İsrail'in Nabzı

İsrail Suudi prensin Arap Barış Girişimi önerisini dikkate almalı

By
p
Article Summary
Brüksel’de emekli bir İsrailli general ile Suudi barış girişimini konuşan Prens Türki El Faysal El Suud “İsrail’in nükleer silahları var. (…) Araplar deli değil. Barışı konuşmak istiyoruz.” dedi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Suudi kraliyet ailesinin önemli bir mensubu ile emekli bir İsrailli generalin kamuoyu önünde görüşmesi, sık rastlanan bir olay değildir. Zira Suudi Arabistan’ın İsrail ile diplomatik ilişkisi yoktur. Bu nedenle Prens Türki El Faysal El Suud ile Emekli Tümgeneral Amos Yadlin’in 26 Mayıs’ta Brüksel’deki bir araya gelişini, canlı internet yayınından büyük bir merakla takip ettim. Daha önce Suudi Arabistan’ın içişleri bakanı, Washington ve Londra büyükelçisi olarak görev yapan Prens Türki, şu an Kral Faysal Araştırma Merkezi’nin başkanlığını yürütüyor. Yadlin ise İsrail Savunma Kuvvetleri’nin askeri istihbarat başkanlığını yaptıktan sonra şu an Ulusal Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nü (INSS) yönetiyor. Amerikan düşünce kuruluşu German Marshall Fund’ın ev sahipliğinde düzenlenen toplantının moderatörlüğünü Washington Post gazetesinin kıdemi köşe yazarı David Ignatius yaptı.

Yaklaşık beş yıl önce Prens Türki’nin Arap-İsrail ihtilafına yaklaşımını yakından izleme fırsatım olmuştu. Londra merkezli düşünce kuruluşu Oxford Research Group tarafından düzenlenen ve Arap Birliği’nin barış girişimini konu alan konferansta bir araya gelmiştik. Konferansın diğer katılımcıları arasında Mısır’ın şu anki Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, Arap Birliği genel sekreterinin o dönemki özel kalemi Hişam Yusuf ve Filistin Yönetimi, Ürdün, ABD, Avrupa ve İsrail’den temsilciler yer almıştı.

Prens Türki’nin bu hafta vermeye çalıştığı mesaj, esasen ekim 2008’de Oxford’daki konferansta söylediklerinden farklı değildi. Yani Arap ve Müslüman dünyası, İsrail’e tohumları Suudi Arabistan’da atıldıktan sonra 28 Mart 2002’de Beyrut’ta filizlenen barış girişimini teklif ediyordu. Girişimin gerçek hayattaki hüzünlü hikâyesi ise İsrailli konuşmacının mesajlarıyla gözler önüne serildi.

Türki, 2008’deki konferansta şunu vurgulamıştı: İsrail, Filistinlilerle ikili bir düzenleme yapmaktansa Arap Birliği ile uzlaşabilir ve bu uzlaşı sadece ihtilaf ve işgali sona erdirmekle kalmaz, İsrail’in tüm Arap devletleri ve İslam İş Birliği Teşkilatı üyeleri ile ilişkilerini normalleştirir.

Bu defa da benzer çerçevede konuşan Türki, şu ifadeleri kullandı: “İsrail’in 1947’deki kuruluşundan bu yana İsrailliler dünyaya hep şunu söylüyor: ‘Keşke Araplar bizimle masaya oturup barışı konuşsa.’ Bizim de tüm istediğimiz bu. (…) Araplar, geri dönülmez bir karar aldı. İsrail ile bir daha savaşmak istemiyorlar.”

Türki devamında şöyle dedi: “İsrail’in nükleer silahları var. Bunu hepimiz biliyoruz. Hava kuvvetlerinde bu silahları fırlatacak araçları var, hatta belki de füze atış sistemi de vardır. İsrail donanması da bu füzeleri ateşleyecek denizaltılara sahip. Yani Araplar deli değil. Araplar savaş değil barış yürütmek istiyor.”

İsrail ve Filistin halkının yüzde 65 oranında Arap Birliği’nin önerisini kabul edeceğini ileri süren Türki, İsrail yönetimine atfen defalarca şu soruları sordu: “Netanyahu bu konuda nerede duruyor? Liberman bu konuda nerede duruyor? İsrail halkının bundan sonra nelerle karşılaşacağına bu insanlar karar veriyor.”

Yadlin, sıkça tekrar edilen bir argümana başvurup Arap Barış Girişimi’nin bir paket şeklinde dayatıldığını söyleyince Türki, buna karşı çıktı ve ihtilafın ana konularının – Kudüs, sınırlar ve mülteciler – iki taraf arasında müzakere edilerek çözüme bağlanacağını belirtti ve İsrail’e hodri meydan dedi: “Masada bir teklif var. Bize ‘Bu teklifi kabul ediyoruz, ama değişiklik istiyoruz.’ deyin. Sonra bizimle masaya oturup bu değişiklikleri konuşun.”

Tartışma esnasında Yadlin, Arap Birliği kararının öncüsü olan Suudi girişimine olumlu yaklaştı. Ayrıca, Suriye’nin Arap Birliği’nden atılmasına neden olan Suriye iç savaşıyla birlikte Golan Tepeleri’nin Arap Birliği’nce önerilen “barış karşılığında toprak” denkleminin dışında kalmış olduğunu öne sürdü. İsrail kamuoyunun Arap girişimine dair bilgisizliğinden aslen Arapların sorumlu olduğunu ima eden Yadlin şöyle dedi: “Bana göre ekselansları Kudüs’e gelmeli ve her anlamda Ürdünlü ve Filistinli dini önderlerin kontrolünde olan camilerde namaz kılmalı. Sonra çok kısa mesafede bulunan Knesset’e gitmeli. Oradan İsrail halkına seslenmeli.”   

İstihbarat başkanlığı yapmış bir kişi, İsrail’in Doğu Kudüs’te Yahudi iskânına devam ettiği ve şehrin geleceğini konuşmayı reddettiği bir ortamda bir Suudi kraliyet mensubunun orada namaz kılmaya gitmeyeceğini muhakkak ki biliyordur. Türki’nin buna yanıtı da şöyle oldu: “İsrail, daha kendi halkına Arap Barış Girişimi’nin ne olduğunu anlatmamışken benim namaz kılmak için Kudüs’e gitmem gibi duygusal olaylardan mı söz ediyorsunuz? Bana göre bu, acul davranmak olur."

“Açık yüreklilik ve gerçek bir iradeyle müzakere etmek gerek. Duygular, insanları etkilemek veya dikkatleri önemli konulardan çekmek için kullanılmamalı. Beni bu konuda bir engel veya kapıyı açan anahtar olarak sunmak… Ben kimim ki bunu yapayım? Arap Barış Girişimi’nin ne olduğunu İsrail halkına anlatmak, İsrail yönetimine düşüyor. Onlar bu öneriyi okudu. Halka gidip ‘Bakın, bu iyi bir öneridir, onu dikkate alalım.’ diyecek benden çok daha ehliyetli kişiler var.”

Türki, İsrail’i Filistinlilerle iletişim kurmaya çağırdı: “Suudi Arabistan’la değil, topraklarını işgal ettiğiniz, topraklarını çaldığınız insanlarla konuşunuz. Suudi Arabistan, Filistinlilerin İsrail ile varacağı her türlü anlaşmaya tam destek verecektir.”

Prens devamında “Arap girişimi kabul görürse uçağa atlayıp Riyad’dan Kudüs’e gider ve kutsal mekânları ziyaret ederim.” dedi ve böylece merhum babasının Mescid-i Aksa’da namaz kılma arzusunu onun yerine gerçekleştirmiş olacağını söyledi.

Ancak Yadlin geri adım atmadı ve şöyle karşılık verdi: “Cumhurbaşkanı (Enver) Sedat acul davranmıştı ve bu, İsrail’deki havayı tamamen değiştirmişti.” Yadlin’in atıfta bulunduğu konu, yıllar önce İsrail’in Sina Yarımadası’ndan son milimine kadar çekilmesini sağlayan Mısır’ın barış girişimiydi. Geçmişte kalan bu örnekle yetinmeyen Yadlin, Netanyahu’nun haziran 2009’daki Bar-Ilan konuşmasını da methetti. Netanyahu o konuşmada iki devletli çözümü desteklediğini belirtmişti. Ancak bu destek, henüz hükümet gündemine alınıp sınavdan geçmiş değil. Yadlin, Netanyahu’nun “Mekke ve Cidde’ye gitme arzusunda” olduğunu bile söyledi. Tabii bu, ancak Suudi prensini Knesset’e davet etmesi kadar gerçekçi bir öneriydi.

Yadlin’e göre kalıcı anlaşmanın önündeki başlıca engel, İsrail’in Arap Barış Girişimi’ni görüşmeyi reddetmesi değil, İsrail ile Filistinliler arasındaki güven eksikliği. Yadlin, İsrail’in Gazze’den çekilmesine benzer şekilde, kimi münferit yerleşimlerin tahliyesi dâhil Batı Şeria’dan tek taraflı çekilmesi için önerdiği modele Suudi Arabistan ve diğer Arap devletlerinden destek beklediğini de ima etti. Bu önerinin “ileride Arap Barış Girişimi’nin önünü tıkamayacağını” iddia eden Yadlin, detayları okuması için prensi INSS sitesine yönlendirdi.

Fakat prensin bu çalışmayı zaten incelediği anlaşıldı. Zira prens, Yadlin’in sözlerine cevaben şöyle çıkıştı: “General, Batı Şeria topraklarında asker kalsın istiyor. Bizden Arapların müzakereye oturmadan önce İsrail’in Yahudi devleti olarak tanınması koşulunu yerine getirmemizi istiyor (…) Oysaki İsrail Mısır ve Ürdün ile anlaşmalar imzalarken böyle bir koşulu asla öne sürmemişti. Generalin bizden istediği, bunların sonunda ortaya çıkacak ve adına Filistin bölgesi denen oluşumun Batı Şeria’da İsrail yerleşimlerine imkân tanımasına razı olmamız. Yani kimsenin ‘dur’ demeye cesaret edemediği yerleşimciler daha da fazla toprağa el koyacak. (…) Generalin önerdiği işte budur. (…) Bu, asla olmaz.”

İsrail hükümetinin mevcut yapısı göz önüne alındığında, Arap Birliği’nin ezber bozan önerisi de Yadlin’in tutucu modeli de ne yazık ki gerçek olmaz.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: saudi royal family, saudi arabia foreign policy, saudi arabia, prince turki al-faisal bin abdulaziz, palestinian-israeli peace process, israeli-palestinian conflict, israel, arab peace initiative

Akiva Eldar Al-Monitor'un İsrail'in Nabzı bölümünün köşe yazarlarındandır. Daha önce Haaretz'in baş yazarı ve köşe yazarı olarak çalışan Eldar, Hebrew gazetesinin de ABD temsilciliğini ve diplomasi muhabirliğini yürüttü. Yahudi yerleşimleri üzerine Idith Zertal ile birlikte yazdığı  "Lords of the Land" isimli son kitabı İsrail'in çok satanlar listesine girmiş ve İngilizce, Fransızca, Almanca ve Arapça'ya çevrilmiştir. 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept