AB’nin Suriye kararı Rusya ve BM’nin çabalarına güç katıyor

By
p
Article Summary
Rusya, BM ve İran Suriye’de diplomatik girişimlere önayak olurken, İran ve Türkiye terörle mücadeleyi görüşüyor. El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ise Suriye’de ilerliyor. Halep’in radikalleşme öyküsü ve Hamas’ın İran’la ilişkisini düzeltme çabaları. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suriye’de Rus diplomasi atağı

BM Suriye Temsilcisi Staffan de Mistura’nın Halep’e gıda ve ilaç gibi insani yardımlar ulaştırarak kentte ateşkes sağlama veya çatışmayı “dondurma” çabaları Avrupa Birliği’nin geçtiğimiz hafta aldığı kararla destek kazandı. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, 15 Aralık’ta yaptığı açıklamada Suriye’de siyasi çözüm için Rusya ve İran’la birlikte çalışılmasına destek ifade etti.

Rusya’nın De Mistura’nın girişimine paralel olarak Suriye’de hükümetle muhalif partiler arasında diyalog başlatmaya yönelik diplomatik atağı bu sütunda daha önce yer almıştı.

Lübnan’dan bildiren Al-Monitor muhabirine göre Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Orta Doğu ve Afrika Özel Temsilcisi Mikhail Bogdanov’un 10-11 Aralık’ta Şam’a yaptığı ziyaret, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimini siyasi çözüme ikna yönünde Rusya’ya bir açılım sağlamış olabilir.

Haberde şu hususlar aktarılıyor: “Moskova, Şam nezdinde bazı konulara açıklık getirmek durumunda. Bunlar, sadece ekonomik yardım ve askeri lojistik destek konuları değil, iki müttefikin Suriye’deki gelişmelerde genel tutumlarını ilgilendiren siyasi konulardır. Suriye tarafı, müttefikinin siyasi iş birliği talebini ekonomik ve askeri yardımın devamı için bir tür yeni koşul olarak algılıyor. Bu gelişmenin akabinde Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, ekonomiyle ilgili yetkilileri de yanına alarak Moskova’ya gitti. Bu, Şam’ın Rusya’nın talebini kabul ettiği izlenimini yarattı. Dolayısıyla Rusya yeni bir safhaya geçerek Suriye’nin hem iç siyasetteki tutumunu hem üç yılı aşkındır süren savaşın idaresini etkileme imkânına kavuşmuş oldu.”

Bogdanov, bölgesel turu kapsamında Lübnan ve Türkiye’ye de gitti. Al-Monitor’da da yer aldığı gibi Bogdanov, Lübnan’da muhtemelen Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah da dâhil olmak üzere Hizbullah liderleriyle bir araya geldi. Türkiye’de ise Suriye muhalefetinin liderleriyle görüştü.

İran diplomasisi de Rus diplomasisinin izinden gidiyor. Tahran’da 12 Aralık’ta BM Suriye Temsilci Yardımcısı Remzi İzzeddin ile görüşen İran’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin-Emir Abdullahian, “İran, BM’nin Suriye’de hükümet yanlısı ve hükümet karşıtı gruplar arasında gerçek bir rol oynamasını istiyor.” şeklinde konuştu.

Suriye Başbakanı Vail El Halki de 16 Aralık’ta Tahran’da İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yaptığı görüşmede resmi İran açıklamasına göre “ülkenin ulusal güvenliğine zarar vermeyen ve dayanışmanın güçlenmesine hizmet eden her türlü pratik girişimin” Şam tarafından değerlendirileceğini belirtti. Aynı gün Moskova’da bir araya gelen Bogdanov ve Abdullahian da Suriye ve Orta Doğu’daki son gelişmeleri ele aldı.

İran ve Türkiye “terörle mücadeleyi” konuşuyor

17 Aralık’ta Tahran’da Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşen Ruhani, Tahran’dan yapılan resmi basın açıklamasına göre İran, Türkiye, Suriye ve Irak’ı “bölgenin dört önemli devleti” olarak tanımladı ve şunu ekledi: “Tahran ve Ankara terörle mücadele ve komşuların toprak bütünlüğü konusunda ortak görüşlere sahip.”

Bu sütunun okuyucularının anımsayabileceği gibi şubat 2014’te “El Kaide bağlantılı güçlerle cihatçıların yükselişinden en çok etkilenen Türkiye, Irak, Ürdün, Suriye ve Lübnan gibi ülkelerce terörle mücadele konusunda oluşturulacak yeni, bölgesel temelli bir mekanizmaya” ihtiyaç olduğunu belirterek şöyle demiştik: “Bu diyalog süreci zaman içinde İran’ı, Suudi Arabistan’ı ve Suriye’deki cihatçıların gittikçe büyüyen tehdidinden etkilenen başka ülkeleri de içine alacak şekilde genişletilebilir.”

Bu tip bölgesel temelli bir girişime duyulan ihtiyaç, bugün hiç olmadığı kadar artmış durumda. ABD Başkanı Barack Obama, İslam Devleti’nin Irak’taki ilerleyişinden birkaç hafta önce mayısta yaptığı konuşmada terörle mücadelede yeni ittifaklar kurma çağrısı yapmıştı. Obama bu konuyu yeniden gündeme taşımalı, ABD ve koalisyonun Suriye ve Irak’taki askeri operasyonlarına tamamlayıcı olarak, Türkiye ve İran’la başlayarak böyle bir bölgesel iş birliğine destek vermeli.

Nusra Cephesi’nin kazanımları Halep için kötü haber

Şam’dan bildiren Mustafa al-Haj, El Kaide’ye bağlı Nusra Cephesi’nin İdlib civarında Suriye hükümetine ait iki askeri kampı ele geçirmesinin ardından şöyle yazıyor: “Bu iki stratejik kampın kaybı, Nusra Cephesi ve onun yandaşı olan İslamcı gruplara Ebu El Duhur askeri hava alanına ve bu vilayette rejimin elinde kalan tek şehir olan İdlib kentine doğru ilerleme imkânı verebilir. Hatta bu ilerleyiş, güneydeki Hama’ya kadar uzanabilir. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın gözde subayı Albay Süheyl El Hasan’ın kişisel yenilgisi de olan bu kayıp, Suriye ordusunun ülkenin merkezindeki Hama’dan kuzeydeki Halep’e kadar uzanan epey uzun bir güzergâhı kontrol etme hevesinden vazgeçmesine neden olabilir.”

Halep’in radikalleşmesi

Edward Dark ise Halep’te ve genel olarak Suriye’deki çatışmaların nasıl radikalleştiğini aktarıyor: “Radikalleşme, cami kürsüsünde kalmadı. (…) Cihatçıların yerini daha sonra radikal din adamları aldı. Gerçek anlamda ideolojik din adamı olan bu kişiler, İslami metinlere daha vakıftı, daha tutarlıydı, kuşku duyanları ve müstakbel savaşçıları İslam’ın fanatik yorumuna ikna etmekte daha mahirdi. Çoğu yabancı olan bu kişiler, bilumum milliyetlere sahipti. Kimisi belirgin yabancı aksanlarla konuşurdu ve Arap olmadıkları açıktı, muhtemelen Kafkasyalıydılar.”

Dark şöyle devam ediyor: “Bu iş oldukça örgütlü görünüyordu. Zira bu din adamları, yatsı namazından sonra camilerde dükkân açar ve özel dersler verirdi. Dersler herkese açıktı. Katılımcılara gıda ve yardım kuponları verilirdi. Bu yardımlar, doğu Halep’te peyda olmaya başlayan özel dağıtım merkezlerinden alınırdı. Halkın kalbini ve davaları için yeni savaşçılar kazanmak üzere akıllıca bir kampanya yürütüyorlardı. En fakir bölgelerdeki insanların fazlasıyla muhtaç olduğu yardımlar sağlanıyor, dini bilgisi başta olmak üzere Arapça okuma, yazma ve gramer eğitimi de veren bedava dersler düzenleniyordu. En büyük önem Kuran okumaya veriliyordu. Hafızlıkta başarılı olanlar para ödülü alıyordu. Bu etkinlikler radikalleşmeyle birlikte yürüyordu. Afganistan ve Irak’taki özgürlük savaşçıları dâhil küresel cihat şehitlerini yücelten öyküler, her daim bu faaliyetlerin parçasıydı.”

Hamas’tan İran’a yönelik açılım adımları

Hamas, Suriye krizi nedeniyle İran’la yaşadığı çatışmayı bitirmek istiyor. Adnan Abu Amer, Hamas’ın son dönemde İran’a yönelik teşekkür açıklamalarını ve Hamas Siyasi Büro Şefi Halid Meşal’in uzun zamandır gündemde olan İran ziyaretini ele alıyor. Ebu Amer’e konuşan eski Başbakan İsmail Haniye’nin kıdemli siyasi danışmanı Ahmed Yusuf şöyle diyor: “Hamas, abluka ve tecrit dayatması ışığında İran’la ilişkilerini iyileştirmek istiyor. Bu bağlamda Hamas, İran’la uzlaşarak tecrit ve ablukayı kırmalı ve bölgesel siyaset sahnesinde var olmalı.”

Ebu Amer’in Tahran’da telefonla ulaştığı eski bir İran milletvekili ise kimliğinin gizli kalması kaydıyla şöyle diyor: “Hamas’ın İran’a yaptığı üst düzey ziyaret ve El Kassam Tugayları’nın milyonların önünde Tahran’a açıkça teşekkür etmesi şüphesiz ki karşılıksız değil. Hamas, bunun için İran’dan bir fiyat almıştır. Geriye kalan tek soru – ki bunun yanıtını ancak Hamas ve İran verebilir – Hamas, Tahran’a ziyareti ve teşekkürleri öncesinde mali yardım aldı mı yoksa bunlar İran’ın yardımları yeniden başlatmasının koşulu muydu?”

Hamas, İran’a yönelik bu açılımları yaparken, roket testleri gerçekleştiriyor ve geçtiğimiz yaz yaşanan Gazze savaşının ardından silah stokunu yenilemeye çalışıyor.

Shlomi Eldar Hamas’ın bir sonraki savaşa nasıl hazırlandığını şöyle aktarıyor: “İsrail savunma yetkililerine göre Hamas, İsrail Savunma Güçleri (IDF) ile bu yaz yaşadığı çatışmada ciddi ölçüde zayıflayan atış kabiliyetini yeniden kazanmak istiyor. Hamas’ın Koruyucu Hat Harekâtı sırasında attığı yüzlerce roket, hem düşük isabet güçleri hem Demir Kubbe füze savunma sisteminin başarısı nedeniyle ciddi bir zarara yol açmadı. Hamas şimdi bundan ders çıkarmaya çalışıyor. Gazze’de yapılan değerlendirmeye göre örgüt, kayda değer bir caydırıcılığa ulaşmak için roket envanterini önemli ölçüde geliştirmek zorunda.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: united nations, turkey, syria, russia, jabhat al-nusra, islamic state, european union, diplomacy
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept