Mısır'ın Nabzı

Mısır’da terör Sina Yarımadası’ndan Kahire’ye kayıyor

By
p
Article Summary
Mısır’da radikal silahlı grupların eylemleri, Sina Yarımadası’nın ücra bölgelerinden Kahire ile Nil Deltası’nın kalabalık şehirlerine kayıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

KAHİRE — Mısır’daki şiddet, son aylarda belirgin bir şekilde Sina Yarımadası ve Süveyş Kanalı’nın ücra bölgelerinden Kahire ile Nil Deltası şehirlerine kaydı. Yorumcular bunu iki şekilde izah ediyor. Bazılarına göre, silahlı radikallerin başkente yönelmesi, planlı bir strateji kapsamında ve isteyerek olmadı. Daha ziyade Sina Yarımadası’ndaki güvenlik önlemleri ve askeri operasyonlar, bu grupları başkente doğru itmiş oldu. İkinci görüşe göre ise silahlı gruplar, Müslüman Kardeşler sonrasında hükümete karşı savaşı genişletmek amacıyla planlı bir hamle yaptı.

Daha önce Sina’nın kuzeyinde emniyet işlerinden sorumlu olan güvenlik uzmanı Tuğgeneral Halid Akaşe, terörün uzak bölgelerden ülkenin kalbine doğru kaymasını, devlet karşıtı eylemlerin tırmandırılması olarak görüyor. Al-Monitor’a değerlendirmelerde bulunan Akaşe’ye göre, silahlı gruplar önce İslami bir emirlik kurmak amacıyla Sina Yarımadası’nı tecrit edip kontrol etmeye çalıştı. İsmailiye, Süveyş, Port Said gibi bölgelerin hedef alınması, dünyanın en önemli deniz geçitlerinden Süveyş Kanalı’yla ilgiliydi. Amaç, uluslararası kamuoyunu etkileyip dış devletlerin kanaldaki çıkarları için korkuya kapılmasını sağlamaktı. Bunun yanı sıra adı geçen üç vilayet, Mısır ordu birliklerinin en çok yoğunlaştığı bölgeler.

Akaşe, başkente yönelişi ülkenin “can damarını” vurmaya dönük bir hamle olarak tanımlıyor. Zira Kahire’de ve kalabalık Delta kentlerinde düzenlenecek saldırılar, büyük can kayıplarına yol açacak. Nitekim 24 Eylül 2013’te Mansura Emniyet Müdürlüğüne yönelik bombalı saldırıda, Şarkiye ve Kalubiye’deki kontrol noktalarını 29 Aralık 2013’te ve bu sene 15 Mart’ta hedef alan patlamalarda böyle oldu. Kahire’deki patlamaların yanı sıra bu vilayetlerdeki saldırılar da hem iç hem dış basında manşetlere çıktı.

Akaşe şöyle devam ediyor: “Terörün başkente doğru kayması, bu grupların gerek ücra bölgelerde gerek başkentin kalbinde tüm cephelerde zafere ulaşma stratejisini yansıtıyor. Bu gruplar, Kahire ile Delta şehirlerini en sıcak savaş alanları olarak görüyor ki buralarda Müslüman Kardeşler gruplarının yardım ve yataklığı da söz konusu. Nüfus yoğunluğu sayesinde militanlar kolayca patlayıcı taşıyabiliyor ve kalabalıkların içinde saklanabiliyor.”

İslami örgütler uzmanı Kemal Habib’e göre ise şiddetin dış bölgelerden başkente kayması, emniyet teşkilatına baskı oluşturmayı hedefleyen doğal ve beklenen bir hamle. Örgütler, ülkede üstünlüğü ele geçirdiklerini, eylemlerini Delta şehirlerine ve hatta başkentin göbeğine kadar taşıyabildiklerini göstermek istiyor. Ensar Beyt El Makdis, Furkan Tugayı, Ensar El Şeriat gibi örgütlerin bulundukları bölgelerde şiddet eylemi yapması ise olağan sayılır.

Al-Monitor’a konuşan Habib, bugünkü şiddet dalgasını 1990’lardaki olaylara benzetiyor. Mısır devleti, o yıllarda turizm sektörünü, emniyet görevlileri ile siyasetçileri hedef alan çok sayıda şiddet eylemiyle karşı karşıya kalmıştı. Habib şöyle diyor: “Bugün olanlar, 1990’lardaki stratejinin bir tekrarı. Cema El İslamiye de önce kurulduğu bölgede eylemlere başlamıştı, yani Luksor, Minya ve Yukarı Mısır’ın diğer kentlerinde. Daha sonra şiddet yayıldı ve Kahire’de suikast ve bombalı saldırılar düzenlendi. Bugün artık siyasi vizyona sahip büyük örgüt ve gruplar yok. Günümüzdeki grupların kapalı bir doğası var, örgütçü bir yapıları ya da bir üst örgütlenmeleri yok. Bu da bir nevi düzensiz, bölgesel temelli şiddete yol açıyor, tıpkı Kahire Üniversitesindeki olay gibi.”

Habib’le hemfikir olan İslami hareketler uzmanı Mahmud Tarbuşi de Al-Monitor’a şöyle konuşuyor: “Bu örgütler, bir strateji veya gelecek planından yoksun, çünkü fiiliyatta herhangi bir teorisyenleri veya liderleri yok. Uzak bölgelere odaklandıktan sonra şimdi Kahire’ye yönelmeleri, Sina’da maruz kaldıkları operasyonlardan kaçmaktan başka bir şey değil. Bu örgütlerin tümü, 2003’ten itibaren El Kaide ideolojisini benimsedi ve bugüne dek inançlarını hep Asım El Makdisi, Ayman El Zevahiri ve Usame bin Ladin’in fikirlerine dayandırdı.”

Şiddetin dış bölgelerden başkent ile Delta kentlerine kaymasını da yorumlayan Tarbuşi, şöyle diyor: “Kahire ve Delta şehirlerinde olup bitenler, Sina’da kökü sökülen bu grupların intikamıdır. Kahire’ye saldırarak rejimi daha çok acıttıklarını, güvenlik birimlerini daha çok mahcup ettiklerini biliyorlar.”

Tarbuşi, Abdül Fettah El Sisi’nin cumhurbaşkanı seçilmesi hâlinde Kahire’de ve taşrada şiddet yanlısı yeni örgütlerin ortaya çıkacağını düşünüyor. Ona göre bu örgütler, 1990’lardaki gruplardan daha acımasız olacak ve eylemlerini kalabalık nüfuslu bölgelerde yoğunlaştıracak.

Demokratik Cihat Partisi’nin kurucusu Nebil Naim ise silahlı dinci gruplara mensup militanların Kahire’nin kimi bölgeleri ve Delta kentlerine önceden yayılmış olduğunu söylüyor. Dolayısıyla ona göre militanlar, Sina Yarımadası’ndan başkente gelmedi, çünkü zaten Kalubiye, Şarkiye, Kahire ve Dakaliya’da üsleri vardı.

Naim şöyle devam ediyor: “Kahire ve Delta kentlerindeki gruplar, askerin Sina’da yarattığı cehennemden kaçanlara kucak açtı ve son terör eylemlerinde onlara destek oldu. Bunlar bir anda kararlaştırılan eylemler değildi. Örgütler, saldırılara ilişkin zaten bir strateji oluşturmuştu. Sina’da askerin onlara yaşattıklarından sonra da bu saldırıları alelacele hayata geçirdiler. Kahire ve civarı için henüz hayata geçiremedikleri bir planları var: turizm sektörünü, su şebekesini, elektrik ve yüksek basınç hatlarını vurmak. Ancak güvenlik operasyonlarından dolayı ortaya çıkan kabiliyet eksiklikleri, bu planın uygulanması ihtimalini zayıflatıyor.”

Silahlı grupların başkente yönelmesiyle korkuya kapılan insanlar ise metro durakları gibi kritik noktaların hedef alınmasından endişe duyuyor. Mısır halkı, nefesini tutmuş, kansız bir gelecek ümit ederek seçimlerin ardından neler olacağını bekliyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: violence, terrorism, sinai peninsula, extremists, egypt, cairo, abdel fattah al-sisi

Safaa Saleh, Kahire’de yaşayan ödüllü bir araştırmacı gazetecidir. 2010 yılında Samir Kassir Basın Özgürlüğü Ödülü’ne, aynı yıl Gazeteciler Sendikası’nın kadın gazeteciler dalındaki ödülüne ve 2011’de de en iyi gazeteci makalesi dalında Nawal Omar Ödülü’ne layık görüldü.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept