Türkiye'nin Nabzı

AK Parti'de yükselen ideoloji: Yeni Ulusalcılık

By
p
Article Summary
Ulusalcılık, otoriter devlet iktidarı kimin elindeyse, onun tarafında ortaya çıkan bir ideoloji. Yeni adresi ise, şaşırtıcı biçimde, AK Parti.

Bundan on yıl kadar önce "ulusalcılık" diye bir ideoloji peydah olmuştu Türkiye'de. Savunduğu görüş, aşağı-yukarı şöyle bir şeydi: "Emperyalizm, Ortadoğu haklarını köleleştirmek için yeni bir saldırı başlatmıştır. Önündeki en büyük engel ise, mazlum dünya halklarına umut ışığı olan, Ulu Önder Atatürk'ün bize emanet ettiği tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'dir. Cumhuriyetimizi içerden çökertmek isteyen emperyalizmin kullandığı en etkin silah da 'Ilımlı İslam' projesidir."

Bu söylemin "ılımlı İslam projesi" diye kötülediği olgu, AK Parti'den başka bir şey değildi. AK Parti Türkiye'nin muhafazakâr kitlelerine yaslanan, toplumsal taleplere cevap veren "milli" bir realite değildi bu ulusalcılara göre. Washington'da üretilmiş bir "proje"ydi. Projenin sinsi hedefi de Atatürk'ün o güzelim "tam bağımsız" cumhuriyetini "küresel sistem"e boyun eğdirmekti. Öyle ya, Kıbrıs'ı bile "satacak" kadar "hain" değil miydi bu mürteciler?

Bu ulusalcı söylemde "Yahudi komplosu" teması da önemli bir yer tutuyordu. Tayyip Erdoğan'ın Yahudi kuruluşlarından ödül alması "Siyonizm'in emrinde" olduğunun ispatı sayılıyordu mesela. Ulusalcı yazar Ergun Poyraz daha da yaratıcı davranarak doğrudan "gizli Yahudi" ilan etmişti AK Parti liderliğini. Erdoğan "Musa'nın Çocuğu", Abdullah Gül "Musa'nın Gül'ü", AK Parti de "Musa'nın Ampulü idi."

Evet, o bildiğimiz ulusalcılık böyle bir şeydi. Epey fırtına estirdi 2000'lerin ilk on yılında, ama sonra giderek söndü. O eski ulusalcıların sesi çok cılız çıkıyor şu ara.

Gelgelelim, son iki yıldır en az eskisi kadar ateşli bir ulusalcı söylem geziyor ortalıkta. Ama bu kez söylemi üretenler AK Parti'nin muhalifleri değil; AK Parti'nin taraftarları. İktidarı destekleyen gazete ve kanallarda hemen her gün farklı kalemlerce tekrar edilen bu söylem aşağı-yukarı şöyle bir şey söylüyor bize: "Emperyalizm, Ortadoğu haklarını köleleştirmek için yeni bir saldırı başlatmıştır. Önündeki en büyük engel, mazlum dünya halklarına umut ışığı olan, Büyük Usta Erdoğan'ın öncülüğünde inşa edilen milli ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bu güzelim Yeni Türkiye'yi içerden çökertmek isteyen emperyalizmin kullandığı en etkin silahlar da Paralelciler, Geziciler, Baronlar ve Beyaz Türklerdir."

Dikkat ederseniz bu yeni söylem ile eski ulusalcı söylem çok benziyor. Üstlendikleri işlev ise aynı: Ülkeyi, dış komplolara boyun eğen hainler ve onlara karşı koyan gerçek vatanseverler olarak ikiye ayırmak. Gerçek vatanseverleri de yanılmaz bir liderin (Ulu Önder'in yahut Büyük Usta'nın) yolundan gidenler olarak tanımlamak.

Aynen eski ulusalcılar gibi, bu yeni söylemin sahipleri de bize çok kritik bir tarihi eşikte olduğumuzu, zillet dolu bir esaretle şanlı bir bağımsızlık arasında seçim yapmamız gerektiğini söylüyorlar. Bir tanesi önümüzdeki seçimin şu olduğunu yazıyor örneğin: "Sisi ve İhsanoğlu'nun ima ettiği üzere dişleri sökülmüş, uzaktan yönetilen mühendislik ürünü uydu İslam devletleri mi, örneğini sadece Erdoğan liderliğindeki Türkiye'de gördüğümüz özgün ve bağımsız milli devletler... [mi]?"

"Sadece Erdoğan liderliğinde" gelişen bu bağımsızlık dalgasına engel olmak isteyen hainler arasında, eski ulusalcı söylemde olduğu gibi, "ılımlı İslamcılar" büyük yer tutuyor. Ancak bundan kasıt, bu kez AK Parti'nin kendisi değil, onun muhalifi haline gelen Gülen Cemaati.

Dahası, eski ulusalcı söylemde olduğu gibi bu yeni söylemde de "Yahudi komplosu" teması önemli yer tutuyor. Başta Gülen Cemaati olmak üzere, Geziciler ve Beyaz Türklerin arkasında bol bol "uluslararası Siyonizm" keşfediliyor.

Bu yeni söylemin sahipleri kusura bakmasınlar, ama ben buna "Yeni Ulusalcılık"tan daha uygun bir tanım bulamıyorum. Eski ulusalcılığın laikçi, hatta İslamofobik unsurlarını içermiyor tabii ki bu Yeni Ulusalcılık. Aksine, İslamcı temalar içeriyor. Ama "iç ve dış mihraklar" algısı açısından tıpatıp aynı.

Peki niçin? Niçin ortaya çıktı bu ulusalcılık? AK Parti, tam da eski ulusalcılığı yenmişken, Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne entegre etmeye, dünyaya açmaya soyunmuşken, Erdoğan 2008 senesinde "artık dört bir tarafı düşmanlarla çevrili bir ülke değiliz" demişken, ne oldu?

Bence olan şu: Ulusalcılık, otoriter devlet iktidarı kimin elindeyse, onun tarafında ortaya çıkan bir ideolojik semptom. Bu iktidar eskiden Kemalistlerin elindeydi; o yüzden Kemalist ulusalcılık gelişmişti. Şimdi aynı iktidar AK Parti'nin elinde; o yüzden AK Partici bir ulusalcılık gelişiyor.

Peki ya o neden? Yani neden otoriter devlet iktidarı ulusalcılık üretiyor?

Türkiye'nin 150 küsur yıldır bir şekilde içinde olduğu Batı dünyası, otoriterliği eleştiriyor, buna karşı bir takım liberal-demokratik değer ve kriterler dayatıyor da ondan. (Başta ABD olmak üzere kimi Batılı aktörlerin bu değer ve kriterler açısından bazen ikiyüzlü davranabildiğini ve bunun da problemin bir parçası olduğunu burada teslim edeyim.)

Kemalistler, söz konusu liberal-demokratik değer ve kriterler içinde en çok "din özgürlüğü", "azınlık hakları" yahut "sivil siyaset" gibi unsurlardan ve bunlara dayalı eleştirilerden rahatsız olurdu. AK Parti ise "basın özgürlüğü", "gösteri özgürlüğü" yahut "sınırlı iktidar" gibi kavramlardan rahatsız.

Kuşkusuz bu Yeni Ulusalcılığın AK Parti'nin tek ve resmi görüşü haline geldiğini söylemek haksızlık olur. Daha ziyade, ABD'deki Cumhuriyetçi Parti içinde gelişen "Çay Partisi" gibi bir trend. Bundan rahatsız olan önemli AK Partili figürler olduğu da aşikâr. "Siyasi istikbal için memleketi maceraya sürükleme çabaları"na karşı uyarıda bulunan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bunlardan biri.

Endişe verici olan, bu "Çay Partisi" tipi akımın doğrudan Erdoğan'dan besleniyor ve kendini onunla özdeşleştiriyor oluşu. Bu ise, eğer Erdoğan geçmişte PKK karşısında yaptığı gibi şaşırtıcı bir U dönüşü yapmaz ise, Türkiye'yi epey karamsar bir geleceğin beklediğini düşündürtüyor. Babacan'ın dediği gibi "Türkiye’yi o ana yoldan, o salim yoldan saptıracak", içine kapatacak, üçüncü dünyacılaştıracak bir gelecek...

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: west, turkey, recep tayyip erdogan, justice and development party, islam

Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarından olan Mustafa Akyol, aynı zamanda International New York Times ve Hürriyet Daily News gazetelerinde düzenli yorum yazıları yazmaktadır. Akyol’un makaleleri, Foreign Affairs, Newsweek, Washington Post, Wall Street Journal ve Guardian pek çok farklı yayında da yer almıştır. İstanbul’da yaşayan Akyol, Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve tarih okumuştur. Akyol’un İslami liberalizmi savunduğu “Islam Without Extremes: A Muslim Case for Liberty” isimli, Amerikan yayınevi W.W. Norton tarafından Temmuz 2011’de yayımlanan kitabı Financial Times'ın ifadesiyle,  “bir Müslümanın açık sözlü ve zarif özgürlük savunusu”dur.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept