Türkiye-ABD ilişkilerinde İD gerginliği

Ankara, ABD’nin Suriyeli Kürtlere silah yardımı yapmasına karşı olsa da bunu engelleyecek gücü yok ve Washington’u Kobani’nin stratejik bir değer taşımadığı konusunda ikan edemiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

united states, turkey, syria, recep tayyip erdogan, kurdistan workers party, islamic state, democratic union party

Eki 24, 2014

Ankara ve Washington resmi ağızlardan Suriye, ve bilhassa da İslam Devleti’yle (İD) mücadele, konusunda aralarında bir anlaşmazlığın olmadığını açıklasalar da bütün göstergeler aksine işaret ediyor.

İki taraf arasındaki gerginlik, ABD’nin Kürt Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) İD’le mücadele kapsamında yaptığı silah yardımıyla bir kez daha su yüzüne çıktı. ABD, Ankara’nın itirazlarına rağmen PYD’ye havadan silah yardımı yaptı.

Batılı diplomatlara göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın havadan yapılan bazı sevkiyatların İD’in eline geçmesinin ardından yaptığı açıklamalar da Washington’un Ankara’ya yönelik öfkesini artırdı. Erdoğan 22 Ekim’de Letonya’ya hareketi öncesinde şöyle konuştu: “Yani bu konuda yapılanın yanlış olduğu ortaya çıktı. Niye yanlış olduğu ortaya çıktı? İşte C-130’lardan attıkları o silahlar, belki bir kısmı PYD’nin eline geçti ama bir kısmı da kimin eline geçti? IŞİD’in eline geçti. Adamlar günlerdir kendi sitelerinden yayınlarını yapıyorlar. Bütün o sandıkların hepsini açarak gösteriyorlar.”

Silahların bir bölümünün yanlış ellere düştüğümü Pentagon Sözcüsü Tuğamiral John Kirby de 21 Ekim’deki basın toplantısında doğruladı. Ancak Kirby yardımların büyük bölümünün doğru adrese ulaştığını da söyledi.

Konunun hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmasını istemeyen Batılı bir diplomat Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye daha çok destek olsaydı zaten yaşanmayacak bir teknik bir aksaklıktan zevk alınıyormuş gibi görünen açıklamaların Amerikalıları öfkelendirmesi şaşırtıcı değil. Eğer [Erdogan] çoğu Türkiye’nin müttefiki olan pek çok ülkenin üzerinde anlaştığı bir meselede yardımcı olmaya hazır değilse en azından İD propagandasına hizmet eden açıklamalardan kaçınmalı”.

Reuters da 23 Ekim’de Washington’un Türkiye konusunda sabrının azaldığını yazarak, ismi açıklanmayan ABD’li yetkililerin Türkiye’nin Suriye’de “ikili oynadığı”na dair görüşlerini aktardı. Haberde şu ifadeye yer verildi: “Yetkili, ABD’nin, Türkiye’deki yönetimin İslamcı örgütlere hoş görünmeye çalışmıyorsa bile onlarla el altından uzlaşamaya yönelik bir politikayı uzun zamandır sürdüğüne inandığını söyledi”.

Ankara bu iddiaları reddetse de ABD ile Türkiye arasında gerçek tehdidin kim olduğuna ilişkin açık bir vurgu farkı söz konusu. Erdoğan PYD’nin ve PKK’nın aynı olduğunu söyleyerek, Türkiye için asıl tehdidin kim olduğunu açıkça belli etti.

Erdoğan Letonya’ya hareketi öncesinde, Barack Obama’yla 19 Ekim’de yaptığı telefon görüşmesinde, PYD ve PKK’ya verilen desteğin Türkiye için “kabul edilemez” olduğunu ABD Başkanına ilettiğini kaydetti. Kobani’nin ABD için neden bu denli önemli olduğunu anlayamadığını da belirten Erdoğan orada sivillerin değil sadece savaşçıların bulunduğunu savundu.

Öte yandan Erdoğan’ın sorusu şu açıdan da düşünülebilir: Kobani’nin stratejik değeri bu kadar yüksek değilse İD neden bu kasabayı kontrol altına almak için canla başla çalışıyor? Erdoğan’ın bu tür yorumları Ankara’nın “Kobani’de PYD yerine İD’i tercih ettiği” iddialarını güçlendiriyor.

Akademisyen ve köşe yazarı Doğu Ergil, Al-Monitor’un Ankara’nın Kobani politikasının -ki bu politikanın Suriyeli Kürtlerin özerklik kazanmasını engellemeye dönük olduğu açık- sürdürülebilir olup olmadığına ilişkin sorusunu şöyle yanıtladı: “Bu basit bir nedenle sürdürülebilir bir politika değil, çünkü Türkiye artık tek aktör değil. Ankara bugün çok aktörlü bir Kürt denklemiyle karşı karşıya”.

Peki, Washington’la ilişkilerdeki gerginlik sürerse Türkiye’nin bölgedeki Kürtlerin geleceğine ilişkin gelişmelere yön verme şansı ne kadar? Ergil bu soru üzerine hükümetin Kürt meselesinde, bilhassa da barış sürecinde yaptığı hatalara işaret etti. Kamuoyunun bu sürece pek destek vermediğini kaydeden Ergil bu hataların sonucunda Kürt meselesine bugün pek çok başka aktörün de dahil olduğuna dikkat çekti: “Bu aktörlerin rolünün artacağı açık zira Türkiye doğru politikalar ortaya koyamadı. ABD’nin bu denklemde asıl söz sahibi olan taraf olması Ankara’nın etkinliğini azaltacaktır”.

Türkiye’nin PYD ile PKK’nın aynı olduğu konusunda Washington’u ikna etmeyi başaramaması da Ergil’in gözlemini haklı çıkarıyor. Nitekim, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Marie Harf de 20 Ekim’deki basın toplantısında PYD ve PKK’nın “ABD kanunlarına göre aynı olmadıkları”nı söylemişti.

Harf’in PYD’ye yapılan silah yardımı konusunda Türkiye’nin rızasının alınıp alınmadığına ilişkin soruya verdiği yanıt ise Ankara’nın zayıf pozisyonunu daha da belirginleştirdi: “Bu rıza meselesi değil. Biz -Başkan ve Dışişleri Bakanı- onları bu konuda bilgilendirerek, onlarla, İD’e karşı Kobani’de verilen mücadelede bu adımın neden önemli olduğunu düşündüğümüzü konuştuk.”

Türkiye’nin Suriye’deki Kürtler için hiçbir şey yapmadığı algısını yıkmak isteyen Erdoğan ise Kobani’ye koridor açılmasını Obama’ya kendisinin önerdiğini söyledi. Erdoğan Kuzey Irak’tan Suriye’ye peşmerge için açılan koridoru PYD’yi silahlandırmanın bir alternatifi olarak önerdiklerini kaydetti.

Ancak bu iddiayı gölgeleyen bazı karışıklıklar söz konusu. Örneğin, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “Peşmerge’nin Kobani’ye geçmesi için yardımcı oluyoruz” açıklamasına rağmen henüz Suriye’nin kuzeyine Türkiye’den bir geçiş söz konusu değil, ve geçişin ne zaman gerçekleşeceği de bilinmiyor.

Peşmerge’ye koridor açılması ve özellikle bu adımın, çeşitli Kürt grupların İD’e karşı güç birliği yapmak üzere Irak Kürdistanı başkenti Erbil’de geçtiğimiz günlerde vardığı mutabakatın ardından atılmasının, bilhassa Türk ordusunda rahatsızlık yarattığı söyleniyor. Orduya yakın kaynakların Al-Monitor’a aktardığına göre Türk Silahlı Kuvvetleri, Kürtlerle herhangi bir iş birliğine karşı halen büyük alerji duyuyor, böyle bir iş birliğinin son kertede PYD ve PKK’ya yarayacağından korkuyor. Türkiye’nin upuzun Suriye sınırında özerk bir Kürt bölgesinin ortaya çıkması, Türk ordusu için bir karabasan olmaya devam ediyor

Genelkurmay Basın Dairesi Başkanı Tuğgeneral Ertuğrul Gazi Özkürkçü ise Çavuşoğlu’nun peşmergeye geçiş izni tanındığına dair açıklamalarına yorum yapmaktan kaçındı. Özkürkçü konunun orduyu yakından ilgilendirmesine rağmen bu sorunun Dışişleri Bakanlığı’na sorulması gerektiğini söyledi.

Öte yandan Cumhuriyet gazetesinin 22 Ekim tarihli haberine göre Genelkurmay Suriye sınırındaki 1. derece askeri yasak bölgelerin genişletilmesini istiyor. Peşmerge için önerilen koridorun da bu bölgelerden geçeceği söyleniyor. Bu da, ordunun Türkiye’ye girip çıkanları tamamıyla kontrol altına alabileceği bir “güvenlik kordon”u istediğini gösteriyor. Ancak ordunun Suriyeli Kürt savaşçılara desteği biraz daha zorlaştırması durumunda Ankara ile Washington arasındaki gerginlik artacak, Türkiye’nin sınırda yaşanan gelişmeler üzerindeki etkinliği de azalacaktır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Kanal İstanbul hayaliyle rant oyunları
Mustafa Sönmez | Doğal çevre | Tem 22, 2020
Erdoğan Kafkasya’da macera mı arıyor?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | Tem 17, 2020
Erdoğan’ı karalamak Lübnan’da bile güvenli değil
Amberin Zaman | Basın özgürlüğü | Tem 13, 2020
Yabancılar uzaklaşıyor, Saray yalnızlaşıyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 10, 2020
Yabancı Protestanlar ‘kamu düzenine tehdit’ gerekçesiyle Türkiye’den kovuluyor
Amberin Zaman | etnik azınlıklar | Tem 9, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Libya hesaplaşması Türkiye’nin sınırlarına dayanıyor
Fehim Taştekin | | Ağu 3, 2020
al-monitor
İdlib’de tıklayan bomba: Uzlaşma mı savaş mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Tem 29, 2020
al-monitor
Kanal İstanbul hayaliyle rant oyunları
Mustafa Sönmez | Doğal çevre | Tem 22, 2020
al-monitor
Kürtlerin korkusu: Pençe PKK’nin ötesinde Kürdistan’ı hedef alıyor
Fehim Taştekin | Kürtler ve Kürdistan | Tem 20, 2020