Türkiye'nin Nabzı

Milli savunma sanayinin siyasi amaçları

Article Summary
Hükümet dış ilişkileri ve içerideki duruşunu güçlendirmek için savunma sanayini kullanıyor.

Son dönemde, “Yeni Türkiye” tanımına kafa yoran AKP’li karar alıcılarının, “güçlü” devlet olabilmek için sık sık “Milli İktidar-Güçlü Ordu- Güçlü Milli Savunma Sanayi” üçlüsünün önemine ve bunların birbiriyle olan güçlü bağına vurgu yapmaları dikkat çekiyor. Yine AKP’nin “2023 vizyonu” ve “ bölgesel ve küresel güç” olma yolundaki söylemleri açısından” savunma sanayinin önemli siyaset aracı haline geldiği görülüyor.

Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Fikri Türel “Her yıl 1,5 trilyon doların döndüğü küresel savunma pazarının biz neredeyiz?” diye sorarak önümüzdeki on yıl içinde küresel savunma sanayi pazarının 2,5 trilyon dolar olacağına dikkat çekiyor. AKP’li siyasi karar alıcılar tarafından AKP’nin 2023 vizyonunu kapsamında Türkiye’nin de bu pazardan en az 25 milyar dolar pay kapması gerektiği sürekli vurgulanıyor.

Gerçekten de AKP hükümetinin savunma sanayi alanına son yıllarda artan ilgisini ve Türkiye’yi savunma ihracatçısı bir ülke yapma gayretlerini rakamlar ortaya koyuyor. Türkiye’nin 2008’de savunma sanayisi ihracatı 600 milyon dolar düzeyindeyken, bu rakam 2012 sonunda 1 milyar 260 milyon dolara çıktı. 2013 yılında Türkiye’de savunma sektöründe iş yapan firma sayısı 500’ü aşarken ihracat da 1.5 milyar dolara yaklaştı. 2014 ihracat hedefi ise 1.8 milyar dolar.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’ nin yeni yasama yılı açılışında yaptığı konuşmada Türk savunma sanayinin geldiği düzeyi “Ülkemizin ve milletimizin yeniden elde ettiği özgüven sayesinde, Türkiye, kendi tankını, kendi milli savaş gemilerini, ATAK helikopterlerini, insansız hava araçlarını, haberleşme uydularını, milli piyade tüfeklerini, roketatarlarını ve daha birçok savunma teçhizatını üretir konuma gelmiştir.” sözleri ile açıklamıştı.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, askeri sanayideki gelişmeyi Savunma Sanayi 2013 Faaliyet Raporu sunuşunda şöyle özetliyor: “Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından yürütülmekte olan 400’e yakın savunma projesi içinde ALTAY Ana Muhabere Tankı, ANKA İnsansız Hava Aracı, Ada Sınıfı Firkateynleri (MİLGEM), Milli Piyade Tüfeği, ATAK helikopteri ve ilk uçuşunu 2013 yılı içinde yapan HÜRKUŞ Temel Eğitim Uçağı gibi milli projelerimiz bulunmaktadır. Ayrıca, ilk milli gözlem uydumuz Göktürk-2 uzaya fırlatılmış olup, dev yatırımlar sayesinde Ankara’da Uydu Montaj, Entegrasyon ve Test Merkezi kurulmuştur.”

Zaten Türkiye’nin savunma sanayisine artan ilgisinin sonuçlarını görmek mümkün. Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü'nün (SIPRI) verilerine göre Türkiye, 2013'te 19,1 milyar dolarlık askeri harcamayla 2 basamak yükselerek 14'üncü sırayı aldı. İlginç şekilde, Türkiye’nin 2013 yılı savunma ihracatının %39’u ABD’ye yapıldı. ABD’ye ihraç dilen başlıca kalemler, uçak ve helikopter montaparçaları, elektronik harp yazılım ve donanımları.

İkinci en fazla ihracat yapılan ülkenin % 9,2 payla Suudi Arabistan olduğunu, bu ülkeyi Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Irak, İtalya, İspanya, Fransa, Almanya ve Ruanda'nın takip ettiğini dile getiren Savunma ve Havacılık Sanayi İhracatçıları Birliği (SSİ) Başkanı Latif Aral Alış hedeflerini şöyle sıralıyor: "Bazı ülkelere de mal değil hizmet ihraç ediliyor. Örneğin Malezya'nın insansız deniz aracı projesini Türkiye geliştiriyor. Şimdi hedef bu ivmeyi daha yukarılara çıkararak Orta Asya, Uzak Doğu ve Afrika'ya açılmak. Kara ve hava araçlarında belirli bir noktaya gelindi. Şimdi deniz araçlarında da tercih edilen ülke olmak hedefleniyor."

Türkiye’de savunma sanayisinin güçlenmesinde motor görevi gören kurum Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM). Bu kurum askeri sanayi alanında siyasi, ekonomik, stratejik karar alma merkezi. SSM’nin son 5 yılda sözleşmeye bağladığı projelerin tutarı, % 85 artarak 20 milyar dolara ulaştı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı, 2016 yılında savunma ve havacılık sektör cirosunun 8 milyar dolara, ihracatın 2 milyar dolara ulaşmasını hedefliyor. Müsteşarlığın en büyük projeleri arasında ilk sırayı 16 milyar dolarla Müşterek Taarruz Uçağı (JSF) alırken, bu projeyi, 3,3 milyar dolarla ATAK Helikopteri, 2 milyar Euro ile Yeni Tip Denizaltı projesi izliyor.”

Peki siyasi karar alıcıların son yıllarda yerli savunma sanayisini güçlendirme konusundaki gayretlerinin arkasında nasıl bir siyasi stratejik akıl olabilir?

“İç siyasette bir “özgüven inşa” nesnesi olarak Savunma Sanayisi

AKP hükümetinin, 2013 vizyonu ve “Yeni Türkiye” tanımının içinin “sert güç (hard power)” ile dolmasına iç siyasetteki kazanımlar açısından önem verdiği görülüyor. Kendi uçağını, kendi tankını ve kendi gemisini yapan devlet algısı, “Bölgesel lider ve dünya gücü devlet olmak, hem ekonomik hem de askeri güç olmayı gerektiriyor” tezinden hareketle, askeri sanayi güçlendirme hedefi, aynı zamanda silah sanayine dayanan ekonomik alanı da büyütmeyi amaçlıyor. Savunma sanayisi alanındaki başarı hikayeleri Türk halkının da yoğun ilgisini çekiyor, milli gurur vesilesi oluyor.

Savunma sanayisinin “denetim dışı dev bütçelere” sahip olması Dünyanın her ülkesinde savunma sanayi bir dizi muafiyet ve ayrıcalığa sahip olup genelde “yarı-şeffaf” bir alandır. Özel sektörden ziyade devlet şirketlerinin sektöre egemen olduğu Türkiye gibi ülkelerde savunma sanayisinde siyasi ve askeri karar vericiler hem işveren hem de yönetici pozisyonundadır. Bu durum, zaten “yarı-şeffaf” olan sektörün daha da gizlilik zırhına bürünmesi anlamına geliyor.

Savunma alanındaki yazıları ile tanınan Lale Kemal’in “Prestij için savaş uçağı yapılır mı?” başlıklı makalesindeki, “Savaş uçağı üreteceğiz, şu bu silahlarımızı satıyoruz.” gibisinden kulağa hoş gelen ama aldatıcı olan söylemlere karşı ahalinin de biraz uyanık olup, bu devasa bütçeli projelerin vergilerinden sorgusuz sualsiz harcandığını ve bazılarının gereksiz olduğunu bilmeleri gerekiyor. Kemal’in, Türkiye’nin Savunma sanayii sektöründe -ki sanayileşmenin lokomotifi olması gereken bir alanda- “her türlü silah sistemini ben üretirim, böylelikle dışa bağımlılıktan kurtulurum” kolaycı söylemiyle, bu alandaki sınırlı kaynaklarını da israf etmeye devam ediyor” şeklindeki ifadeleri de durumu özetliyor.

“Hükümete yakın” önemli bir ekonomi sektörü olarak Savunma Sanayi AKP iktidarları döneminde ulusal güvenlik ve savunma ihtiyacının ötesine geçen savunma sanayi oluşturmak için, özel sektörde; özellikle tedarikçi olarak genelde hükümete yakın olduğu değerlendirilen 200’ün üstünde Küçük ve Orta ölçekli işletmenin (KOBİ) bu alana yönlendirildiği ve hükümet yanlısı firmalarla diğerleri arasında haksız rekabet yaşandığı savunma çevrelerinde sıkça dile getirilen iddialardan. Doç. Dr. Sait Yılmaz’a göre; hükümet savunma ihalelerinde siyasi yandaşlarını kayırma işlerine devam etmekte. Son olarak 10 yıldır Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) yapan Murat Bayar’ın görevinden alınmasının altında MİLGEM projesi kapsamında yapılacak gemi ihalesinin hükümetin istediği şirketler yerine Koç grubuna verilmesi yatmakta. Bu nedenle, hükümet, Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın (SSM) başına AKP’ye yakınlığı ile tanınan THY Teknik A.Ş. eski Genel Müdürü’nü Prof.İsmail Demir’i atadı.

Yine, büyük profilli projeler olan savunma helikopteri ATAK, gemi projesi MİL-GEM ve milli tank projesi ALTAY ihaleleri süreçlerinde alınan kararların siyasi olduğu ve savunma açığı yaratacağı iddiaları da sık sık dile getirilmekte. Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı sunumda, “Türkiye’nin güçlü ordusuyla daha çok ülkenin işbirliği yapmak istediği bir devlet haline geldiğini” söyledi. Bakan Yılmaz, “Bugüne kadar 67 ülkeyle askeri alanda eğitim, teknik ve bilimsel işbirliği anlaşması yaptık. 55 ülkeyle savunma sanayi iş birliği anlaşması imzaladık. 52 ülkeyle de askeri eğitim işbirliği anlaşmamız var” dedi.

Bu açıklamalardan anlaşılabileceği gibi, Türkiye’de siyasi karar alıcılar savunma işbirliklerini mevcut ilişkileri güçlendirme ve yeni ilişkiler geliştirme açısından önemli bir dış politika aracı olarak görüyor. Geçekten de Türk savunma sanayisinin son dönemdeki siyasi tartışmaların önemli bir konusu haline geldiği görülmekte. Türkiye’de Savunma sanayisinin “milliyetçilik” ve “militarizm”i büyüterek siyasi karar alıcılar için iç ve dış politikaları önemli bir “özgüven inşa nesnesi” haline getirdiği görülüyor. AKP iktidarının, neo-Osmanlıcılık, Sünni İslam dünyasına lider olma, Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar da söz sahibi politik güç olabilme konusundaki hedef ve söylemleri Türkiye’de de bir “asker-endüstri kompleksleri” oluşturmayı zorunlu kılıyormuş gibi görünüyor.

Ayrıca, AKP hükümetinin savunma sanayisine bu ilgisi “güçlü ordu ve güçlü savunma sanayisi” söylemi üzerinden “güvenlik politikalarının oluşturulması” yoluyla siyasi alanda istediği kavram ve alanları “güvenlikleştirme” imkanı sağlıyor gibi görünüyor. Bu sayede AKP hükümeti ulusal güvenlik alanında ağırlığını artırmakta; bu durum, AKP’ye de istediği alanlarda siyaset üstü “yeni bir vesayet” sistemi kurmasına imkan tanımaktadır.

Türkiye’de askeri harcamaların ve savunma sanayisine dair politikaların daha şeffaf ve denetlenebilir olması gerektiğine vurgu yapan Prof. Nurhan Yenturk özellikle bu alanlarda parlamento gözetim ve denetiminin daha fazla olması gerektiğini ifade ediyor. Ama ne yazık ki Türkiye’de hala üzerinde herkesin özgürce görüş bildiremediği bir “yüksek politika (high politics)” konusu olarak görülen savunma sanayi alanında şeffaflık, hesap verebilirlik, etkin parlamento ve sivil toplum denetimi gibi kavramlar hala kulağa çok da aşina gelmiyor. Sıradan vatandaşlar da her biri tüm televizyon kanallarından canlı yayınlanan “siyasi bir popüler şova” dönüşen yeni “milli” silah sistemleri ve savunma teçhizat ve malzemelerinin tanıtım törenlerini ilgiyle izlemeye devam ediyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: united states, turkey, saudi arabia, justice and development party, exports, economy, defense industry

Al-Monitor, koruma gereği gördüğü bazı durumlarda muhabirlerinin isimlerini saklı tutar. Bu bölümde isimsiz yayınlanan makaleler, farklı yazarlarca kaleme alınmış olabilir.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept