Türkiye'nin Nabzı

Erdoğan’ın semboller savaşındaki yeni taarruzu: “Aksaray”

By
p
Article Summary
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni sarayının taşıdığı birçok özellik, eski rejime karşı sürdürdüğü semboller savaşındaki yeni taarruzu çağrıştırıyor.

Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu görevi AKP’yi birlikte kurdukları dava arkadaşı Abdullah Gül’den resmen devraldığı gün olan 28 Ağustos’u “Yeni Türkiye’nin doğum günü” ilan etmişti.

Buna rağmen, Erdoğan’ın iddiasını anayasal düzenin mevcut devamlılığı açısından test edince, “28 Ağustos”un bu “Yeni Türkiye” kavramının içini tek başına dolduracak kadar yenilik içermediğini, dolayısıyla güçsüz bir metafor olduğunu kabul etmek gerekiyor.

İlan edilen “Yeni Türkiye”nin söz konusu doğum tarihi itibarı ile eskisinden tek farkı, Erdoğan’ın halk tarafından seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olması... Ve bir de tabii bu makama yükselenin kendisi olması. Demek ki kendisi tek başına “Yeni Türkiye”yi temsil ediyor.

Ancak Erdoğan “eski Türkiye”deki cumhurbaşkanlarının anayasal yetkilerini kullanmaya devam edecek. Çünkü anayasa aynı anayasa. Yine de bir fark olacak: Erdoğan anayasal yetki ve gücünü sonuna kadar kullanacağını söylüyor. Kendisinden önceki cumhurbaşkanlarının hiçbiri, askeri darbe ürünü 1982 Anayasası’nın onlara verdiği güç ve yetkiyi sonuna kadar kullanmaya gerek görmemişti. Darbeci Cumhurbaşkanı Kenan Evren dâhil...

Güçlü lider Erdoğan’ın bütün söylem ve davranışları, Türkiye’yi anayasal yetki ve gücü kadar, partisi ve hükümet üzerindeki, yasalarla sınırlı olmayan muazzam nüfuzunu da kullanarak yönetmeye devam edeceğini ortaya koyuyor. Bütün bunlar da 28 Ağustos’tan itibaren Türkiye’de “fiili bir başkanlık rejimi”ne geçildiği tezine dayanak noktası oluşturuyor.

Bu fiili rejimin gerçekten de “yepyeni” olma vasfını hak etmesi için 2015 seçimlerinde AKP’nin başkanlık rejimini getiren bir anayasa değişikliğini doğrudan referanduma götürmeye yeter üçte beşlik meclis çoğunluğunu elde etmesi gerekiyor. Anlayacağınız, “çocuk” aslında henüz doğmadı. “28 Ağustos” olsa olsa çocuğun ana rahmine düştüğü gün olarak ilan edilebilir. Durumun netleşmesi için haziran 2015’teki seçimlere kadar “dokuz ay” beklememiz gerekecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan dokuz ay sonra kendi başkanlık rejiminin anayasasını yapacak bir meclisin oluşmasını umutla beklerken bir yandan da bu rejimin sembollerini inşa ediyor.

Bunların en önemlisi Ankara’da kendisi için yaptırdığı ve 29 Ekim’deki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuyla resmen açılması beklenen devasa boyutlardaki “başkanlık sarayı”.

Başkentin batısındaki Söğütözü semtinde, Atatürk Orman Çiftliği içindeki 91 dönümlük bir arazi üzerinde Selçuklu mimarisinden esinlenerek inşa edilen bin odalı saray, güvenlik sistemleri ile dikkat çekiyor: Sığınaklar, kimyasal saldırılara karşı tüneller, siber saldırılara ve casusluk girişimlerine karşı yüksek teknoloji ürünü sistemler, böcek yerleştirmek suretiyle dinlemeleri önlemek için içinde priz bile bulunmayan “sağır odalar” ve savaş durumlarını yönetmek için yeraltındaki bir de “harekât merkezi”...

Saraya, orijinal planında olmamasına rağmen Erdoğan ailesi için bir de üç katlı rezidans eklendi. Binanın maliyetinin 350 milyon doların üzerine çıktığı söyleniyor.

Bu arada sarayın adı da konuldu. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, “Ak Parti” şeklinde kısalttığı adındaki, bir araya geldiklerinde beyaz, temiz ve lekesiz anlamını veren “A” ve “K” harflerinden hareketle “Aksaray”. Bu “Aksaray” adı, AKP’nin bir “devlet partisi”ne dönüşümünü de simgeliyor.

Sarayı Erdoğan’ın kendisi için yaptırdığını kanıtlamak kolay: 2011’de inşaatına başlandığında bu binanın projedeki resmi adı “Başbakanlık Hizmet Binası” idi... Şimdi “Cumhurbaşkanlığı Sarayı” oldu.

Her şey önceden planlanmıştı. Erdoğan 10 Ağustos’taki Cumhurbaşkanı Seçimi’ni kazanamasaydı, seçilen rakibi önceki cumhurbaşkanlarının konutu olan “Çankaya Köşkü”nü kullanacak, yeni bina yine Başbakan Erdoğan’a kalacaktı. Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildi, “Başbakanlık Hizmet Binası” Erdoğan’ın “Aksaray”ı oluverdi. Binanın bitiriliş tarihinin de bir-iki ay farkla da olsa cumhurbaşkanı seçimine göre ayarlanmış olduğu görülüyor.

Bu yeni bina zaten mevcut anayasadaki tarafsız, sorumsuz ve temsili cumhurbaşkanlığı makamının ihtiyacı için fazlasıyla büyük. Yürütmenin bütün güç, yetki ve kurumlarını kendi uhdesinde toplamış bir başkan için dizayn edildiği izlenimini veriyor.

“Aksaray”ın taşıdığı sembolizmi bizden önce Erdoğan anlatsın... Erdoğan’ın teslimatı yine cumhurbaşkanlığına yetiştirilen Airbus 330-200 tipi yeni, büyük ve donanım zengini özel uçağında 4 Eylül’de Galler’deki NATO zirvesine giderken ağırladığı gazetecilere söylediklerinden bir pasaj aşağıda:

“Türkiye artık eski Türkiye değil. Yeni Türkiye bir şeylerle kendisini ortaya koymalı. Cumhurbaşkanlığı makamı yeni binada çok farklı bir şekilde düzenlendi. O proje üzerinde bu fakirin çok katkısı var. Ankara bir Selçuklu başkenti mesajı vermemiz lazım. Buna çok dikkat ettik. İçeride Osmanlı motiflerine dikkat ettik. Modern dünyadan da etkileri yansıttık. Akıllı bina olarak burayı inşa ettik. (...) Büyük devlet olmanın gerekleri.”

Erdoğan’ın bu sözlerinde, sembolizmleri çözmek için birçok anahtar sözcük var:

“Yeni”...

“Osmanlı”...

“Büyük”...

Bu arada bu bina bağlamında, tarihi gerçeklikle hiçbir ilişkisi bulunmayan bir “Selçuklu başkenti Ankara” algısının da yaratılmak istendiğini görüyoruz. Selçuklular, 1071’de Bizans ordusunu Malazgirt’te yenerek Anadolu’nun İslamlaşmasının kapısını açan Türk hanedanıydı.

“Aksaray”daki içkin sembolizm ise Atatürk’le ilgili. “Aksaray”, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1925 yılında kurulduktan sonra 1937’de Hazine’ye bağışlanmış Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerinde yapılmış bulunuyor. Modern tarıma öncülük eden bu model çiftlik 1992’de birinci derecede doğal SİT alanı olarak tescil edilmişti ve bu nedenle üzerinde bu tür bir binanın yapılması yasalara aykırıydı. Halen de aykırı...

Ankara 11. İdare Mahkemesi 4 Mart 2014’te “Başbakanlık Hizmet Binası” inşaatının yürütülmesini durdurma kararı almış, ardından 13 Mart 2014’te Danıştay da aynı doğrultuda hüküm vermişti. Ancak Erdoğan bu kararların hiçbirini dikkate almadı. Hatta Erdoğan İdare Mahkemesi’nin kararına şu sözlerle meydan okudu: “Güçleri yetiyorsa yıksınlar. Yürütmeyi durdurdular, bu binayı durduramayacaklar. Açılışını da yapacağım; içine de girip oturacağım.”

Erdoğan, Atatürk’ün kurmuş olduğu bir çiftliğin arazisine kendi sarayını, mahkemelerin aksi yöndeki kararlarına rağmen yaptırmıştır. Bu tutumda da bir tarihsel hesaplaşmanın sembolizmi ile yasalara ve yargı kararlarına kulak asmayan keyfi bir yönetim anlayışı iç içe geçmiş bulunmaktadır.

Erdoğan’ın “Aksaray” bağlamında Atatürk sembolizmleriyle kurmuş olduğu ikinci olumsuz ilişki de Atatürk döneminde yaptırılmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana başta Atatürk olmak üzere tüm cumhurbaşkanlarını ağırlamış olan “Çankaya Köşkü”nde oturup çalışmayı reddetmesi... Tarihi Çankaya Köşkü artık Başbakan Davutoğlu tarafından çalışma ve davet makamı olarak kullanılacak.

İstanbul’a geçelim... Çünkü Erdoğan’ın eski rejime karşı kendi rejiminin en büyük, en yeni ve en Osmanlı sembollerini dikerek sürdürdüğü savaşın önemli bir cephesi de bu şehirde.

Mesela, şehrin en yüksek tepesi Çamlıca’da, klasik Osmanlı mimarisinin vasat bir kopyası niteliğindeki devasa bir caminin inşaatı bir yılı aşkın bir süredir devam ediyor. Bittiğinde, Cumhuriyet döneminde yapılmış en büyük cami olarak kayda geçecek bu 6 minareli caminin, açık alanları da hesaba katıldığında 50-60 bin kişinin aynı anda ibadet etmesine imkân vermesi bekleniyor.

Erdoğan bu caminin yapılacağını ilan ederken “Şehrin her yerinden görülecek” demişti. Ve bir de bu caminin bir “selatin” camii olacağını söylemişti Erdoğan... Bu tanımlama, üzerinde durulması gereken ilginç bir sembolizm yüklüydü.

“Selatin”, “sultan”ın çoğulu... Osmanlı İmparatorluğu’nda 18’nci yüzyıla kadar sultanların savaş ganimetleriyle, daha sonra da kendi kişisel servetleriyle yaptırdıkları camilere “Selatin camileri” denirdi. Erdoğan’ın şimdi bu cami için “selatin” yakıştırmasını yapması, aslında kendi iktidarını ve tabii ki öncelikle kendisini hangi sembolizmlerle anlamlandırmak istediğiyle ilgili.

Erdoğan zamanında, cumhurbaşkanlığı döneminin İstanbul’daki çalışma ofisi olarak kendisine Anadolu yakasındaki, son Osmanlı Padişahı Vahdettin’ten kalma yazlık köşkü uygun görmüş olmalı ki bu köşk 2012’den itibaren son derece tartışmalı bir şekilde elden geçirildi. “Vahdettin Köşkü” restorasyon adı altına yıkıldı ve yerine bir betonarme replikası yapılırken alametifarikası olan soğan başlı kubbesi de yok edildi.

İstanbul’un en önemli merkezi Taksim Meydanı’nın Osmanlılaştırılması ise Gezi Direnişi sayesinde şimdilik önlenmiş görünüyor. Olmasaydı, Gezi Parkı’ndaki 70 yaşındaki çınarlar kesilecek ve burada 1940 yılına kadar durmuş olan eski bir Osmanlı kışlasının görünümündeki bir alışveriş merkezi yapılacaktı.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkish politics, turkey, recep tayyip erdogan, presidential system, ottomanization, ottoman rule, constitution, ankara

Kadri Gürsel, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. 2016'dan 2018'in eylül ayına kadar Cumhuriyet gazetesinde, daha önce de 2007-2015 yılları arasında Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapan Gürsel, Türk dış politikası, uluslararası ilişkiler, Türkiye’de Kürt sorunu ve siyasal İslam’ın gelişimi gibi konulara yoğunlaşmaktadır. Gazeteciliğe 1986'da başlayan Gürsel 1997’de Milliyet yayın grubuna katılmış, 1999-2008 döneminde de Milliyet’in dış haberler müdürü olarak çalışmıştır. 1993’ten 1997’ye kadar Fransız Haber Ajansı AFP’de muhabirlik yapan Gürsel, 1995 yılında PKK tarafından kaçırılmış ve bu tecrübesini 1996’da çıkan “Dağdakiler” isimli kitabında anlatmıştır. Gürsel, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yönetim Kurulu üyesidir. Twitter: @KadriGursel

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept