Gezi ruhu Türkiye’yi hala değiştiriyor

Birinci yılında Gezi hakkında şu söylenebilir: Bir siyasi harekete dönüşmedi ama Türkiye’yi dönüştürdü.

al-monitor .
Kadri Gürsel

Kadri Gürsel

@KadriGursel

İşlenmiş konular

youth, turkey, taksim square protests, resistance, recep tayyip erdogan, justice and development party, gezi park, alevis

May 29, 2014

İstanbul’un merkezi Taksim Meydanı dünyanın şehircilik harikalarından biri sayılmaz ama politik ve tarihsel önemi en büyük olan meydanlar arasında kendisine kesinlikle baş sıralarda yer bulur. Taksim Meydanı aynı zamanda bir toplumsal/siyasal buluşma noktasıdır; modern Türkiye’nin agorasıdır. Siyasal ve toplumsal muhalefet kendisini Taksim’de ifade etmeyi sever ve bu meydandan uzaklaştırılmayı reddeder. Bunca öneminin yanı sıra Taksim, Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin simgelerinden biridir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın böylesine önemli bir meydana, hele de gücünün zirvesindeyken ilgisiz kalması düşünülemezdi.

Erdoğan, Taksim Meydanı’nı geriye dönüşü imkânsız olacak bir biçimde dönüştürmek istedi. Hem de bu dönüşümü şehrin halkına hiç danışmadan, onların rızasını alma gereğini hiç duymadan, tek yanlı biçimde ve bizatihi tasarlayıp yönetmeyi tercih etti. İstanbul halkı yerel seçimlerde AKP’nin adayı Kadir Topbaş’ı üç kere seçmiş olsa bile şehrin reel belediye başkanı Erdoğan’dır ve belediye aslında Ankara’dan yönetilmektedir.

Erdoğan’ın Taksim Meydanı’nı dönüştürme planının iki ayağı vardı: Birincisi, meydanın yayalaştırılması gerekçesi ile trafiğin yer altına indirilmesiydi. İkincisi de meydana yeni rejimin sembollerinin yerleştirilmesiydi. Bu arada eski Cumhuriyet rejiminin sembolü olarak görüldüğü aşikâr olan bazı yapı ve alanlar da ortadan kaldırılacaktı. En iddialısı, Taksim’de, bu şehrin meydanlarındaki tek “kent ormanı” olan mevcut Gezi Parkı’nın yok edilerek bunun yerine, 1940’ta yıkılana kadar orada durmuş olan Osmanlı kışlasının görünümünde bir alış-veriş merkezinin inşa edilmesiydi. Taksim’deki, 14 milyonluk İstanbul’un tek opera binası olan Atatürk Kültür Merkezi yıkılacaktı... Gerçi Başbakan, yerine daha iyi bir kültür merkezi yapacaklarını söylüyordu. Ve meydanda bir de cami inşa edilecekti.

Meydanın siyasi gösterilere de artık kapalı tutulacağı, Taksim’deki kutlamaya izin verilmeyen 2013’ün 1 Mayıs’ından sonra açıklandı. Türkiye’nin en önemli meydanının bir anayasal hak olan toplanma ve gösteri yürüyüşlerine kapatılmasının, “Taksim planı”nın bir parçası olduğu su götürmez bir gerçekti.

Bu arada, 2013 mayıs ayının son günlerine gelindiğinde, Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmeye başlanacağı beklentisi de arttı.

Bu gelişme üzerine, Erdoğan’ın Gezi Parkı’na alış-veriş merkezi inşa etme projesini önlemek maksadıyla faaliyet gösteren bir sivil toplum platformu olan “Taksim Dayanışması”nın 27 Mayıs’ta yaptığı çağrıya cevap veren 100 kadar aktivist, ağaçların kesilmesini önlemek için parkta nöbet tutmaya başladı. Dozerler aynı günün gece yarısı parka girdiler; ancak çevreci aktivistler tarafından engellendiler. İş makinelerini durdurmaları ve Gezi’ye sahip çıkmaları için İstanbullular sosyal medyadan parka çağırıldı.

Sonradan “Gezi direnişi”ne dönüşerek bir sosyal patlama halinde tüm Türkiye’ye yayılan benzersiz fenomenin başlangıcı 27 Mayıs’tır. Üniformalı polislerin sayıları binleri bulan direnişçilerin kararlılığı üzerine meydandan ve Taksim çevresinden tamamen çekildiği tarih olan 1 Haziran, Gezi’nin zirvesidir.

Gezi Direnişi, kente ve çevreye sahip çıkma dürtüsüyle hareket eden eğitimli ve şehirli bir yeni gençlik kuşağının kendiliğindenci ve adem-i merkeziyetçi eylemi olarak başladı... Bu kesimin Erdoğan’a mesajı iki kelimeyle “Hayatıma karışma” olarak özetlenebilir. Bir-iki gün içinde, Aleviler, Kemalistler, Kürtler, solcular, feministler, çevreciler, eşcinseller, anarşistler ve “sosyalist Müslümanlar” gibi hemen bütün muhalefet gruplarını bir araya getiren bir isyan hareketine dönüştü. Otoriter tek adam rejiminin baskıcı muhafazakâr politikaları ve onun sahibinin muhalefeti aşağılayan söylemine duyulan büyük tepki bu grupların ortak paydasıydı. Öfke ise iktidar partisi AKP’den ziyade öncelikle bir kişiye, Başbakan Erdoğan’a yöneliyordu.

Şimdi Gezi direnişinin birinci yıldönümünde “Gezi’den geriye ne kaldı, Gezi Türkiye’de ve dünyadaki Türkiye algısında neleri değiştirdi?” diye sorup, bazı cevaplar vermek gerekiyor. Genel bir cevap tek cümleyle “Gezi bir siyasi harekete dönüşmedi ama siyaseti ve Türkiye’yi dönüştürdü” şeklinde olabilir.

Özgürlükçü bir hareket olan Gezi’nin ölçülebilir ve inkâr edilemez bir başarısı var. Direnişin çıkış noktası olan Gezi Parkı bir yıl sonra yerinde duruyor. Ağaçlar kurtuldu. Tabii şimdilik.

İkincisi önemli sonuç, Erdoğan’ın dünyadaki imajının Gezi’ye verdiği akıldışı tepki nedeniyle tamir edilemeyecek biçimde çökmesi oldu. Erdoğan’ın “çağdışı, Batı ve sermaye karşıtı bir İslamcı otokrat” olduğu kanaati artan bir hızla yayılmaya devam ediyor. Gezi direnişinin arkasında bir “faiz lobisi” olduğunu iddia etmesi, taraftarlarını kredi kartı kullanmamaya çağırması ya da sosyal medyaya “baş belası” demesi ve hepsinden önemlisi Gezi’nin üzerine ölçüsüz bir şiddetle gitmesi uğradığı imaj yıkımının sebebi oldu. Erdoğan hakkında yaratılmış bulunan, “her istediğini yapabilen olağanüstü güçlü lider” miti Gezi’de yok oldu. Erdoğan dünyada yalnızlaştı.

Gezi direnişi, AKP iktidarının gücünün zirvesindeyken inişe geçtiği kırılma anını işaret eder.  AKP’nin “Yeni Türkiye” paradigması Gezi’de çöktü. Gezi, iktidar açısından ciddi bir ideolojik yenilgidir.

Buna karşılık Gezi Türkiye’deki parlamento içi ve dışı muhalefet güçleri açısından, asgari müştereklerde bir araya gelerek ortak hedefler doğrultusunda eylemlilikte bulunma kapasitesinin sınandığı başarılı bir laboratuvar deneyi işlevi gördü. Erdoğan ve AKP iktidarına karşı muhalefet cephesi genişledi ve muhalefet güçleri birbirleriyle ilişki kurabilmeye başladılar.

Diğer yandan, Erdoğan’ın Gezi krizinden AKP’nin Sünni muhafazakâr tabanını kendi etrafında kenetleyerek çıkmayı tercih ederek başvurduğu kutuplaştırıcı söylem ve politikalar Türkiye’deki toplumsal bölünmüşlüğü daha da keskinleştirdi. Türkiye bugün farklı toplum kesimlerinin bir yıl öncesine göre çok daha fazla kutuplaştığı ve birbirine yabancılaştığı bir ülke.

Gezi’nin bir diğer sonucu da Türkiye’nin Alevi sorununun daha da büyümesi oldu. Gezi direnişi sırasında Türkiye’nin farklı şehirlerinde polis tarafından öldürülen sekiz gencin tamamının Alevi olması bir rastlantı değildi. Sünni İslamcı iktidar tarafından sistemli bir şekilde dışlanıp ayrımcılığa tabi tutuldukları için toplumun en öfkeli kesimini oluşturan Alevilerin, Gezi direnişine en geniş şekilde katılan grubu oluşturması bu durumun sadece bir nedenidir. Alevilerde kendilerini kurbanlaştırma eğilimi ve devlete karşı hissettikleri yabancılaşma duygusunun Gezi’nin bastırılmasından sonra arttığını gözlemlemek mümkün.

Gezi’nin birinci yıldönümünde Erdoğan ve AKP’si hala çok güçlü ama Gezi’nin ruhu da sokaklarda dolaşmaya devam ediyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Varlıksız Varlık Fonu sorun yumağı
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | Oca 13, 2021
Türkiye Musul Havalimanı projesini nasıl Fransa’ya kaptırdı?
Fehim Taştekin | ekonomi ve ticaret | Oca 13, 2021
Türkiye’nin Senegal açılımına Mısır’dan karşı hamle
Khalid Hassan | | Oca 12, 2021
Kutuplaşmanın yeni öznesi: SMA’lı çocuklar
Menekse Tokyay | sağlık ve Tıp | Oca 11, 2021
Erdoğan’ın önündeki Çin seddi: Aşı ve Uygurlar
Fehim Taştekin | | Oca 6, 2021

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Devlet açıkları büyüyor, borçlar tırmanıyor
Mustafa Sönmez | | Oca 21, 2021
al-monitor
Kafkasya’da tüm yollar Rusya’ya mı çıkıyor?
Fehim Taştekin | Rus etkisi | Oca 15, 2021
al-monitor
Varlıksız Varlık Fonu sorun yumağı
Mustafa Sönmez | ekonomi ve ticaret | Oca 13, 2021
al-monitor
Türkiye Musul Havalimanı projesini nasıl Fransa’ya kaptırdı?
Fehim Taştekin | ekonomi ve ticaret | Oca 13, 2021