Türkiye eşcinsellere özel cezaevi açacak

Türkiye Adalet Bakanlığı, diğer mahkûmların saldırı ve tecavüz tehdidinden korunmak için tek kişilik hücrelerde tutulan LGBT mahkûmlar için özel bir cezaevi açmaya hazırlanırken; LGBT örgütleri bu projeye şiddetle karşı çıkıyor.

al-monitor .

İşlenmiş konular

turkey, prisons, lgbt, human rights, discrimination, abuse

Oca 21, 2015

26 yaşında eşcinsel bir eski mahkûm Rosida Koyuncu. Cezaevinde kaldığı 21 ay boyunca önce cezaevi yönetiminin baskılarına ardından da koğuş arkadaşlarının saldırısına uğradı. Bu baskı ve saldırılardan kurtulmak için 5 ay tek başına bir hücrede kaldı. Aynı cezaevlerinde bulunan onlarca lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) mahkûm gibi.

Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’deki cezaevlerinde 79 LGBT mahpus bulunuyor. Bu sayının sadece görünür olan trans kadınları temsil ettiği düşünülüyor. Eşcinsel mahkûmlar genelde kendilerini gizlediğinden, LGBT mahkûmların sayısının daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Ülke genelinde sadece İstanbul, Ankara ve Çorum’da trans koğuşları bulunduğundan, diğer cezaevlerine giren trans mahkûmlar pembe/kadın nüfus kâğıdı alabilmişlerse kadın koğuşlarına, mavi/erkek nüfus kâğıdı kullanıyorlarsa erkek koğuşlarına yerleştiriliyorlar. Eşcinseller de kendi cinsiyetlerine göre koğuşlara yerleştiriliyorlar. Kendilerine zorla hastalık raporu verilmesi, saldırı ya da tecavüz tehdidi yaşanması halinde ise LGBT bireyleri tek kişilik hücrelere konuluyor.

Türkiye’deki LGBT bireyleri sosyal hayatta olduğu kadar cezaevinde de türlü zorluklarla karşı karşıyalar. İki yıl önce PKK örgütü üyesi olduğu iddiasıyla Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne gönderilen eşcinsel erkek Rosida Koyuncu, bu zorlukları sonuna kadar yaşayanlardan.

Al-Monitor’a konuşan Koyuncu, başına gelenleri şöyle anlatıyor: “İlk girdiğimde cinsel yönelimimi açıklamamıştım. Ama cezaevi yönetimi kısa bir araştırma ile katıldığım LGBT eylemleri vb. sayesinde eşcinsel olduğumu öğrendi. Bunun üzerine beni zorla genel muayeneye göndermek istediler. Genel muayenede makat kontrolü yapacakları için direndim. Onlar da beni zorla Psikiyatriste gönderdi. Onlara göre eşcinsellik bir hastalıktı ve bu hastalık için rapor almam gerekiyordu. Bu rapor sayesinde beni tecrit koğuşuna koyacaklardı. Psikiyatrist rapor vermedi. Koğuşumdaki arkadaşlar da cinsel yönelimimi bildikleri halde bana ses çıkarmadı. Ama kısa süre sonra cezaevi yönetimi koğuşumu değiştirdi. Beni önce yaşlı bir imamın yanına koydular. Bu imam benim kimliğime saygı duydu. Ardından koğuşum yine değişti. Bu koğuşta, mahkûmlar cinsel yönelimimden haberdardı. Önce basit nedenlerle beni dışlayıp, aşağıladılar. Sonunda da içlerinden biri bana saldırdı ve dövdü. Ağır hakaretler ve küfürlere maruz kaldım. Dayanacak gücüm kalmadığından, cezaevi yönetiminin başından bu yana bana direttiği tecrit koğuşunu kabul etmek zorunda kaldım. 5 ay tecrit koğuşunda kaldım. Cezaevinde kaldığım süre boyunca eşcinsel olduğumu bilen gardiyanların tacizine de maruz kaldım. Bu tacizler arama sırasında cinsel organıma dokunma vs. şeklinde gelişiyordu. Ya beni rahatsız etmek için yapıyorlardı bunu ya da onlar da gizli eşcinseldi, bilmiyorum. Hala tutuksuz yargılanıyorum. Mahkemem devam ediyor, muhtemelen 23 Ocak’taki duruşmamda yeniden cezaevine gireceğim. Ve başka bir tercihim olmadığından tecrit koğuşuna konulacağım.”

Türkiye’deki mevzuat, müebbet hapis cezası alanların, bulaşıcı hastalığı bulunanların ya da disiplin cezası alanların tek kişilik hücreye konulmasını hükmediyor. Dolayısıyla, bugün cezaevlerindeki onlarca LGBT mahkûm hukuka aykırı bir şekilde tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Cezaevi yönetimleri, mahkûmları taciz ve saldırı tehdidinden korumak için tek kişilik hücrelere yönlendirdiklerini iddia etseler de; LGBT mahkûmlar bunun ayrımcı politikaların bir parçası olduğunu düşünüyorlar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin eşcinsel bir mahkûmun başvurusu üzerine verdiği karar, cezaevi yönetimlerinin mahkûmları korumak için ayrı tuttukları yönündeki savunmalarının ciddiye alınmadığını gösteriyor. Bu davada, 8 ay tek kişilik hücrede tutulan mahkûm, bu muamele ile insanlık onuruyla oynandığını öne sürmüş; AİHM de hücre tehdidinin eşcinsel mahkûmu korumak değil cinsel yönelimi nedeniyle gerçekleştiği ve su nedenle başvurucuya cinsel yönelim temelinde ayrımcılık yapıldığı sonucuna ulaşmıştır (X-Türkiye Kararı, Dosya Numarası: 24626/09).

AİHM’in bu kararı verdiği 2012 yılından bu yana LGBT mahkûmların durumu Türkiye Adalet Bakanlığı’nın gündemindeydi. Bakanlık, hem AİHM kararlarının uygulanması hem hapisteki LGBT bireylerin sorunun çözümü için çareyi LGBT bireylere özel bir cezaevi açmakta buldu. Uzun süredir üzerinde çalışılan proje için ilk adım atıldı ve cezaevinin yapımına Türkiye’nin batısındaki İzmir şehrinde başlandı. Cezaevinin 2 yıl içinde bitirilmesi planlanıyor. Bu durumda, 2017’den itibaren, ülke genelindeki tüm LGBT mahkûmlar İzmir’deki cezaevine gönderilecekler.

Ancak LGBT bireyler, sorunlarının özel cezaevi ile çözüleceğini pek düşünmüyor.

Örneğin, önümüzdeki günlerde yeniden cezaevine girebileceğini söyleyen Rosida Koyuncu, Al-Monitor’a, özel cezaevi ile ilgili görüşlerini şöyle anlatıyor: “İçeride sorsalar tabi ki tek kişilik hücre yerine koğuşta kalmak istediğimi söylerim. Ama bunun çözümü cezaevlerindeki koşulları düzeltmek. Adalet Bakanlığı’nın yaptığı ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi. Benim önerim her cezaevinde LGBT bireylere özel koğuşlar olmasıdır.”

LGBT örgütleri de özel cezaevine şiddetle karşı çıkıyor. 6 Ocak’ta, 18 dernek bir araya gelerek, Adalet Bakanlığı’nın özel cezaevi projesine karşı ortak bildiri yayımladı. Bildiride, özel cezaevine giren LGBT bireylerin damgalanacakları, aileleri ve çevreleri tarafından cinsel yönelimlerinin öğrenileceği, farklı illerde bulunan LGBT mahkûmların yakınları ve arkadaşlarının ziyaret için İzmir’e gitmek zorunda kalacağı vb. gibi sakıncalar ileri sürülüyordu.

Bildiride ortaya konulan çekinceler oldukça önemli. LGBT bireylerin, cinsel kimliklerini ailelerinden ve toplumdan gizlemek zorunda oldukları dikkate alındığında, bir mahkûmun özel cezaevinden çıktığı anlaşıldığı zaman sosyal hayatına devam edebilmesi, iş bulabilmesi oldukça zor olabilecek.

Adalet Bakanlığı’nın, LGBT örgütlerinin çekincelerini dikkate alarak, her cezaevine LGBT koğuşları yaptırması, LGBT’lere taciz ve saldırıda bulunan mahkûm ve personeli cezalandırma yoluna gitmesi, tecrit uygulamasını bir an önce ortadan kaldırması gerekiyor. Özel cezaevi için ayrılan bütçenin de LGBT’lerin isteği doğrultusunda özel bir hastane ya da okul için kullanılması kulağa daha hoş geliyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

ABD askeri yardımlarında Mısır insan haklarından muaf tutuldu
Jack Detsch | insan hakları | Eyl 5, 2019
Mısır’daki Suriyeli mülteciler artan baskı altında
Shahira Amin | Mülteciler | Ağu 26, 2019
Suriye: Zorla kaybedilenlerin duyulmayan öyküsü
Lamar Erkendi | İslam Devleti | Tem 18, 2019
Irak’ın İD tutuklularıyla imtihanı
Mustafa Saadoun | İslam Devleti | May 17, 2019
Türkiye yargısının ‘Kürdistan’ operasyonu
Mahmut Bozarslan | türk-kürt çatışması | Şub 22, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Döviz-faiz sıkışması ve yeniden küçülme
Mustafa Sönmez | | Kas 20, 2020
al-monitor
Azerbaycan’a asker tezkeresi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Kas 19, 2020
al-monitor
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020
al-monitor
Ekonomide kadro değişimi erken seçim amaçlı
Mustafa Sönmez | Türkiye seçimleri | Kas 12, 2020