Filistin'in Nabzı

Gazze’de ölüm her an herkesin peşinde

By
p
Article Summary
Gazze’de insanların çektiği acıları birinci elden aktaran bir tanıklık. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

GAZZE ŞEHRİ, Gazze Şeridi — Gazze’de çekilen acıları, kurbanların kendisi dışında kimse anlayamaz. Sadece yaralananlar yaraların acısını hissediyor. Sadece ölenler ölümün acısını tadıyor. Sadece evini kaybedenler bu kaybın acısını biliyor.

Tonlarca metal ve barut ile öldürülen çocukların görüntüsü, siyasi bir amaca dönüşmüş durumda. Kederimiz ne kadar büyük olursa olsun yaralanan, yakınlarını kaybeden, evlerinden olan asıl kurbanların acısının yanında ufak kalıyor.

İsrail’in Gazze’de sivillere yaptıkları dehşet verici: İnsanlar, hedef gözetmeksizin açılan ateşle öldürülüyor, binalar insanlar içindeyken tümden yerle bir ediliyor… Bombardımanla gelen ölümün acısız olduğu söyleniyor. Ama kimse ölümün nereden geleceğini bilmiyor. Hiç kimse için, hiçbir aile için güvenli bir yer yok. Savaş uçaklarının ailenizle otururken sizi niçin öldürmeye çalıştığını aklınız almıyor. Çocuklar niçin anne babalarının gözü önünde öldürülüyor? Anne babalar niçin çocuklarının gözü önünde öldürülüyor ya da son anlarına tanıklık edecek kimse kalmayan aileler niçin toptan öldürülüyor?

İsrail’in ailemin evine komşu olan ve birkaç defa bombalanan Davut Apartmanı’nı imha etmeyi planladığı bina sakinlerinden birine telefonla bildirildi. İsrail ordusu, 21 Temmuz öğleden sonra bir uyarı roketi attı. Mahallede herkes bağırmaya başladı. Yakınlarda yaşayanlar, binayı gören evimizdeki insanlar, civardaki bir lokanta ile dükkânın sahipleri…

Komşularımızla birlikte anahtarları kapılarda bırakarak dışarı fırladık. Asıl dehşet anı füzenin bedeni parçaladığı an değil, bildirim aldıktan sonra veya yaklaşan sesi duyunca füzenin gelmekte olduğunu idrak ettiğiniz andır.

Güvenli bir yere ulaşabildik. İlk şok geçtikten sonra düşüncelerimiz evde, geride bıraktığımız resim ve anılara döndü: bebeklerin ilk adımları, duvardaki tablo, ablam evlenirken oturma odasında yaptığımız kutlama…

Kimse ölmezse her şeye baştan başlayabilirim, diye düşünüyorsun. Ancak mermilerin paramparça ettiği çocuğunu veya anneni kaybedince bile yüreğindeki kederle hayata devam ediyorsun. Mermiler, bedenleri öyle bir hâle getiriyor ki insanlar tanınmaz duruma geliyor. Öksüz kalanları teselli etmeye çalışıyoruz. Ama anne veya babasını yitiren birinin nasıl hissettiğini gerçekten biliyor muyuz?

Ailem, kuzenlerimin evine sığındı. Oysa savaşın başlarında kuzenler bizim eve sığınmıştı. Şimdi onların evi aniden bizimkinden daha güvenli oldu. Bu savaşta nerenin daha güvenli olduğuna karar vermek zor. Savaş pilotlarının ruh hâlini, o gece hangi aileyi hedef alacaklarını düşünüyoruz. Örneğin, yanımızdaki binayı önceden uyardılar, ama başka bir binayı uyarmadan bombalayıp El Kilani ailesini öldürdüler. Sivillerin hayatı tümüyle göz ardı ediliyor.

Bu savaş, dini ideolojilerin savaşı. Dökülen kan, Allah veya cennet uğruna ya da Vadedilmiş Topraklar uğruna dökülen kan olarak görülüyor. Siyasi hedefe varılıyorsa ve dini ödül yoldaysa duygular göz ardı ediliyor. Böylece insanlık, ideolojinin altında eziliyor.

Savaşın ilk haftasında medya, dört yaşındaki Şeyma El Masri’nin hikâyesini duyurdu. Şeyma’nın ailesinden geriye bir tek babası kaldı. Şifa Hastanesi’nde tedavi gören kızının başında bekleyen İbrahim El Masri, Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Eşimi kız kardeşinin evine gönderirken onun orada daha güvenli olacağını düşünmüştüm. Ancak birkaç dakika sonra bir patlama sesi duydum. Sokaktan aşağı koşmaya başlamıştım ki oğlumun şehit edildiğini bildiren telefon geldi. Hastanenin girişinde eşimin de şehit edildiğini öğrendim. Büyük kızım Asil kritik durumdaydı. Birkaç saniyeliğine bilinci açıldı ve annesinin nerede olduğunu sordu. Ancak sonra ameliyat masasında hayatını kaybetti. (…) Daha sonra şehit edildikleri yere gittim. Uçak onları baldızımın evine 10 metre kala hedef almış.”

Şeyma’nın annesi Seher, 14 yaşındaki abisi Muhammed ve 17 yaşındaki ablası Asil, İsrail’in 9 Temmuz’da Gazze Şeridi’nin kuzeyinde düzenlediği saldırıda hayatını kaybetmişti.

Çocuklar nerede güvende olabilir? Çocuklarımı o evden bu eve taşırken kafamda hep bu soru vardı. Ailem amcamların evinde kalmaya karar verince ilk defa ayrılmış olduk. Tekrar bir araya gelebileceğimiz bir daire bulana kadar oğlumu ve kızımı başka bir yerde tutmayı tercih ettim. Bazı insanların Gazze’den ayrılıp Mısır’a gittiğini duydum. Ben bunu yapabileceğimi sanmıyorum. Bir daire buldum ama ev sahibi Filistinlileri istemiyor, evini sadece yabancılara veriyor! Savaş bazı insanları bu kadar ırkçı ve açgözlü yapabiliyor.

Partizan radyoları dinlediğiniz zaman İsrail’e denk bir gücümüz olduğunu sanırsınız. Akan kan kadar inatçı olan ideologlar, olup biteni geri dönüşü olmayan ulvi bir an olarak görüyor. Onlara göre benim bu söylediklerim yenilgiyi kabullenmek anlamına geliyor. Oysa ben en doğal bir duyguyla ailem için korkuyorum ve diğer çocuklara kederleniyorum. Üzüntü bildiren sözler artık acıları hafifletmiyor.

Sonunda limanın yanında bir daire buldum. Ailem yaşasın istiyorum. Kurtulmayı başardık mı yoksa sadece geçici olarak ölümden kaçmış mı olduk bilmiyorum, kimse bilmiyor.

El Selam Apartmanı’nda yaralananları görmek için tekrar El Şifa Hastanesi’ne gittim. Bana şu bilgi verildi: “Yaralı yok. Hepsi ölü olarak getirildi.” Daha 24 saat geçmeden Huza’daki felaket yaşandı ve Han Yunus, tıpkı Şecaiye gibi hedef gözetilmeden ateşe tutuldu.

Çocuk cerrahisi bölümüne girdiğimde tepeden tırnağa bandaj içinde olan, Luai Siam isminde 9 yaşında bir çocukla karşılaştım. Yüzü ve başı yanmıştı ve gözyaşları hâlâ akıyordu. Yan odada yatan 12 yaşındaki abisi Uday Siam, o kadar kötü yanmıştı ki kemikleri görünüyordu.

Kardeşlerin kuzeni olan Muhammed Siam, Al-Monitor’a şu bilgileri aktardı: “Anneleri, evin çatısında büyükanneleri ve teyzeleri ile birlikte börek yapıyormuş. İsrail jeti bombardımana başladığında çocuklar yanlarında oynuyormuş. Aynı aileden dokuz kişi öldü.”

Siam ailesi, Gazze’nin doğusundaki Zeytun semtinden merkezdeki El Ramal Mahallesi’nde yaşayan yakınlarının yanına kaçmış. Zira İsrail ordusu,  evlerini boşaltmak için insanlara gönderdiği ihtar mesajlarında El Ramal’ı gidebilecekleri “güvenli” bölge olarak belirtmişti. Ancak uçaklar, Siam ailesini orada da buldu.

Ailenin komşusu Ebu Zeyid Ebu Nasır da şu bilgileri verdi: “Uday ile Luai’nin babası, İsrail’den gelen meyveyi, sebzeyi satar. Hiçbir siyasi partiyle alakası yoktur. (…) Onları niçin bombaladılar bilmiyorum. (…) Çıldırmışlar.”

Ebu Nasır, Luai’nin akciğerine dolan külü emmesi için çocuğun burnuna takılan plastik boruyu işaret ederek “Su içemiyor (…) Susuz kaldığı için ağlıyor.” dedi.

Yeni dairemizden denizin sesiyle birlikte semalarda dolaşan İsrail insansız hava araçlarının sesi duyuluyor. İsrail savaş gemilerinden ateş açılıyor. Her taraf karanlık. İsrail’in ana santrali vurduğu 23 Temmuz’dan beri elektrik yok. Pille çalışan radyomuzdan Hamas Siyasi Büro Şefi Halid Meşal’in sesi geliyor: “İstediğimiz şartlar sağlanmadığı sürece ateşkesi kabul etmeyeceğiz.” İçim burkuluyor ve ölüleri sayacağım yeni bir güne hazırlanıyorum.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: war, palestinians, palestinian-israeli conflict, palestine, israel, gaza, children

Asmaa al-Ghoul, Al-Monitor’un Filistin’in Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Gazze’de Refah Mülteci Kampı’nda yaşayan al-Ghoul, gazetecilik yapmaktadır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept