Erdoğan'ın Orta Doğu siyaseti KİK'teki ayrışmayla yeni bir darbe aldı

Körfez İşbirliği Konseyi üyelerinin Katar'ı dışlaması Türkiye'nin bölgedeki yalnızlığını artırıyor. İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmiştir.

al-monitor .

İşlenmiş konular

turkey, recep tayyip erdogan, muslim brotherhood, middle east, isolation, foreign policy, diplomacy

Mar 7, 2014

Türkiye'nin Orta Doğu'da gittikçe zayıflayan etkinliği yeni darbeler aldı. Zira Katar, Müslüman Kardeşler'e verdiği destek nedeniyle başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri tarafından dışlandı ve Müslüman Kardeşler'in dış uzantısı sayılan Hamas Mısır tarafından yasaklandı.

Katar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eskiden bir hışım başlıca bölgesel güç olmak istediği Orta Doğu'da Türkiye'nin son kalan müttefiklerinden biridir. Madawi Al-Rasheed 6 Mart tarihli Al-Monitor yazısında Körfez İşbirliği Konseyi'ndeki Katar karşıtı Suudi girişimlerini ayrıntılarıyla aktardı. Bu girişimlerin Ankara'yı da etkileyeceği açık.

Türkiye’nin Orta Doğu’daki etkinlik kaybı, Ankara’nın bölge çatışmalarında izlediği geleneksel tarafsız tutumundan Suriye kriziyle vazgeçmesi ve mezhepsel tercihlerini ön plana çıkarmasıyla başladı. Erdoğan'ın iç ve dış muhaliflerinin "Türk dış politikasının Sünnileşmesi" diye adlandırıldığı bu gelişme Başbakanın Müslüman Kardeşler'e duyduğu büyük yakınlığı da gözler önüne serdi.  

Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi bugün sadece Müslüman Kardeşler'in yılmaz destekçilerinden biri olarak değil, "Uluslararası Müslüman Kardeşler" diye bilinen şeyin de önemli bir üyesi olarak tanınıyor.

Mısır'ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin -ki kendisinin "yeni Mısır'daki" konumu o zamanlar garanti gibi görülüyordu- ve Hamas'ın Siyasi Büro Şefi Halid Meşal'in Eylül 2012'deki AKP Kongresi'ne onur konuğu olarak davet edilmeleri de bunu ortaya koymuştu.

Liderlerin, Türkiye'nin İslamcı AKP iktidarında yeni Orta Doğu'nun şekillenmesine katkı veren başat bir güç olduğunu belirten ve Erdoğan ile partisine hararetle destek veren konuşmaları ayakta alkışlanmıştı.

Erdoğan, Mursi ve Meşal o dönem İsrail dışında bazı diğer bölgesel güçlerin de kendilerinin aleyhine çalıştıklarını bilmiyorlardı.

Aksine, kendilerini durdurulamaz addeden üç lider de siyasi geleceklerinin güvence altında olduğuna inanıyordu. Dolayısıyla Mısır'da Temmuz 2013'te yaşanan darbenin Erdoğan yönetimini tamamen hazırlıksız yakalaması şaşırtıcı değildir. Erdoğan Suudi Arabistan gibi bölgenin kilit derecede önemli İslamcı güçlerinin-bilhassa da Sünni güçlerin- Mısır'ın ağırlıklı laik ordusuna darbe için böylesi bir siyasi ve mali destek sağlayacağını tahmin edemedi.

Suriye konusunda Suudi Arabistan ve Mısır'la aynı görüşleri paylaşan Ankara'nın bu ülkelerle ilişkileri darbeden sonra hızla bozulmaya başladı. Erdoğan'ın Mısır'ın yeni yöneticilerine ve destekçilerine dini motiflerle bezenmiş hakaretler ve lanetler yağdırması durumu daha da tırmandırdı.

Erdoğan doğrudan Suudi Arabistan'ı suçlamasa da Mısır'a ilişkin açıklamaları Riyad ve Mısır darbesini destekleyen Müslüman Kardeşler karşıtı diğer Körfez ülkelerinde rahatsızlık yarattı. Ankara'yı içişlerine karışmakla suçlayan Mısır ise diplomatik ilişkilerin seviyesini düşürdü ve halen Ankara'ya büyükelçi göndermiyor.

Erdoğan'ın Suriye krizi nedeniyle İran ve Irak'taki Şii yönetim ile de arası açıldı ve bu tablo Ankara'nın bölgedeki çalkantıyı dindirmek için başlatabileceği olası diplomatik girişimleri zora soktu.  

Türkiye ve İran ikili düzeyde iyi ilişkileri korusalar da Suriye'de zıt tarafları destekliyor. Tahran Ankara'yı Suriye krizinin uzamasından sorumlu tutarken, Ankara'daki yetkililer Erdoğan'ın bölgesel baş düşmanı Beşar Esad'ın Tahran'ın desteği olmaksızın bu kadar uzun süre ayakta kalamayacağını söylüyor.

Bölgesel yönetimler eskiden Türkiye'nin Orta Doğu'daki tüm taraflarla kurduğu dostça ilişkileri önemli bir diplomatik kazanç olarak değerlendirirdi, bunlara Türkiye-İsrail ilişkileri de dahil. Lakin şimdi bu ilişkiler de dibe vurmuş durumda.

Erdoğan'ın iktidara gelmesinin ardından Hamas'a verdiği açık destekle soğumaya başlayan bu ilişkiler, 9 Türk vatandaşının öldürüldüğü Mayıs 2010'daki Mavi Marmara baskınıyla dibe vurmuştu.

Bütün bunlar sonucunda Türkiye bugün Tahran'dan Riyad'a, Bağdat'tan Kahire'ye kadar çoğu başkentte Orta Doğu ülkelerinin iç işlerine karışan ve kenarda bırakılması gereken bir dış aktör olarak görülüyor. Suudi ve Mısırlı yetkililer, Doha ve İstanbul'un sürgündeki Müslüman Kardeşler liderleri için birer sığınma merkezi haline geldiğini de oldukça iyi biliyor.

Bu gelişmelerin hepsi Erdoğan'ın Türkiye ve Orta Doğu'da siyasi İslamı ilerletme planına birer darbedir. Erdoğan şu an, varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü hükümet üyeleri ve kendisine yönelik yolsuzluk suçlamalarıyla cebelleşiyor ve bu da Başbakanın İslamcılık gündemini duraksatıyor.

Bu arada Müslüman Kardeşler'in Orta Doğu'da elde ettiği kazanımların Mısır'daki darbeyle zayıflaması da Erdoğan'ın hiç hoşuna gitmiyor. Ay sonundaki yerel seçimlerden güçlü bir sonuç bekleyen Erdoğan'a göre bu yalnızca hükümeti yolsuzluk suçlamalarından aklamakla kalmayıp düşmanlarına karşı savaşma gücüne de kavuşturacak.  

Erdoğan'ın 30 Mart'taki seçimler için düzenlediği mitinglerde hedef aldığı bu düşmanlardan biri de şüphesiz Mısırlı diktatör Abdülfettah Sisi rejimidir.

Erdoğan 4 Mart'ta Adıyaman'da düzenlediği mitingde şöyle konuştu: “Tarih sıradan bir tarih değil, bu tarih aynı zamanda Kahire'de Esma kızımızın ruhunun da şad edildiği bir tarih olacak, unutmayın çünkü o da bu ülkenin aynen yaşananların özlemi içerisindeydi Kahire'de, Mısır'da onlar da bu özlemi çekiyorlardı ama nasip olmadı”.

Erdoğan bu sözlerle Kahire'deki Adaviye Meydanı'nda Ağustos 2013'te düzenlenen Mursi yanlısı gösterilerde öldürülen Esma Biltaci'yi kast ediyordu. Başbakan Esma'nın babası Muhammed Biltaci'nin kızının şehit edildiği gün hapse atıldığını da "zalimler için yaşasın cehennem" diyerek anımsattı.  

Erdoğan, bilhassa da yerel seçimlerden güç kazanarak çıkarsa, bu söylemini devam ettirebilir. Bu nedenle de Müslüman Kardeşler'i hasım olarak gören Orta Doğu'nun yerleşik rejimlerinden daha da uzaklaşabilir.

Madawi al-Rasheed Al-Monitor yazısında şu ifadeleri kullanmıştı: "Suudi Arabistan ve Körfez'deki Müslüman Kardeşler tabanı genelde eğitimli orta sınıfa mensuptur ve bu sınıf milli eğitim sayesinde büyümektedir." Bu uzun vadede zamanın Müslüman Kardeşler'den yana işlediğini gösteriyor.

Ne var ki, kısa vadede Müslüman Kardeşler'in  ne Mısır ne de Mısır'daki tecrübenin ardından her hangi bir bölge ülkesinde seçim sandıklarının yanına yaklaşmasına bir süre daha izin verilmeyecektir.

Mursi'nin yeni Anayasa hazırlanırken ülkenin diğer kesimlerinin istekleri pahasına da olsa açıkça İslamcı bir program izlemesi Batı'da da kendisine yönelik desteği azaltmıştı.

Mevcut Suudi rejimi ve KİK'teki müttefikleri iktidarda kaldığı sürece Erdoğan yönetimindeki Türkiye'nin de bölgede önemli bir güç olmasını engellenecektir. Bu ülkelerin Mısır başta olmak üzere Arap Ligi üyelerine verdiği destek de sürecektir.

Erdoğan hükümetinin Katar ve Hamas'la sürdürdüğü dostluk ilişkileri de bu tabloyu pek değiştirmez. Yani, Müslüman Kardeşler'in zamanla bölgede yeniden iktidara gelmesi olası olsa da Erdoğan'ın siyasi kariyerinin ömrü o kadar uzun olmayacak gibi görünüyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriyeli muhalifler niçin Türkiye’den gitmek istiyor?
Amberin Zaman | Suriye çatışması | Eyl 10, 2020
Barzani Ankara’ya Bağdat’tan uzlaşı mesajı getirdi
Amberin Zaman | Kürtler ve Kürdistan | Eyl 8, 2020
Sosyal mesafe kuralları: Tedbir mi cezalandırma mı?
Sibel Hürtaş | | Eyl 2, 2020
Şehir hastaneleri kara deliği ürkütüyor
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Ağu 31, 2020
Türkiye-Pakistan yakınlaşması Hindistan’ın tepkisini çekiyor
Amberin Zaman | Savunma ve güvenlik iş birliği | Ağu 27, 2020

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020
al-monitor
Türkiye Libya’da neden Mısır’ın rolünü kabulleniyor?
Fehim Taştekin | | Eyl 18, 2020
al-monitor
Mali’de Fransız hezimeti Türk’ün hesabına bir zafer mi?
Fehim Taştekin | | Eyl 14, 2020
al-monitor
İthal otomobile sert fren
Mustafa Sönmez | | Eyl 8, 2020