Türkiye'nin Nabzı

Erdoğan gerçekten Gülen’i Türkiye’de istiyor mu?

By
p
Article Summary
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD’den Fethullah Gülen’i Türkiye’ye iade etmesini istiyor, ancak ne dilediğine dikkat etmeli. İngilizce’den Türkçe’ye çevrilmiştir.

Ankara-Washington arasındaki çalkantı Türkiye'deki gelişmeler nedeniyle artıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD'den Pensilvanya'da yaşayan din adamı Fethullah Gülen'i Türkiye'ye iade etmesini ya da bunu yapamıyorsa en azından ülkeden sınır dışı etmesini talep ediyor. Zira, Erdoğan'ın, eskiden Türkiye'nin laik yapılanmasına karşı en yakın müttefiklerinden biri olan Gülen'i şimdi baş düşmanı olarak gördüğü malum.

Başbakan, 1997'den bu yana ABD'de yaşayan ve sağlık sorunları olan 73 yaşındaki Gülen'i 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının arkasındaki isim olmakla suçluyor. Soruşturma, istifa etmek zorunda kalan dört bakanın yanı sıra Erdoğan'ın oğlu Bilal'in eylemlerine yönelik incelemeleri de kapsıyordu.

Başbakan bu soruşturmanın, yargı ve polis içindeki Gülen destekçileri tarafından hükümete karşı yapılan bir darbe girişimi olduğunu öne sürüyor. Erdoğan ayrıca internet üzerinden medyaya sızan ve hükümet üyelerini töhmet altında bırakan bir dizi telefon görüşmesi kaydından da Gülen destekçilerini sorumlu tutuyor.

Bu kayıtların internete  sızmasının ardından gelen Twitter ve YouTube yasakları da Ankara ve Washington arasındaki bir diğer gerginlik kaynağıdır. Twitter Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla sonradan açılmış olsa da YouTube halen kapalı.

Türkiye ve ABD'deki yasal uzmanlara göre, Washington'un Erdoğan'ın Gülen'e ilişkin talebine olumlu yanıt vermesi çok düşük bir olasılık, zira talebin şu an için hukuki bir dayanağı yok. Gölbaşı'ndaki bir savcı tarafından başlatılan bir soruşturma dışında, Türkiye'de Gülen aleyhine açılmış başka bir dava yok. Bu savcının incelemesinde Gülen'in Anayasal bir suç işleyip işlemediğinin soruşturulduğu iddia ediliyor, ancak incelemenin bir yere varıp varmayacağı ve sonuçta dava açılıp açılmayacağı net değil.

New York Times'a göre, ABD bir başka ülkeden gelen iade talebini değerlendirmek zorunda. Ancak bunun için iadesi talep edilen şahsın iki ülkenin yargısı tarafından da tanınan bir suçla itham edilmesi ve o şahsın o suçu işlediğine dair güçlü bir kanaat olması gerekiyor. Gazete konuya ilişkin 28 Nisan'daki makalesinde "Türkiye'nin talebinin bu koşullardan her hangi birini karşılayıp karşılamayacağı" net değil diye yazdı.

Nitekim, Washington'un bu koşullarda iade talebini karşılamasının son derece düşük bir olasılık olduğunu Erdoğan da biliyor. Dolayısıyla pek çok kişi Başbakanın bu talebinde gerçekten samimi olup olmadığını sorguluyor.

Ayrıca Erdoğan'ın Gülen'i gerçekten Türkiye'de isteyip istemediği de pek çok kişi için merak konusu. Zira Gülen'in gözaltına alınması ve oldukça ilgi çekecek bir yargılama süreciyle karşı karşıya kalması hem İslamcılar hem de uluslararası toplumda büyük tartışmalara neden olur.

Erdoğan'ın topyekun savaşına karşın Gülen'in Türkiye ve yurt dışında hala milyonlarca destekçisi var. Ancak bunların hiçbiri Erdoğan'ın  PBS televizyonundan Charlie Rose ile 28 Nisan'da yaptığı röportajda iade konusunu gündeme getirmesini engellemedi.  

Başbakan Erdoğan, Gülen ve hareketine ilişkin ABD'den ne beklediğinin sorulması üzerine, böyle bir yapının ABD'de bulunmasına izin verilmesinden dolayı üzüntü duyduğunu belirterek, "Bunlar sınır dışı edilebilir ya da teslim edilebilir" dedi. Erdoğan şöyle devam etti: "Bu kadar basit. Biz eğer, birilerinin ABD’ye tehdit teşkil ettiğini öğrenip, yakalarsak, onları teslim ederiz. Şimdiye kadar 10'u aşkın kişiyi iade ettik. Ve aynı şeyi stratejik ortağımızın yapmasını da bekleriz. Çünkü bu çabalar bizim ulusal güvenliğimizi tehdit ediyor".

Erdoğan’ın, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerden bahsederken "stratejik ortaklığa" ve Ankara'nın yaptığı iadelere değinmesi duygusal şantaj unsurları olarak yorumlanabilir. Ancak görünen o ki, Erdoğan da Washington'un bu talebi karşılamayacağını biliyor ve ABD üzerinde baskı kuruyormuş izlenimi yaratarak, iç kamuoyunu hedef alıyor.

Erdoğan hükümet yanlısı A Haber televizyonuna 6 Mart'ta verdiği röportajda da ABD Başkanı Barack Obama'yla yaptığı konuşmayı anlatırken benzer bir tutum takınmış ve şöyle demişti: "'Ülkemdeki huzursuzluğun kaynağındaki kişi sizdedir, Pensilvanyada'dır' dedim, bu kadar açık söyledim 'gereğini de bekliyorum' dedim. 'Siz de buna karşı gerekli tavrı koymalısınız. Amerika'nın iç güvenliğini tehdit eden kişiler olduğunda benden nasıl bunları istiyorsanız, ben de sizden bunu isteme hakkına sahibim' dedim". Erdoğan Obama'nın bu sözlere "mesaj alınmıştır" yanıtını verdiğini ileri sürmüştü.

Beyaz Saray ise Erdoğan’ın Obama’yla yaptığı telefon görüşmesine ilişkin verdiği bu bilgiye itiraz etti. Beyaz Saray’dan konuya ilişkinHürriyet’e gönderilen yazılı açıklamada şöyle denildi: “Sayın Gülen ile ilgili Başkan Obama’ya atfedilen cevap doğru değildir”.

Ancak bu olanlar 30 Mart yerel seçimlerinden önceydi. Erdoğan böylelikle, Gülen’in ABD’deki günlerinin sayılı olduğu izlenimini yaratmayı başardı ve hükümet yanlısı basında çıkan manşetler de bu izlenimi destekledi.

Erdoğan ve hükümet üyelerinin, Gülen konusunda Washington’dan eylem beklendiği izlenimini korumakta halen siyasi bir fayda gördükleri açık. Nitekim, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da Anadolu Ajansı’na 4 Mart’ta yaptığı açıklamada, Gülen meselesinin Türkiye-ABD ilişkilerinin önemli konularından biri olduğunu ve bir süre daha bu önemini koruyacağını söylemişti.

Ne var ki, Türk hükümetinin bu yaklaşımı Amerikan tarafında giderek artan bir öfkeye neden oluyor. New York Times’ın 2 Mayıs’ta kaleme aldığı sert üsluplu editoryal yazısının başlığı da bu durumu yansıttı: “Bırakın Erdoğan kendi mücadelesini kendi versin”.

Yazıda şu ifadeler kullanıldı: “Erdoğan şimdi, Gülen'in Türkiye’ye iadesini isteyeceği tehdidiyle, ABD'yi bu tartışmanın içine çekmeye çalışıyor. Amerikan hükümeti, Erdoğan’ın dediğini yapması ve resmi bir iade talebinde bulunması durumunda bu isteği incelemek zorunda. Ancak bu tehdit şu an için, yasayı ve Türkiye ile ABD arasındaki ittifakı siyasi hesaplar uğruna kullanmaya yönelik ahmakça ve gülünç bir girişim olarak duruyor".

New York Times 29 Nisan’daki bir makalede de Gülen hareketine bağlı New York merkezli Ortak Değerler İttifakı grubunun  şu açıklamasına yer vermişti: “Başbakanın, hiçbir suçlama ya da adli dava olmadığı halde Sayın Gülen’in iadesini talep etmekten bahsetmesi siyasi zulüm ve tacizlerin açık bir örneğidir”.

Ancak bunlar da Erdoğan’ı durdurmadı. Charlie Rose ile röportajının saatler sonrasında, Ankara’da AKP’li vekillere seslenen Başbakan, Gülen’in iadesine ilişkin açıklamalarını sürdürdü. Ancak ne Erdoğan ne de hükümet üyeleri bu konuda ne gibi yasal adımların atıldığına ilişkin bilgi vermedi ve konuya ilişkin belirsizlik sürüyor.

Ne var ki, yasal uzmanların neredeyse hepsi, Ankara’nın Gülen’in iadesi için yasal süreç başlatması durumunda dahi- ki bu Türkiye’de açılacak davayı da içerecektir- ABD’den iade sürecinin aylar hatta yıllar alacağını düşünüyor. Ayrıca Amerikan mahkemelerinin bu durumu yasal değil siyasi bir mesele olarak değerlendirmesi ve Gülen’i iade etmemesi de kuvvetle muhtemel. Erdoğan’ın da tüm bunların farkında olmadığını düşünmek ise aptalca olur.

İşte bu nedenlerle Erdoğan’ın, Gülen meselesini ABD’yi de işin içine katarak Ağustos’taki Cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir iç kamuoyu oyununa dönüştürdüğüne ilişkin yaygın bir kanı söz konusu. Zira Erdoğan’ın bu seçimlerde aday olması bekleniyor.

Ancak elbette Erdoğan-Gülen kavgasında bir diğer seçenek daha var. Bu seçenek bu günün şartlarında düşük bir olasılık olarak görülse de, Gülen hükümete meydan okuyarak Türkiye’ye kendi isteğiyle dönmeyi tercih edebilir. Gülen’i havaalanında karşılayacak kalabalık kitleler ve gelişinin canlı yayınlarla verileceği düşünüldüğünde, bu Erdoğan ve hükümeti için büyük bir utanç kaynağı olacaktır.

Ayrıca Erdoğan, Gülen'in peşine düşme biçiminin, AKP’li milletvekillerinin hepsini ikna ettiğinden de tam olarak emin değil. Ne de olsa Gülen eskiden Türkiye’deki tüm İslamcıların saygı gösterdiği bir imamdı. İşte tam da bu nedenlerle, Erdoğan, Gülen’in Pensilvanya’da kalıp kendisine siyasi malzeme sağlamasını tercih eder. Zira, Gülen’in Türkiye’ye gelmesinin hükümet için ciddi sıkıntılar doğuracağı kesin.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey, recep tayyip erdogan, politics, political opportunism, media, gulen movement, fethullah gulen

Semih İdiz, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Türkiye’nin önde gelen gazetelerinde 30 yıldır diplomasi ve dış politika alanında habercilik yapan İdiz’in köşe yazıları, Hürriyet Daily News ve Taraf gazetelerinden takip edilebilir. Financial Times, The Times of London, Mediterranean Quarterly ve Foreign Policy gibi yabancı yayınlar için de makaleler kaleme alan İdiz, ayrıca BBC World, Amerika’nın Sesi, NPR, Deutsche Welle, El Cezire ve çeşitli İsrail medya kuruluşlarına sıklıkla katkıda bulunmaktadır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept