İsrail'in Nabzı

Terörle mücadelede İsrail-Mısır iş birliği dorukta

By
p
Article Summary
İsrail, ortak güvenlik çıkarları ve nükleer Orta Doğu beklentisine dayanan yeni bir müttefiklik yapısı geliştiriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

1) 22 Mayıs’ı 23 Mayıs’a bağlayan gece, El Kaide bağlantılı terör örgütü Ensar Beyt El Makdis’in lideri Şadi El Meney öldürüldü. İsrail ve Mısır dâhil bölgenin neredeyse tüm ülkelerin istihbarat servisleri, epeydir bu adamın peşindeydi. İlk haberlere göre, bir aracın içinde Meney ve yanındaki iki militana yanaşan silahlı kişiler, aracın içinden nişan alarak ölümcül atışları yaptı. Meney, Sina Yarımadası’nda Mısır askerlerine düzenlenen saldırıların çoğundan ve Sina’dan İsrail’in güneyindeki Elyat kentine atılan Grad roketlerinden sorumlu tutuluyordu.

Meney’i kimin öldürdüğüne dair önümüzdeki günlerde hiç kuşkusuz ki bolca spekülasyon yapılacak. İlk söylentiler, tahmin edildiği gibi olayı Sina’daki rakip aşiretlerin hesaplaşmasına bağlıyor. Fakat bu tür “hesaplaşma” olaylarının arkasında her daim “masrafları karşılayan” biri vardır. İstihbarat servislerinin büyük paralar ve/veya başka menfaatler karşılığında suikast dâhil çeşitli görevlere hazır yerel “taşeronlar” kiralaması, iyi bilinen bir yöntemdir. Şöyle ya da böyle, Meney artık aramızda değil. Kahire, Kudüs, Amman ya da Riyad’da onun için yas tutan pek kimse yok.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ile Mısır ordusunun güvenlik alanındaki iş birliği, doruk noktasına ulaşmış durumda. Üst düzey İsrail güvenlik yetkililerinin anlattıklarına göre, devrik cumhurbaşkanları Muhammed Mursi ve Hüsnü Mübarek dönemlerinde Mısır, İsrail’in talepleriyle ilgilenmeye asla zahmet etmedi. Yaklaşık bir yıl önce Elyat’a Grad roketleri atıldığında da İsrail’in Güney Bölge Komutanlığı’nı yürüten general, roketlerin Sina’dan atıldığı bilgisini Mısırlı muhataplarına aktardı. Mısırlılar bu iddiayı reddetti ve roketlerin Akabe’den atıldığını öne sürdü.

Oysa şimdi Mısır, Elyat’a roket atılabilen bölgeye özel bir tabur konuşlandırmış durumda. Albay rütbesinde bir subay, İsrail’in bu tatil yöresine ateş açılmasını önlemekle özel olarak görevli.

Mısır’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favorisi, emekli general Abdül Fettah El Sisi de 22 Mayıs’ta verdiği mülakatta şu ifadeyi kullandı: “Kendi topraklarımızı yeterince kontrol etmezsek ve sonra Elyat’a roket atılır da 15-20 turist öldürülürse ne deriz? Topraklarımızdan biz sorumluyuz.”

İsrail son yıllarda Mısır’a tam da bunu söyleyip duruyordu. Biraz zaman almış olsa da Mısır’da jeton nihayet düştü. Bir İsrail güvenlik yetkilisinin deyimiyle, “Mısırlılar, bastırma ve inkâr modundan sorumluluk ve kararlı icraat moduna geçti.”

Hamas’ı ulusal güvenliğini tehdit eden terörist örgüt olarak ilan eden Mısır, örgüte karşı topyekûn bir mücadele yürütüyor. Meney’in suikasta uğradığı haberinin çıktığı gün Hamas Siyasi Büro Şefi Halid Meşal’in “uzun bir soğukluğun” ardından geçenlerde üst düzey bir El Kaide mensubuyla görüştüğünün de ortaya çıkması şaşırtıcı değil. El Kaide ile Hamas arasındaki irtibatlar, Mısır’ın – ve de İsrail’in – uzun zamandır anlatmaya çalıştığını kanıtlıyor ve Orta Doğu’da şekillenen yeni kamplara ışık tutuyor. Bu kamplar, karşılıklı aşktan ziyade ortak çıkar ve düşmanlara dayanıyor.

Mısır ordusu, şu an Sina Yarımadası’nda kayda değer bir güç bulunduruyor: iki piyade tugayı, bir tank taburu, bir Apaçi savaş helikopteri filosu ve istihkâm birlikleri. Bu askeri varlık, Mısır-İsrail barış anlaşmaları gereğince Mısır’ın Sina’da bulundurabileceği gücün çok ötesinde. Fakat İsrail, terör hücreleri ile karalı bir şekilde mücadele edilmesi adına Mısır’ın bölgede bu gücü bulundurmasına rıza gösteriyor. İsrail, bu düzenlemeyi birkaç ayda bir gözden geçiriyor. İsrail’in rızası, bu birliklerin terör örgütleriyle fiilen mücadele ettikleri sürece bölgede kalabileceği koşuluna dayanıyor. Nitekim son aylarda bu kuvvetler, azim, kararlılık ve sebatla çalışarak etkili olduklarını ortaya koyuyor. Bir İsrail güvenlik yetkilisi Mısırlı birliklere ilişkin şöyle diyor: “Bölgeyi nokta nokta, bina bina, ev ev tarıyorlar. Mısır’daki terörün herkesten önce kendilerini hedef aldığını idrak etmiş durumdalar.”

2) İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 23 Mayıs’ta Bloomberg View’ya verdiği mülakatta Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın bir ortak olmadığına dair İsrail’de giderek anlayış birliği oluştuğunu ve “tek taraflı adımlara başvurma fikrinin merkez sağdan merkez sola kadar zemin kazandığını” belirtti.

Netanyahu’nun bu açıklaması, Adalet Bakanı ve Baş Müzakereci Tzipi Livni ile geçtiğimiz hafta sonu yaşadığı büyük siyasi hadisenin ardından geldi. Ortaya çıktığı üzere Livni, 15 Mayıs’ta Mahmud Abbas’la görüşmüş ve bunu, Netanyahu’nun aksi yöndeki açık talimatına rağmen yapmış. Bunun üzerine Netanyahu, Livni’yi görevden almaya karar vermiş. Bu karar, 17 Mayıs gecesi yürürlüğe girecekken Netanyahu son anda fikir değiştirmiş. Zira o arada ABD’de çok üst düzey yetkilileri aramış ve “ortalığı karıştırdıkları”, İsrail’in iç işlerine müdahale ettikleri için sitem etmiş. Ne var ki Amerikalıların hiçbir şeyi karıştırmadığını, Livni’nin görüşmesinden haberdar olmadığını öğrenmiş.

Netanyahu, İsrail’de Filistinlilerin artık bir muhatap olmadığına dair anlayış birliği oluştuğunu söylerken aslında abartıyor. Nitekim 120 sandalyelik parlamentoda toplam 21 sandalyeye sahip olan İşçi Partisi ile Meretz Partisi, bu anlayış birliğine dâhil değil. Livni’nin altı sandalyeli Hatnua Partisi de Filistinlilerle müzakerelerin sürmesinden yana. 19 sandalyeye sahip Yeş Atid Partisi’nin lideri Maliye Bakanı Yair Lapid ise bu konuda bocalıyor. Ama daha önce “Filistinlilerle müzakere etmeyen bir hükümette yer almayacağını” defalarca söyledi.

Netanyahu, İsrail’deki çoğunluğun tıkanan müzakerelerden karşı tarafı sorumlu tuttuğunu söylerken ise haklı. Böyle düşünmek için bir hayli sebep var. İsrailliler, ABD Özel Temsilcisi Martin Indyk’e son haftalarda pek kulak vermişe benzemiyor. Yine de bölgede yaşayan, gerçekçi insanlar olarak şunun farkındalar ki Filistinliler, İsrail’in bir Yahudi devleti olarak bölgedeki varlığını kabullenme konusunda içlerine sinmiş, genetik bir engele sahip.

Bununla birlikte, son yıllarda çokça tekrar edilen ve gerçekmiş gibi kabul gören bir yanlışlığı düzeltmek gerekir. İsrail eski Başbakanı Ehud Olmert’in 2008’in sonunda Abbas’a sunduğu öneri – ki Abbas buna hâlen yanıt vermiş değil – “Filistinlilerin bugüne dek aldığı en iyi öneri” değildir. Eski başbakanlardan Ehud Barak, Filistinlilerle 2001’de Taba’da yaptığı görüşmelerin son turunda Filistinlilere daha fazla toprak, daha fazla mültecinin geri dönüşünü (50 bin) ve Kudüs’ün daha fazlasını önermişti. Yani Olmert, Abbas’a kendince iyi ve cesur bir teklif yapmıştı ama Abbas’ın bundan iyisini görmüşlüğü vardı.

Durum böyle olmakla birlikte şunu da hatırlamakta yarar var ki bu öneriler, “topal ördek” durumuna düşmüş başbakanlar tarafından sunulmuştu ve esasen anlamsızdı. Olmert de Barak da bu önerileri, genel seçimlere haftalar kala yapmıştı.

3) BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan P5+1 Grubu ile İran arasındaki görüşmelerin bir turu daha geride kaldı. Ufukta hâlâ bir anlaşma görünmüyor. Bu tur, epey kargaşa içinde geçti. İlk bir iki gün medya, küresel güçler ile İran arasında kalıcı statü anlaşmasının “çok yakında, belki de bu turun sonunda” imzalanacağı haberleriyle çalkalandı. Fakat sonra işler sapa sardı ve görüşmeler sonuçsuz sona erdi. Basına bilgi veren yetkililer, karamsar konuşuyordu. Görüşmelerin bitiminden birkaç gün sonra ise İran ağız değiştirdi. Basına demeç veren üst düzey İranlı yetkililer, anlaşmaya çok yaklaşıldığını ve ‘büyük ihtimalle başarı sağlanacağını” söylediler.

Perde arkasında ise tarihi boyutta bir jeo-diplomatik hadise gelişiyor. İran’ın nükleer programına karşı İsrail ön safta yer alıyor ama asıl büyük gayretler başka ülkelerden geliyor. Bunların arasında Suudi Arabistan dâhil İran’ın Körfez’deki komşuları ve başka Orta Doğu ülkeleri bulunuyor.

Daha önce de basında yer aldığı gibi İsrail’in diplomatik ilişki geliştirmediği kimi Sünni devletler ile oluşturduğu eksen, kuvvetleniyor. Bu eksende, küresel güçlere en etkili baskıyı uygulamak için yapılan iş birliği ve istihbarat ile politika paylaşımı adeta olağan hâle gelmiş durumda.

Yakın zamanda, bu mücadeleyle alakalı olağanüstü bir olay yaşandı. Birden fazla Batılı istihbaratın raporlarına göre Suudi Arabistan ile Pakistan üstü kapalı bir anlaşmaya vardı. Buna göre İran’ın nükleer kabiliyet kazanması hâlinde Pakistan, nükleer stokundan en az bir adet nükleer savaş başlığını Suudi Arabistan’a satacak. Bu bilgiyi daha renkli bir şekilde aktaracak olursak, şu an Pakistan’ın bir silah deposunda üzerinde “Alıcı: Suudi Arabistan” yazan ve içinde nükleer bomba bulunan bir paketin durduğunu söyleyebiliriz. Eksik olan tek şey, teslimat tarihi.

Suudiler, yakın zamanda Riyad’da bir askeri geçit düzenledi. Bu etkinlikte 3 bin kilometre menzilli, muhtemelen Çin’den alınan balistik füzeler ilk defa sergilendi. Geçidi protokol tribününden izleyenlerin arasında ise Pakistan genelkurmay başkanı vardı.

Bana sorarsanız ABD’nin bundan daha açık bir tüyoya ihtiyacı yok. Başka bir deyişle, mesele nükleer İran değil, ahmaklar! Mesele, nükleer bir Orta Doğu’dur.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: tzipi livni, security cooperation, security, saudi arabia, nuclear weapon, israel, iran, benjamin netanyahu

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept