Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Türkiye’nin bölgesel konumunu güçlendirir mi?

Bölgedeki siyasi hataları yüzünden güvenlik ve ekonomi alanında ciddi darbeler alan Türkiye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı sırasında da aynı istikamette seyredecek. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

turkish politics, turkish model, turkish influence in the middle east, turkey's middle east policy, turkey, sunni-shia conflict, recep tayyip erdogan

Ağu 1, 2014

Bir hafta içinde Cumhurbaşkanı seçilmesi beklenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’si giderek yalnızlaşıyor. Erdoğan’ın rahatsız edici üslubuna duyulan memnuniyetsizlik sadece Batı’yla sınırlı değil. Orta Doğu’da da durum böyle. Ankara’nın iletişim kanallarını halen açık tuttuğu bölge başkentlerinin sayısı azaldı. Araştırmalar Erdoğan’a verilen desteğin de azaldığını gösteriyor. Başbakanın Türkiye’nin bölgesel itibarının ve küresel etkinliğinin giderek arttığından bahsettiği günler ise artık geride kaldı.

Irak, Suriye, Mısır ve Filistin’de tarafını açıkça ilan eden ve bölgesel çatışmalarda tarafsızlığını kaybeden Türkiye kendi kuyusunu kendi kazdı. Bunun son örneği, Ankara’nın Gazze’deki ateşkes girişimlerine dahil olma çabalarıydı. Bu girişimler sadece İsrail’i değil, Filistin Yönetimi’ni ve Mısır’ı da kızdırdı.  

David D. Kirkpatrick 30 Temmuz tarihli New York Times makalesinde Mısır’ın, Ürdün, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşan yeni bir ittifaka girdiğini yazdı. Bu koalisyon, Hamas’a karşı İsrail’le etkin bir iş birliği içindeyken, Erdoğan’ın Türkiye’si ise Hamas’a yönelik güçlü desteğini sürdürüyor.

Kahire’nin ateşkes planına -Hamas’ın reddettiği- İsrail’in lehinde olduğu için öfkelenen Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi’ye de “tiran” diye çıkıştı. Erdoğan’ın Mısır’ın ara buluculuğunun meşruiyetini sorgularken, Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın Kahire’nin çabalarını övmesi ise manidardı.

Yani Erdoğan, Mısır ve Arap müttefiklerinin gözünde istenmeyen bir müdahaleci olmayı sürdürüyor. Oysa geçmişte tablo farklıydı. Erdoğan Ocak 2009’daki Davos Ekonomik Forumu’nda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e yaptığı çıkışla, Arap sokaklarında bir anda büyük bir itibar kazanmıştı.

Başbakan Erdoğan, bölgesel krizlerde sergilediği bu yaklaşımı, ahlaki bir zemine ve bilhassa, Arap Baharı’ndan sonra Müslüman Kardeşler’in Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da iktidara geleceği varsayımına dayandırdı.

Aslında bölgedeki gelişmeler de Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrildiği zamana kadar Erdoğan’ın beklediği yönde ilerledi. Ne var ki, Mursi’ye yapılan darbe, Müslüman Kardeşler’in sandıkta kazansa bile, yerleşik rejimlerin onu ezmeye kararlı olduklarını kanıtladı.

Ankara, Suriye’de de Mısır benzeri bir sonuç ortaya çıkar umuduyla Sünni Müslümanları desteklemişti. Müslüman Kardeşler ve Hamas gibi harekete yakın örgütler de Erdoğan’ı desteklemeyi halen sürdürüyor. Ne var ki, Pew Araştırma Merkezi’nin 2014 baharında çıkardığı Küresel Yaklaşımlar araştırması, bölgede Erdoğan’a verilen desteğin keskin bir şekilde düştüğünü gösteriyor.

Rapora göre, “geçen yıl araştırmaya katılan yedi Orta Doğu ülkesinden dördünde, Erdoğan’a verilen destek önemli ölçüde azalmış durumda.” Araştırma, Ürdün’de bir yıl içinde Erdoğan’a verilen desteğin yüzde  yüzde 75’ten yüzde 60’a, Filistin’de yüzde 75’ten 55’e, Mısır’da da yüzde 68’den 42’ye gerilediğini gösteriyor.  

Arap halkları eskiden İsrail’e karşı çıktığı ve Orta Doğu’da demokrasi umudunu yeşerttiği için Erdoğan’ı alkışlardı. Erdoğan İslamcı çizgisine rağmen demokrasiyi geliştirmeye hevesli görünüyordu. Bu, pek çok Arap gencinde kendi ülkelerinde de benzer bir değişimin yaşanabileceği umudunu doğurmuştu. Bu arada ülke ekonomisi de yükselişe geçmişti. Türk dizilerinde resmedilen çağdaş yaşam ise Arap dünyasının dört bir yanından insanları cezbediyordu.

Ancak Arap ülkeleri Erdoğan’ın yolundan gideceğine, Erdoğan Mursi’nin yolundan gitmeye başladı ve açıkça Sünni eksenli bir yaklaşım izledi. Geçen yılki Gezi Parkı protestolarının ardından temel özgürlükleri ve internet erişimini kısıtladı.

Bu yaklaşım daha fazla özgürlük isteyen ve seslerini internet üzerinden duyurmaya çalışan Arap gençlerin de dikkatinden kaçmadı. Türkiye bir anda İslam ve gelişmiş bir demokrasinin bir arada yaşayabileceğinin kanıtı olmaktan çıkmıştı. Arap liberaller de bunu not etti, bilhassa da geçen yazki Gezi Parkı protestoları sırasında… Bu liberallerden biri de protestolarda kafasına isabet eden biber gazı kapsülüyle yaralanan Mısırlı Lavna Allani’ydi.

Neticede, tüm bunlar Erdoğan’ın çoğulcu bir demokrat değil, Mursi gibi “sandık çoğunluğu”na bakan bir lider olduğunu gösterdi. Sadece Arap rejimleri değil, Arap halkları da Erdoğan’a olumsuz bakmaya başladı.

Aslında Başbakan halen yüzde elliyi aşan bir desteğe sahip ancak oranlar düşüş eğilimi gösteriyor ve bu düşüşün sürmesi bekleniyor. Yakında, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı dönemi başlayacak. Başbakanın İsrail’e yönelik son çıkışları ve İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçladığı düşünüldüğünde, Türkiye-İsrail arasındaki siyasi ilişkilerin -ticari ilişkiler devam etse de- Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı sırasında da yakın bir gelecekte normalleşmesi beklenmiyor.

Başbakanın Hamas ve Müslüman Kardeşler’e verdiği destek ve Arap ülkelerinin İsrail karşısındaki sessizliğine tepkisi göz önüne alındığında Ankara’nın önemli Arap devletleriyle ilişkisinin de yakın gelecekte iyiye gitmesi zor görünüyor. Tabii işler beklenmedik bir şekilde Erdoğan’ın lehinde gelişmezse... Gazeteci ve tarihçi Robert Kaplan ise 2012’de çıkan ve çok satanlar arasına giren “The Revenge of Geography” (Coğrafyanın İntikamı) isimli kitabında bunun düşük bir olasılık olduğunu vurguluyor:

“Gelişmiş silahlar bir kenara, kitle imha silahlarıyla dolup taşan Orta Doğu’nun gelecekteki birkaç on yılı, Soğuk Savaş’ı ve Soğuk Savaş sonrası dönemi adeta sepya tonlu bir romantizmle aramamıza neden olacak. Zira o dönemlerin ahlakı ve stratejik menfaatleri nispeten daha keskin hatlarla tanımlanmıştı.”

Objektif açıdan bakıldığında Orta Doğu’daki gelişmeler Erdoğan’ın arzu ettiği yönde ilerlemiyor. Türkiye de Sünni-Şii fay hattının canlanmasından doğan ciddi sonuçların ceremesini çekmeye başladı.

Erdoğan’ın Türkiye’si bir zamanlar ümit edildiği gibi etkin bir bölgesel oyuncu olamadı. Aksine şu an kontrol edemediği gelişmelerin ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlara göre tutum almak durumunda kalıyor. Erdoğan’ın -yürütme yetkilerini kullanmayı planlayan bir Cumhurbaşkanı olarak- hem bölgenin gerçeklerine zıt olan ahlak eksenli bu yaklaşımı sürdürüp hem de Türkiye’ye yönelen tehditleri bertaraf ederek, ülkeyi önemli bir bölgesel oyuncu haline nasıl getireceği ise merak konusu.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020
Arap ülkeleri Türkiye’ye karşı birleşebilir mi?
Hagar Hosny | Türkiye-Körfez ilişkileri | Eyl 16, 2020
Suriyeli muhalifler niçin Türkiye’den gitmek istiyor?
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Eyl 10, 2020
Barzani Ankara’ya Bağdat’tan uzlaşı mesajı getirdi
Amberin Zaman | Kürtler ve Kürdistan | Eyl 8, 2020
Sosyal mesafe kuralları: Tedbir mi cezalandırma mı?
Sibel Hürtaş | | Eyl 2, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Zombi ekonominin zombi patronları
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Eyl 26, 2020
al-monitor
İdlib’deki zamansız gerilimden savaş çıkar mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Eyl 25, 2020
al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020
al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020