17 Aralık’tan bir yıl sonra: AKP’nin yarası kanıyor, Cemaat yenik

Türkiye’yi sarsan 17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının birinci yıldönümündeki tabloda örtülen yolsuzlukların hayaletleriyle boğuşan bir Erdoğan iktidarı ve yolsuzluk operasyonlarıyla başlattığı açık savaşta yenilmiş bir Cemaat var.

al-monitor .
Kadri Gürsel

Kadri Gürsel

@KadriGursel

İşlenmiş konular

turkey, recep tayyip erdogan, media ban, justice and development party, gulen movement, corruption, arrested, ahmet davutoglu

Ara 16, 2014

Türkiye’nin Nobel ödüllü romancısı Orhan Pamuk’un, yeni çıkan romanı “Kafamda Bir Tuhaflık” hakkında kendisiyle söyleşi yapan Cumhuriyet’e söyledikleri, bir yıl önce patlak veren büyük yolsuzluk skandalının süren etkisine nasıl baktığını yansıtıyordu...

Orhan Pamuk, 11 Aralık’ta yayımlanan söyleşinin bir yerinde, “Mevcut iktidara muhalefet etmek için o kadar haklı sebeplerimiz var ki...” diyor. Takip eden “Nedir onlar?” sorusuna da Pamuk şu cevabı veriyor: “İki tanesini söyleyeyim. Birincisi; düşünce ve ifade özgürlüğüyle baskıcı idare. İkincisi; 17 Aralık’tan sonra öğrendiklerimiz, yani ‘yakışıksız yolsuzluk’. Bu ikisi bu hükümete bir ömür boyu muhalefet etmek için yeterli sebep.”

Orhan Pamuk’un bu ifadeleri, 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerindeki operasyon ve soruşturmalarla hükümet hakkında gündeme getirilen yolsuzluk vakaları ve iddialarının toplum vicdanında yaralar açtığını gösteriyor. Ayakkabı kutularında istiflenmiş milyonlarca dolar, çikolata paketlerinde adreslerine teslim edilen rüşvet paraları, İran kökenli bir “işadamı” aracılığıyla yapılan devasa boyutlardaki altın kaçakçılığı, tutuklanan bakan çocukları, istifa eden ya da görevden alınan bakanlar, yasa dışı ya da yasal olarak kayda alınmış yüz kızartıcı yolsuzluk konuşmaları, 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarının toplum belleğine kazınmış sekanslarından bazılarını oluşturuyor.

O zaman başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti önce yolsuzluk operasyonları ve soruşturmalarını durdurmak, sonra bunların üzerini örtmek için hukukun dışına çıkmak ve yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmak pahasına olağanüstü çaba harcadı. İlk aşamada 25 Aralık soruşturmasının iktidara yakın işadamlarını hedef alan gözaltına alma operasyonları, yargıya müdahale edilerek engellendi. Bunun yanı sıra Erdoğan ve hükümet yanlısı medya, “17-25 Aralık”ı Emniyet ve yargıda örgütlenmiş Gülen Cemaati’nin hükümete karşı bir darbe girişimi olarak takdim etti.

AKP ve Cemaat arasında yakın tarihe kadar süren fiili iktidar ortaklığı yerini açık bir “iç savaş”a bıraktı. İktidar, “paralel yapı” adını taktığı Cemaat’e mensup olduğu gerekçesiyle kesin sayısı bilinmemekle birlikte binlerce polis ve yargı mensubunu görevden aldı, bazı Emniyet görevlileri tutuklandı. AKP iktidarı Cemaat’i bir “ulusal güvenlik tehdidi” olarak Milli Güvenlik Kurulu’nun kaydına geçirdi ve başlattığı “cadı avı” sonucunda Gülencilerin devlette ve özelikle de yargı ve polis içindeki iddia edilen şebekeleşmelerini dağıttı.

İktidarın karşı saldırısı sadece devletle sınırla kalmadı. Cemaat’in toplumda yalnızlaştırılması ve tecrit edilmesi için kampanyalar yürütüldü. Bu arada gruba yakınlığıyla bilinen Bank Asya’nın batırılması için baskı uygulandı.

İktidarın son hamlesi Cemaat’e yakın medyanın üst düzey yöneticilerini hedef aldı. 14 Aralık’ta, aralarında Cemaat medyasının amiral gemisi Zaman gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ve Cemaat’in TV kanalı Samanyolu’nun Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’yla birlikte medya mensupları ve bazı Emniyet görevlilerinin bulunduğu toplam 31 kişi 13 ilde düzenlenen operasyonlarda terör örgütü kurmak, yönetmek, üyesi olmak, örgütlü sahtecilik ve iftira suçlarının şüphelisi oldukları gerekçesiyle gözaltına alındı.

Bu operasyonu bugüne kadar Gülen Hareketi’ne karşı düzenlenenlerin en dramatiği yapan husus ise bu kez gazetecilerin ve basın özgürlüğünün hedef alınması kadar, Dumanlı’nın polis tarafından Zaman gazetesi basılarak götürülmesiydi.

Cemaat “siyasi dev”le savaşında büyük güç kaybına uğramıştır. Cemaat’in karar vericileri bugünkü trajik tabloyla karşılaşacaklarını öngörebilmiş olsalardı, 17 ve 25 Aralık operasyonlarının yapılmasını isterler miydi? Bu soru, samimi bir cevabı beklemektedir.

2014’ün 2013’ten farkı

2013, Türkiye’de Erdoğan için önce “Gezi Direnişi”, ardından 17-25 Aralık soruşturma ve operasyonları nedeniyle gerçek anlamda bir “felaketler yılı” olmuştu. Erdoğan’ın olağanüstü performansı olmasaydı “felaketler” 2014’te de devam edebilirdi; özellikle de seçim sandıklarında...

“17-25 Aralık”ın zamanlaması, üç ay sonra, 30 Mart’taki yerel seçimler göz önüne alındığında dikkat çekiciydi. Yolsuzluk skandalının artan etkisiyle AKP ciddi oy kaybı yaşayıp tökezleyebilirdi ve belki de istenen buydu ama öyle olmadı. İktidar, Erdoğan’ın kendi seçmen kitlesi üzerindeki tartışılmaz nüfuzunu ve medyasının gücünü kullanarak yerel seçimleri beklenenin altında bir oy kaybıyla atlatmayı başardı. Ardından Erdoğan 10 Ağustos’taki cumhurbaşkanı seçimini ilk turda oyların yüzde 52’sini alarak kazandı ve Türkiye’nin halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu. “17-25 Aralık”la Erdoğan’ın siyasi kariyer planlarını istediği gibi uygulamasına engel olunamamıştı.

Ve sonra sıra soruşturma dosyalarının kapatılmasına geldi... 3 Eylül’de aralarında Erdoğan’ın oğlu Bilal’in de bulunduğu “25 Aralık” dosyasının yolsuzluk ve rüşvet 96 şüphelisi hakkında takipsizlik kararı verildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kararında, AKP’nin darbe tezine uygun biçimde, “soruşturmayı hazırlayanların hukuki bir soruşturma görünümü altında hükümeti cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs ettikleri” iddia edildi. Bunu 19 Ekim’de, 17 Aralık’ın 53 şüphelisi hakkında, soruşturmanın yasadışı başlatıldığı ve isnat edilen suçların oluşmadığı gerekçesiyle verilen takipsizlik kararı izledi.

Daha da ileri gidildi: 17 Aralık soruşturması nedeniyle görevlerinden istifa etmek zorunda kalan ya da azledilen AKP’nin dört eski bakanı, Zafer Çağlayan (Ekonomi), Muammer Güler (İçişleri), Egemen Bağış (AB) ve Erdoğan Bayraktar’ın (Çevre ve Şehircilik) Meclis’te kendileri hakkında kurulan soruşturma komisyonundaki ifadelerine 26 Kasım’da yayın yasağı getirildi.

Yayın yasakları getirilip, dosyalar kapatılınca, “17-25 Aralık”ın iktidarda açtığı yara da kapatılmış mı oldu? Bu soruya “evet” cevabı vermek mümkün değil.

Erdoğan iktidarı Cemaat’i hayli hırpalamış olabilir ama Cemaat’in 17-25 Aralık’ta kendisine sapladığı “hançer”i çıkaramamıştır. Ve saplı duran hançer, ki buna “yolsuzluk algısı” da diyebiliriz, “siyasi dev”in vücudunda bir enfeksiyon kaynağı olmaya devam ediyor.

Bu yolsuzluk algısı olmasaydı, bugün Türkiye’de, Erdoğan’ın yaptırdığı 1150 odalı ve gerçek maliyetinin 1 milyar doların çok üstünde olduğu anlaşılan haşmetli sarayı Türkiye kamuoyunun önemli kesiminde bir “yolsuzluk algısı”na oturtularak tartışılmazdı. Ne Erdoğan’ın son derece lüks donanımlı ve iri gövdeli yeni makam uçağı, ne de Diyanet İşleri Başkanı’nın 1 milyon liralık yeni makam otosu bu denli göze batardı.

Erdoğan tarafından başbakanlığa atanan eski Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu da bu gerçeklerin farkında olmalı ki yaklaşan seçimler öncesinde, adının zaten bulaşmadığı yolsuzluk vakalarıyla arasına bir mesafe koymak için ölçülü ve dikkatli bir çaba harcıyor. Yolsuzluk karşıtı demeçler veriyor örneğin...

8 Aralık’ta Atina’ya yaptığı ziyaretin dönüşünde, uçağındaki gazetecilere Ağustos sonunda Erdoğan’ın yerine parti genel başkanı seçildiği AKP Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Yolsuzluk yapan kardeşim bile olsa kolunu kopartırım” dediğini hatırlattı.

Daha öncesinde, 16 Kasım 2014’te Avustralya’da Türkiye’nin dönem başkanlığını aldığı G-20 liderler zirvesinin ardından düzenlediği basın toplantısında “dönem başkanlığı sırasında yolsuzlukla mücadeleye yoğunlaşacaklarını ve Türkiye’nin bu konuda bir stratejisinin olacağını” söylemişti.

Bu arada, yayın yasaklarının da pek işe yaramadığını teslim etmek gerekiyor.

Mesela Meclis Soruşturma Komisyonu’nda ifade veren eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a, banka hesabına yapılan 2,5 milyon liralık şüpheli bir para transferinin sorulmasına dair haber, çok satan ve etkili ana akım gazete Hürriyet’in 9 Aralık tarihli sayısında “Bu para ne parası” başlığıyla birinci sayfa manşetinde yer aldı. Haberdeki anlamlı detay ise eski AKP’li bakan Çağlayan’a bu sorunun bir AKP’li olan Komisyon Başkanı Hakkı Köylü tarafından sorulmasıydı.

Geçenlerde Başbakan Davutoğlu’nun baş danışmanlığına atanan Ermeni asıllı köşe yazarı Etyen Mahçupyan da yazıları ve verdiği demeçlerde devamlı olarak 17/25 Aralık yolsuzluklarının AKP’ye olumsuz etkisine dikkat çekiyor. Buna rağmen görevden alınmaması akla bu uyarıları Davutoğlu’nun rıza ve bilgisi dâhilinde yapıyor olabileceğini getiriyor. Mahçupyan son olarak 15 Aralık tarihli Hürriyet’te yayımlanan röportajında “Yolsuzluk dosyalarını ilelebet gizlemeye çalışmanın AKP’ye sonunda yüksek bir maliyet çıkarabileceğinden” bahsetti.

Davutoğlu, bir taraftan kendi dönemi ile yolsuzluklar arasına bir ayrım çizgisi çekerken, diğer taraftan da yolsuzluk operasyonları nedeniyle darbecilikle suçladığı Gülencilerle mücadele etmek istiyor ve bu işleri aynı anda başarmak hiç de kolay değil.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Rusya’nın Sudan üssü Türkiye ve Biden’a mesaj mı?
Anton Mardasov | Rus etkisi | Kas 19, 2020
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020
Ekonomide kadro değişimi erken seçim amaçlı
Mustafa Sönmez | Türkiye seçimleri | Kas 12, 2020
Kriz büyürken iş dünyası suspus
Mustafa Sönmez | | Kas 5, 2020
Fransa boykotu iç tribünlere dönük
Mustafa Sönmez | | Eki 29, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye Barış Pınarı’nda yeni bir sayfa mı açıyor?
Fehim Taştekin | türk-kürt çatışması | Kas 25, 2020
al-monitor
Döviz-faiz sıkışması ve yeniden küçülme
Mustafa Sönmez | | Kas 20, 2020
al-monitor
Azerbaycan’a asker tezkeresi ne anlama geliyor?
Fehim Taştekin | | Kas 19, 2020
al-monitor
Erdoğan’ın Avrupalı fedaileri: Bozkurt ve Hilal
Fehim Taştekin | | Kas 13, 2020