutoğlu’nun yaptığı başbakanlık hakkında sağlam bir kanaat edinmek için yeterli. Aynı zamanda Davutoğlu ile Türkiye’nin güçlü adamı Erdoğan arasındaki ilişkinin nasıl yürüdüğüne dair yeterli veri de elde ettik bu beş küsur ay zarfında. Zaten bu ilişki, Davutoğlu’nun başbakanlık tarzını ve gücünün sınırlarını belirledi.

Aynı zamanda, Türkiye’nin nereye doğru gittiğini de Erdoğan-Davutoğlu denklemine bakarak anlamak mümkündü...

Davutoğlu gerçekten de selefi Erdoğan’dan farklı olduğunu göstermek ve hakiki bir başbakanlık yapmak istemiş olabilir. Ama Davutoğlu’nu başbakanlığa bizatihi atayan kişi olan Erdoğan, onun bu amacında başarılı olup kendisini gerçekleştirmesine izin vermedi.

Davutoğlu başarabilseydi, Erdoğan dönemiyle arasındaki en önemli farkı “yolsuzluklarla mücadele” alanında yaratmış olacaktı. Bu bakımdan Davutoğlu, 17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonu kapsamında haklarında ortaya çıkan rüşvet ve nüfuz ticareti delilleri nedeniyle görevlerinden istifa etmek zorunda kalan hükümetin dört eski bakanının Yüce Divan’da yargılanmasına sıcak baktığını belli etmekte sakınca görmedi. Hatta birçok defa “Yolsuzluk yapan kardeşim bile olsa kolunu koparırım” diye konuştu... Bu konuda Erdoğan’dan net biçimde ayrılıyordu.

Ancak Erdoğan perde arkasından gücünü kullandı ve bunun sonucunda AKP milletvekillerinin çoğunlukta olduğu Meclis Araştırma Komisyonu, soruşturduğu bakanlar Zafer Çağlayan (Ekonomi), Muammer Güler (İçişleri), Egemen Bağış (AB) ve Erdoğan Bayraktar’ın (Şehircilik) yargılanmak üzere Yüce Divan’a gönderilmelerine gerek olmadığına karar verdi. 20 Ocak’ta konu Meclis’in Genel Kurulu’nda ele alındığında ana muhalefet partisi CHP’nin dört bakanın Yüce Divan’a gönderilmeleri yönündeki önergesi de AKP grubu tarafından reddedildi. AKP’nin oylamalarda fire verdiği görülse de sonuç değişmedi.

O tarihten beri Davutoğlu “Yolsuzluk yapan kardeşim de olsa kolunu koparırım” diyemiyor. Davutoğlu’nun partisini Erdoğan döneminin yolsuzluk mirasından arındırıp yeni bir başlangıç yapma çabası başarısızlıkla sonuçlandı çünkü aslında Erdoğan dönemi bitmemişti; sadece başka bir biçimde devam etmekteydi...

Erdoğan da anayasanın kendisine verdiği yetkileri aşırı zorlamak pahasına yürütme üzerindeki güç ve varlığını her fırsatta hissettiriyordu zaten. 19 Ocak’ta Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın doğal afet, salgın hastalık, ağır ekonomik kriz ya da silahlı ayaklanma gibi olağanüstü haller söz konusu olduğunda Cumhurbaşkanı’nın takdirine bıraktığı kabine toplantısına başkanlık etme yetkisini, görünürde böyle bir neden yokken kullandı. Erdoğan, Davutoğlu kabinesini yeni hizmete giren “Cumhurbaşkanlığı Sarayı”nda toplayarak güç gösterisi yaptı. Hafızalarda, toplantının açılışında medyaya verilen fotoğrafta Erdoğan’ın sağında oturan “asık suratlı Davutoğlu” görüntüsü kaldı. Bir rastlantı olmamalıydı bu, çünkü öncesinde Davutoğlu’nun saraydaki kabine toplantısını destekler mahiyette herhangi bir açıklaması mevcut değildi.

Ne gariptir ki Davutoğlu’nun Erdoğan modeli “başkanlık sistemi”ni savunduğu herhangi bir demeci de söz konusu değildi ve bu “eksiklik” kendisini o göreve atayan kişinin dikkatinden kaçmıyordu.

Nihayet Erdoğan bu eksiklik hususundaki tepkisini 26 Ocak’ta Afrika gezisinden dönerken yeni uçağına davet ettiği medya mensuplarına dile getirdi: “(Başkanlık sistemi) Öyle sanıyorum ki Ahmet (Davutoğlu) Bey’in de –ki yeni anayasada üzerinde durduğumuz konulardan biriydi- savunulacak en önemli tezlerinden bir tanesidir. Bu seçimlerin de üzerinde konuşulacak konularından biri olacaktır diye düşünüyorum.”

Davutoğlu ise Erdoğan’ın bu sözlerinin üzerinden 10 gün geçtikten sonra başkanlık sistemi hakkında ilk kez konuştu ama destekler mahiyette değil... Davutoğlu mealen demokrasi kültürünün olmadığı ülkede başkanlık sisteminin de parlamenter sistemin de otoriter yapılara evrileceğini söyledi ve “Parlamenter sistem demokratik, başkanlık sistemi otoriterdir” gibi bir ayrım yapmanın siyaset bilimi açısından cehalet olduğunu belirtti. Başbakan bu sözleriyle Erdoğan’ın beklentisini karşılamış gibi görünse de aslında savuşturmuş oluyordu... Bu yazının yazıldığı güne kadar da Davutoğlu’ndan başkanlık sistemine ilişkin başka herhangi bir açıklama gelmedi.

Erdoğan’ın Davutoğlu’nu sınırlayan son hamlesi, Başbakan’ın siyasetçilerin üzerindeki mal bildirimi zorunluluğunu tabana yayan ve denetimi sıkılaştıran “şeffaflık paketi”ni engellemek oldu. Davutoğlu 14 Ocak’ta siyasi partilerin il ve ilçe başkanlarını da sahip oldukları menkul ve gayrimenkul kıymetlerini bildirme zorunluluğu kapsamına alan ve bunun periyodunu beş yıldan iki yılda bire düşüren bir önlemler paketi açıklamıştı. Başbakan’ın bu girişimi de yolsuzluklara sahip çıkmadığını gösterme amacını taşıyordu.

Ancak Erdoğan’ın tepkisi hızlı ve etkili oldu. Cumhurbaşkanı hemen ertesi gün “Mal bildirimini il ve ilçe başkanları düzeyine indirirseniz, bu görevi üstlenecek kişi bulamazsınız” dedi. Ve Davutoğlu’nu ima yoluyla kendisine danışmadan karar almakla suçladı: “Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlık arasında, istişare ve danışma mekanizmaları yeterince işletilmiyor. Bir konu dışında bu mekanizma pek kullanılmadı. İstişare ve uyum olabilmesi için başkanlık sistemine ihtiyaç var.” Ardından harekete geçti, Davutoğlu’yla görüşerek “şeffaflık paketi”nin 7 Haziran’daki genel seçimin sonrasına kalmasını temin etti.

Neticede Türkiye’de yürürlükte olan anayasaya göre başbakan olarak “hükümetin genel siyasetini yürütme” yetkisini elinde bulundurduğu varsayılan Davutoğlu, Erdoğan’ın onaylamadığı hiçbir girişimini nihayete erdiremedi. Bu yazıda bahsedilen bütün engellemelerin ocak ayının ortasında gerçekleştiği fark edilecektir. Ocak 2015 Davutoğlu’nun Erdoğan tarafından bariz biçimde vesayet altına alındığı tarihtir.

Davutoğlu’nun trajedisi 7 Haziran’daki seçimin değişik sonuçlarına göre seyir değiştirecek. Erdoğan’ın süre giden güçlü varlığı altında bugünkü etkisiz konumu, başbakanlıkta kendisi için öngörülebilecek en iyi senaryodur. Davutoğlu trajedisi üç ihtimale göre şekillenecek.

Birincisi partisinin yeni bir anayasayı tek başına yaparak halk oyuna sunmak için anayasada öngördüğü beşte üçlük meclis çoğunluğu olan 330 sandalyeye ulaşmasıdır. Bu durumda “Saray” yani Erdoğan, kendi istediği anayasayı yazarak Meclis’ten geçirecek ve halk oyuna götürecek... Referandumdaki muhtemel bir “Evet” oyu Davutoğlu’nun anayasadaki “hükümetin genel siyasetini yürütme” görevini kâğıt üzerinde de sona erdirecek çünkü bütün güç “başkan”ın elinde toplanacak. Erdoğan var oldukça Davutoğlu’nun başkan olması zaten imkânsız.

Davutoğlu, AKP’nin muhtemel bir başarısını partinin genel başkanı ve başbakan unvanlarını taşıdığı için kendisine mal edebilecek mi?

“Atanmış başbakandım, işte şimdi seçilmiş başbakan oldum” diyerek gönül rahatlığıyla sevinebilecek mi? Zor çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, anayasa onun tarafsızlığını öngörse de şehir şehir dolaşıp AKP için oy isteyeceği için herhangi bir seçim zaferini sonunda ona mal edilecek. Seçimleri Davutoğlu değil de Erdoğan kazanmış gibi bir algı yaratılacak.

AKP’nin 550 sandalyeli Meclis’te tek başına iktidar olmak için gereken 276 sandalyenin altına düşmesi bugünkü şartlarda gerçekçi bir beklenti değil.

Ancak AKP oy kaybeder ve iktidarda kalmayı psikolojik sınır olan 300 sandalyenin altına düşerek başarırsa, bunun bir başarısızlık olarak görüleceği kesin ve faturası da Davutoğlu’na kesilebilir. Kimin başarısız olduğuna karar verecek olan kişi Erdoğan çünkü. Cumhurbaşkanı, hükümeti kurma görevini bu durumda AKP’den milletvekili seçilmek için istihbarat servisinin başından istifa eden “sırdaşı” Hakan Fidan’a verebilir.

AKP’nin 330’un altında kalarak iktidar olduğu her durumda ise Erdoğan gönlündeki otoriter rejim anayasasını yapamayacak... Erdoğan’ın kendisini tarafsız ve sorumsuz konuma oturtan anayasayı hemen her gün ihlal ederek fiilen yönettiği ülkenin başbakanı Davutoğlu olursa, onun etkisiz durumu da bugünkünden pek farklı olmayacak.

Erdoğan, başbakan olarak Davutoğlu’nu tercih etti çünkü aralarında mükemmel bir tamamlayıcılık vardı. Erdoğan güçlü ve karizmatik liderdir, örgütçüdür. Davutoğlu değildir. Ama Davutoğlu ideologdur. Davutoğlu ikna etmeyi dener. Erdoğan müzakereden hoşlanmaz, eylem adamıdır. Güç kullanmayı sever. Erdoğan sezgiseldir. Davutoğlu daha ziyade analitiktir. Erdoğan iyi bir meydan hatibidir; Davutoğlu salon konuşmacısı.

Bu tamamlayıcı özellikler Davutoğlu ve Erdoğan’ın arasında düne kadar iyi çalışan bir simbiyoz oluşturuyordu. Aksayan ve birbirini çeken değil de iten tek husus her iki şahsiyetin de son derece güçlü egolara sahip oluşuydu. Davutoğlu’nun hatası egosunu yönetememek ve gerçek bir başbakan olma hayaline kapılmaktır. Egoların çatışmasından Erdoğan’ın gelip çıkması ise gayet doğaldır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, recep tayyip erdogan, presidential system, power struggle, leadership, justice and development party, elections, ahmet davutoglu

Kadri Gürsel, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. 2016'dan 2018'in eylül ayına kadar Cumhuriyet gazetesinde, daha önce de 2007-2015 yılları arasında Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Gürsel, Türk dış politikası, uluslararası ilişkiler, Türkiye’de Kürt sorunu ve siyasal İslam’ın gelişimi gibi konulara yoğunlaşmaktadır. Gazeteciliğe 1986'da başlayan Gürsel 1997’de Milliyet yayın grubuna katılmış, 1999-2008 döneminde de Milliyet’in dış haberler müdürü olarak çalışmıştır. 1993’ten 1997’ye kadar Fransız Haber Ajansı AFP’de muhabirlik yapan Gürsel, 1995 yılında PKK tarafından kaçırılmış ve bu tecrübesini 1996’da çıkan “Dağdakiler” isimli kitabında anlatmıştır. Gürsel, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yönetim Kurulu üyesidir. Twitter: @KadriGursel

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept