Ermeni soykırımını tanımak İsrail için ahlaki bir görev

Yahudi Soykırımını Anma Günü’nün arifesinde İsrailliler, Ermeni soykırımı konusunu yeniden düşünmeli, Türkiye’ye ilişkin siyasi mülahazalara göre değil, ahlaki zaruretlere göre tavır almalıdır. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

recep tayyip erdogan, israeli politics, israel, holocaust, genocide, armenian genocide bill, armenian genocide

Nis 28, 2014

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Nisan’da, Ermeni soykırımının 99’uncu yıl dönümü arifesinde Ermeni halkına yönelik yayımladığı taziye mesajı, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nda yakından incelendi. İsrail şimdi ne yapacak? Ahlaki bir tutum almak ile Türkleri öfkelendirmekten kaçınmak arasına sıkışan İsrail, Ermeni halkının başına gelen o büyük felaketi tanıma konusunda muallakta kalmaya devam mı edecek? Erdoğan bile bu hassas konuda Türkiye’nin tutumunu değiştirebiliyorsa, belki İsrail için de daha net ve kararlı bir tavır almanın zamanı gelmiştir.

Öte yandan, İsrail’e saldırmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan bir Türk liderinin peşinden sürüklenmek İsrail hükümetini nasıl bir konuma sokacak? Dışişleri Bakanlığı, Ermeni soykırımını tanıyan bir kararı nasıl izah edecek? Zira bakanlık yıllardır bu hassas konunun “siyasi karar ve beyanatlar yoluyla değil, bilgi ve verilere dayanan açık bir tartışmayla” ele alınmasını savundu.

Likud’lu bakan Gilad Erdan da 2009’da Knesset’te hükümet adına yaptığı konuşmada bu savı dile getirmiş ve Ermeni soykırımını tanıma konusunun gündemden düşürülmesini istemişti. Erdan, şu ifadeyi kullanmıştı: “İsrail, yaşananların ne olduğu konusunda bir kanaatin belirlenmesinden yana değil, zira bu (…) taraflardan birinin siyasi duruşunu desteklemek olur.”

Ermenilerin katledilmesi gerçekten siyasi bir mesele mi? Merhum Başbakan Yitzak Şamir ile Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in milli mutabakat hükümetinin dışişleri bakan yardımcısı, 22 yıl önce şöyle demişti: “Bazı şeyler siyasetin ötesindedir, bazı şeyler diplomasinin ötesindedir. Halkların soykırımı bu açıdan net bir örnektir.” Bu sözler, artık var olmayan Ratz Partisi’nin milletvekili Yair Tzaban’ın sorusuna cevaben söylenmişti. Tzaban, İsrailli yetkililerin ABD’deki Yahudi örgütleriyle iş birliği yaparak Ermeni soykırımının ABD’de anılması için Kongre’de başlatılan bir girişimi engellemeye çalıştığı haberlerinden bahsetmiş ve hükümetin bu konudaki tutumunu sormuştu. Hükümet adına soruyu yanıtlayan dışişleri bakan yardımcısı, şu anki Başbakan Benjamin Netanyahu’dan başkası değildi.

Birkaç ay sonra, nisan 1990’da Ermeni halkına karşı işlenen soykırımın Dışişleri Bakanlığı için kesinlikle diplomatik bir konu olduğu anlaşıldı. Bakanlığın baskısı sonucunda İsrail devlet televizyonu, Theodore Bogosian’ın “Bir Ermeni Yolculuğu” belgeselini yayımlamaktan vazgeçti. Kopan gürültünün üzerine İsrail Yayıncılık Kurumu’nun yönetim kurulu, filmin gösterilmesi talimatını verdi. Ancak devlet temsilcileri kararı temyiz etti ve film rafa kaldırıldı.

Müteakip İsrail hükümetlerinin baskısına rağmen, Tzaban’la eski bakanlardan Yossi Sarid’in başını çektiği solcu siyasetçiler ve aralarında Knesset üyeleri Benny Begin ile Reuven Rivlin’in olduğu birkaç sağcı isim, konunun peşini bırakmadı.

2011’de Tzaban, bu defa sade vatandaş olarak Knesset Eğitim Komisyonu’nda Ermeni soykırımının görüşüldüğü toplantıya davet edildi. Geçmişte göç ve bütünleşme bakanı olarak görev yapmış olan Tzaban, şöyle konuştu: “Bizler haklı olarak Yahudi Soykırımı’nın inkârına karşı var gücümüzle mücadele ediyoruz. Ancak Ermeni soykırımının inkârı konusunda gerektiği gibi mücadele etmiyoruz ve yapılması gerekenleri yapmıyoruz. Evet, menfaatlerimiz var. Bunu göz ardı etmiyoruz. Ancak başkalarından bizim için yapmasını istediğimiz şeyin tersini yapamayız.” Tzaban, 1940’lı yıllarda dünyadan yardım isteyip alamadığımızı, güya iyi kalpli insanların bizlere şöyle dediğini hatırlattı: “Haklısınız, ama bizim de menfaatlerimiz, hayati menfaatlerimiz var ve bunlar size yardım eli uzatmamızı engelliyor.”

Tzaban, şair Natan Alterman’ın 1945’te yazdığı “Çıkarlar” eserinden şu etkileyici satırları da okudu: “Her halkın birtakım çıkarları korumaya ve bu çıkarları dua, içecek ve yiyecekle yüceltmeye mecbur edildiği sanal bir dünyanın hayali, kötü ruhlu ve cahil kişilerin eliyle beslenip büyütüldü. Bu çıkarlar için binalar ve dev mihraplar dikildi (Bunların yıkıntılarını ziyaret edeceğiz.). 20’nci yüzyılda bu çıkarlara çocuklar kurban edildi. İmparatorluklar başını salladı ve ezeli gerçekler, eli kolu bağlanmış hâlde bu çıkarlara kurban edildi.”

Dışişleri Eski Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un makamında Türk büyükelçisinin küçük düşürülmesi ve Mavi Marmara olayından sonra bozulan İsrail-Türkiye ilişkileri, çıkarlar haritasını değiştirdi. Türkiye’ye yol verilirken Ermeni soykırımı gündeme alındı.

Haziran 2012’de Erdan yine kürsüdeydi, ama soykırım konusundaki tutumu farklıydı. Bu defa ne tarafsızlık ne verilerin doğruluğu ne de ekonomik menfaat ve güvenlik çıkarlarını örtecek başka kılıflar söz konusuydu. Bakan bu defa şu tespitte bulunuyordu: “Tanımanın siyasi tartışmaya dönüştürülmesi sakıncalı. Konuya insan hayatının değeri açısından bakılmalı.” Bununla da kalmayıp şunu söylüyordu: “Yahudi ve İsrailli olarak bizlerin, insani trajedileri bilmek gibi özel bir yükümlülüğümüz olmalı.” Daha önce konunun Knesset gündeminden düşürülmesini isteyen bakan şimdi şöyle diyordu: “Knesset’in konuyu derinlemesine görüşmesi ve uygun bulduğu takdirde soykırımı tanıdığını beyan etmesi yerinde olur.” Bakan, bu defa verilerin ve tartışmalı bilgilerin incelenmesini de telkin etmiyordu: “Bu görüşmenin biraz gülünç bir tarafı var. Zira katliamın olup olmadığı konusunda tarihsel herhangi bir argüman duymuş değilim. (…) Hükümet bu konuyu ele almamıştı, çünkü muhtemelen bunun siyasi bir meseleye dönüşmesini istemiyordu. Hükümetin Ermeni halkının soykırımını resmen tanıması, yerinde olur.”

Bu satırlar, Yahudi Soykırımını Anma Günü’nün arifesinde yazıldı. Her sene yaptığım gibi yarın da Auschwitz’de yitip giden amcalarımın, teyzelerimin ve çocuklarının hatırasıyla buluşacağım. Bu dünyada, akrabalarımın, halkımın katledildiğini inkâr edenler olduğunu biliyorum ve bu rezil insanlarla mücadele edenleri kutluyorum. Doğrudur, çağdaş tarihte hiçbir olay, Nazi rejiminin Yahudi halkına yaşattığı dehşetle kıyaslanamaz. Ne var ki Adolf Hitler’in yaptıkları, bize başka halkların trajedisini göz ardı etme müsaadesi vermiyor. Ahlaklı Yahudiler olmak için ceberut bir Türk’ün onay mührüne ihtiyacımız yok.

Recommended Articles

Türkiye-İsrail ilişkileri: Yumuşama işaretleri ne kadar gerçekçi?
Amberin Zaman | | May 27, 2020
Türkiye hapsolduğu çemberi kırabilir mi?
Fehim Taştekin | Savunma ve güvenlik iş birliği | May 23, 2020
Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
Kadri Gürsel | | May 13, 2020
Rapor: Suriye Milli Ordusu Libya’ya çocuk askerler gönderiyor
Amberin Zaman | Libya’daki çatışma | May 8, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  İsrail'in Nabzı

al-monitor
İsrail ve Türkiye arasında buzlar eriyor mu?
Rina Bassist | Coronavirus | Nis 13, 2020
al-monitor
Netanyahu’nun koronavirüse karşı gizli silahı: Mossad
Ben Caspit | Coronavirus | Nis 1, 2020
al-monitor
Rusya, İsrail ile Hamas arasındaki oyunun kurallarını değiştirebilir
Shlomi Eldar | Rus etkisi | Mar 4, 2020
al-monitor
İsrail ve Türkiye Akdeniz’de kafa kafaya gelir mi?
Joshua Krasna | Savunma ve güvenlik iş birliği | Oca 23, 2020