İslam Devleti Türkiye’yi esir mi aldı?

Rehinelerin serbest kalması için İslam Devleti’yle sürdürülen müzakerelerin uzaması Türkiye’deki yönetimin başını ağrıtıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

turkey, recep tayyip erdogan, mosul, islamic state, iraq, hostages, ahmet davutoglu

Eyl 5, 2014

İslam Devleti’nin (İD) Musul’daki Konsolosluğu basıp, Musul Konsolosu Öztürk Yılmaz da dahil 49 Türk vatandaşını alıkoymasının üzerinden neredeyse üç ay geçti. Ancak hükümetin krizi çözmek için nasıl bir çalışma yürüttüğünü bilmeyen kamuoyu bu olayla birlikte Türkiye’nin de rehin alınıp alınmadığını sorgulamaya başladı.

11 Haziran’daki baskında alıkonulanlar arasında Yılmaz’ın yanı sıra konsolosluğu korumakla görevli 30 özel harekat görevlisi ve 18 konsolosluk çalışanı ile aileleri var.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu rehinelerin serbest bırakılması için hassas müzakereler yürütüldüğünü söyleseler de ayrıntılara girmiyorlar. Ayrıca konuya ilişkin basın yasağı da devam ediyor.

Ne var ki, hükümetin yeterince çaba sarf etmediğini düşünen rehine yakınlarının öfkesi ve hüsranı giderek artıyor. Rehine yakınları bir yandan sevdiklerinin çoktan öldürülmüş olabileceği iddialarına kulak tıkamaya çalışırken, İD vahşetinin gün aşırı gazetelerde yer bulması kaygıları iyice artırıyor.

Basın kuruluşları yasaktan memnun olmasa da kamuoyu ilk etapta hükümetin haklı olabileceğini düşünerek yasağı kabullenmişti. Ancak zaman geçtikçe bu tablo değişmeye başladı. Rehinelerin yakınları, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı yeminini ettikten sonra, 28 Ağustos’ta El Cezire’ye verdiği ilk röportajda da sevindirici bir bilgi duyamadı. Konuya ilişkin geçmiş açıklamalarını yineleyen Erdoğan şöyle konuştu: “Tabii bu konularla ilgili olarak malum şu anda istihbarat örgütlerimiz çalışmalarını yürütüyorlar. Görüşme kanallarını çalıştırmaya gayret ediyorlar.” Erdoğan olayın, aileler ve ülke için “üzüntü doğuracak bir netice”yle sonuçlanmamasını umut ettiklerini de ekledi.

Ardından konuyu her zamanki gibi Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a getirerek, bölgede radikal örgütlerin yayılmasından onu sorumlu tutan Erdoğan İD’i doğrudan “terörist örgüt” olarak tanımlamaktan da kaçındı. Erdoğan İD’in Suriye ve Irak’ta uyguladığı zulümlere de değinmedi.

Erdoğan rehineleri tehlikeye atmamak için tedbirli davranmak zorunda olduğunu vurgularken, Türkiye’nin örgüte karşı edilgen kaldığı eleştirilerine ise “Kimse benden kışkırtıcı açıklamalar yapmamı beklemesin” diyerek yanıt vermişti. Erdoğan Haziran’daki bir konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştı: “Bizim 80 vatandaşımız bir örgütün elinde alı konulmuş haldeler. Bizim bu örgütle ilgili kışkırtıcı açıklama yapmamızı, yangına körükle gitmemizi bekliyorlar.”

O dönemde İD’in elinde Türkiyeli tır sürücüleri de dahil 80 kişi bulunuyordu. Daha sonra sürücülerin çoğu serbest bırakıldı. Ancak bu da konsolosluk görevlililerinin pazarlık kozu olarak kullanıldığına ilişkin kaygıları artırdı.

Muhalefet ise Ankara’nın örgüte yönelik ihtiyatlı açıklamalarını, Erdoğan ve Davutoğlu’nun Türkiye’nin bölgede kimsenin hafife almayacağı güçlü ve etkin bir ülke olduğu iddiasını baltalamak için fırsat olarak kullanıyor.

Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu konsolosluğa yapılan baskının hemen ertesinde “Kimse Türkiye’nin gücünü sınamaya kalkmasın” diye konuşmuştu. Ancak bu açıklama muhalefeti ve kimi rehine yakınlarını ikna edemedi. 1 yaşındaki yeğeni de dahil üç yakını Musul’da esir tutulan Muammer Taşdelen hükümetin konuya ilişkin açıklamalarının “afaki” olduğunu savundu. Taşdelen Ankara Adliyesi’nin önünde CHP milletvekili Umut Oran ile yaptığı açıklamada rehinelerin kaderlerine terk edildiğini söyledi. İkili, ardından adliyeye geçerek Erdoğan, Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ömer Önhon’a karşı görevi ihmalden suç duyurusunda bulundu.

Bir diğer CHP milletvekili Ensar Öğüt ise bu hafta Konsolos’un Ardahan’da yaşayan amcasını ziyaret etti. İD’in rehineler için 6 Ağustos’a kadar süre verdiğini anımsatan Öğüt bu tarihin çoktan geçtiğine işaret ederek, şöyle konuştu: “Peki soruyorum bu insanlar öldürüldü mü, başka bir şey mi yapıldı? Başka bir yere mi götürüldü? Devlet bir an önce doğru bilgi vermelidir. Öldüler mi, ölmediyseler neredeler?” Konsolos Yılmaz Öztürk’ün amcası Feridun Yılmaz da Erdoğan ve Davutoğlu’nun bu konuda neden hiçbir şey yapmadığını sorguladı.

CHP’nin önde gelen bir diğer ismi Atilla Kart ise İD’in içindeki Türklerin oranının yüzde yediye ulaştığını ve bu sayının hızla yükseldiğini söyledi. Hükümetin Türkiye’den İD’e katılımları engellemek için yeterince çaba sarf etmediğini söyleyen Kart şöyle devam etti: “Katılımların ikinci yönteminin vakıf, dernek, medreseler ve küçük küçük örgütlenmeler üzerinden yapıldığı görülmektedir. Üçüncü yöntem ise, seyyar ve gezen ekipler yoluyla, farklı bölgelerden toplayıp, belli merkezlere yönlendirme yoluyla gerçekleştirilmektedir. Sözü edilen vakıf, dernek ve merkezlerin isimleri kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bu isimler aleniyet kazanmıştır. Emniyet'in bu isimlere ulaşmamış olmasını tasavvur edemiyoruz.”

Bu açıklamanın, Erdoğan ve Davutoğlu açısından olumsuz olduğunun farkında olan AKP kaynakları ise CHP’yi rehineler ve aileleri üzerinden duygu sömürüsü yaparak siyasi kazanç elde etmeye çalışmakla suçladı.

Ne var ki, hükümetin rehineleri kurtarmak için bir şey yapamadığına ilişkin kuşkuları artıyor. Pek çok kişi “hassas müzakereler”e dair açıklamaların ve konuya ilişkin yayın yasağının, Erdoğan ve Davutoğlu hakkındaki olumsuz haberlerin önünü kesmeye ve zaman kazanmaya yönelik bir hamle olduğunu düşünmeye başladı.

Bu arada, Davutoğlu ve Erdoğan uluslararası basında çıkan ve Ankara’nın İD’e göz yummanın bedelini ödediğine işaret eden haberlerin de önünü almaya çalışıyor.

Son olarak, Brookings Enstitüsü Doha Merkezi’nin konuk araştırmacılarından Luan El Hatip de CNN International’a verdiği güncel bir mülakatta Ankara’nın, İD’in Irak’ta ele geçirdiği ham petrolün Türkiye’ye kaçırılmasına ve burada işlendikten sonra satılmak üzere yeniden Suriye ve Irak’a gönderilmesine göz yumduğunu söyledi.

Ankara ise bu yöndeki iddiaları şiddetle yalanlıyor ve Davutoğlu Türklerin İD’le bağlantılı olduğunu iddia edenleri “vatan hainliği”yle suçluyor.

Hürriyet gazetesinin ismi açıklanmayan kaynaklara atfen yaptığı bir habere göre Ankara ile İD arasında rehinelerin bırakılması için çeşitli diyalog kanalları üzerinden görüşmeler yürütülüyor.

Bu konuya ilişkin Erdoğan ve Davutoğlu adına kısmen olumlu sayılabilecek bir haber de Financial Times gazetesinden geldi. 3 Eylül tarihli haberde Türkiye’nin Reyhanlı saldırısının ardından sınır güvenliğini sıkılaştırdığı ve “Sınır bölgesinden yapılan mal ve cihatçı kaçakçılığının görünürlüğünün fazlasıyla azaldığı” belirtildi.

Ancak rehinelerin serbest kalmasını sağlamak için bu tür haberlerden daha fazlası gerekli. Bilhassa da pek çok kişinin Türkiye’nin İD tarafından rehin alınıp alınmadığını sorguladığı bir zamanda, rehinelerin esaretinin uzaması Erdoğan ve Davutoğlu için siyasi bir başağrısı olmaya devam edecek.

Recommended Articles

Türkiye-İsrail ilişkileri: Yumuşama işaretleri ne kadar gerçekçi?
Amberin Zaman | | May 27, 2020
Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Pentagon: Kürt kontrolündeki Arapların hoşnutsuzluğu Şam ve Moskova’ya yarıyor
Jared Szuba | Suriye çatışması | May 15, 2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Libya’nın Suriyeleşmesi senaryosu kime ne diyor?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | May 29, 2020
al-monitor
COVID-19 salgınında hasat vakti: Virüs mü yoksulluk mu?
Sibel Hürtaş | | May 27, 2020
al-monitor
Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020
al-monitor
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020