Lübnan'ın Nabzı

Bombalar Şiileri Hizbullah’ın etrafında mı birleştiriyor?

By
p
Article Summary
Lübnan’da meydana gelen bombalı saldırıların Şiilerin Hizbullah’a desteğini kırmaya yönelik olduğu görüşü yaygın. Ancak saldırılar tam tersine bir sonuç doğuruyor olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Beyrut’un güney banliyölerinde ve Hermel kasabasında son dönemde meydana gelen intihar saldırıları -- özellikle 1 Şubat’taki El Aytam benzin istasyonu saldırısı -- sadece Hizbullah kaleleriyle askeri hedeflerin değil, genel olarak sivillerin hedef alındığını gösteriyor. Hizbullah’ın Beşar Esad lehine Suriye savaşına girmesine misilleme olan bu saldırılar, azami sayıda can alacak şekilde planlanarak Hizbullah’ın destek gördüğü mevcut ortamı değiştirmeyi amaçlıyor. Dahası, saldırılar Hizbullah’la tabanı arasında çatlak açmayı hedefliyor.

Bugünlerde şu sorular soruluyor: Saldırılar, hedef aldıkları Hizbullah yanlısı bölgelerde Şiileri huzursuz edip Hizbullah yandaşlarını bölecek mi? Yoksa güdülen amacın tam tersine Şiiler, tüm siyasi ve dini farklarına rağmen birbirine iyice mi kenetlenecek?

Şii İslami Yüksek Konseyi Başkan Yardımcısı Şeyh Abdül Emir Kabalan, Hermel’deki saldırıyı “sadece ölüm, yıkım ve hınç dilini konuşan şer bir grubun gerçekleştirdiği terör eylemi” olarak tanımladı. Şeyh şöyle devam etti: “Terörü, insanları katletmek için bir yöntem ve yaklaşım olarak görüyorlar. Bugün işledikleri bu suçlar, azami sayıda masum, bihaber insanı katletmeyi amaçlıyor.”

Şii âlim Seyyid Ali Fadlallah’a göre benzin istasyonunu hedef alan saldırı “daha önceki patlamalarda kendini gösteren vahşetin bir diğer yüzü”. Fadlallah şöyle devam etti: “Bu saldırı, şunu bir kez daha gösteriyor ki masum sivillerin yanı sıra insani, toplumsal ve eğitici değerler, insani olanla insanlık dışı olanı ayırt etmeyen bu saldırganlığın doğrudan hedefi hâline gelmiştir.” El Aytam benzin istasyonu, Fadlallah’ın yönettiği bir yardım vakfına ait ve geliri yetimlere yardım için kullanılıyor. Hizbullah’tan bağımsız bir isim olan Fadlallah’ın geçmişte Hizbullah’la fikir ayrılıkları ve ihtilafları oldu.

Öte yandan, Hizbullah’ın sert muhaliflerinden olan Şii âlim Seyyid Ali El Emin, “masum insanları etkileyen ve dehşet saçan terör patlamalarını” kınayarak tepkisini dile getirdi. Emin, çözüm olarak, devletin tüm Lübnan topraklarında güvenliği üstlenmesini, ülkeyi istikrarsızlaştırma ve halkın arasına nifak sokmayı amaçlayan terör tertiplerini boşa çıkarması gerektiğini belirtti. Hizbullah’a da seslenen Emin, kayıpların asgariye indirilmesi için hareketin Suriye’deki savaş sahnesinden çekilmesini istedi.

Al-Monitor’a konuşan Lübnanlı gazeteci ve siyasi yorumcu Hasan Mukahal, terör eylemlerinin Şiilerin birliğini nasıl etkilediğini, Hizbullah yüzünden Şiiler arasında ne gibi ayrılıklar yaşandığını anlattı. Mukahal şöyle konuştu: “Lübnan’da vahim bir kutuplaşma var. Kutuplaşma Şiiler arasında bilhassa keskin, özellikle de İsrail’in 2006 saldırısından bu yana. Kutuplaşma Lübnan’ın en belirgin özelliği hâline geldi. Şu ya da bu kesime yapılan saldırılar, kutuplaşma ile mezhepsel seferberliği artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Bunun neticesinde ‘öteki’ye duyulan korku ve nefret büyüyor, insanlar da mezhep temsilcilerinin etrafına toplanıp onlardan medet umuyor.”

Mukahal, bazı vatandaşların kaygı ve korkularını dile getirmeye başladığını anlatıyor. Kimisi, halkını koruyamadığı için Hizbullah’ı suçluyor ve saldırılara cevap verilmesini istiyor. Bu seslerin henüz cılız olduğunu belirten Mukahal, şöyle devam ediyor: "Lübnan’ın içinde bulunduğu koşullarda bu tip saldırılar, mezhepçiliği ve aşırıcılığı körükler. Ancak, Hizbullah patlamalar karşısında hareketsiz kalır ve saldırılar can almaya devam ederse, partiye destek havası bir şekilde zayıflayabilir.”

Makahal değerlendirmesini şöyle sürdürüyor: “Hizbullah açısından mesele çok çetrefilli. Zira Hizbullah, Şii mezhebinin gurur kaynağı ve onu koruyan en büyük askeri güç olmanın yanı sıra, Şii mezhebinin en büyük işvereni konumunda. Bu, partiyi güçlendiriyor. Dahası, Şiilerin büyük bölümünde ve parti çevresinde yer eden görüşe göre, Suriye’deki savaş son derece kritik, partinin bu savaşta yer alması onun için varoluşsal, hayati bir konu, yani ölüm kalım meselesi.”

Lübnan’da bir bakanlıkta yöneticilik yapan Amal Hareketi üyesi Hıdır Alama’ya göre, bombalı saldırılar korku iklimi yaratmakla birlikte, Hizbullah’la Amal arasında çift kutuplu bir toplum olan Şiilerde dayanışma ve yardımlaşma duygusunu da besliyor. Alama, önceleri Hizbullah’ın Suriye’de savaşmasına karşı çıkan birçok kişinin şimdi buna destek verdiğini anlatıyor.

Alama’ya göre, Beyrut’un güney banliyölerinde ve Bekaa Vadisi’nde kimi insanlar, ilk başta patlamalardan Hizbullah’ı sorumlu tutmuş olabilir, ama İmam Ali Bin Abi Talib’in şu deyişine dayanan önleyici savunma fikri bugün baskın çıkıyor: “Evinin içinde saldırıya uğrayan her millet, mutlaka aşağılanır.” Alama, şöyle devam ediyor: “Dolayısıyla insanlar şöyle düşünmeye başladı: Eğer bu radikaller şu an Hizbullah’la Suriye’de savaştıkları hâlde bir de Lübnan’daki bu terör eylemlerini yapabiliyorsa, orada zafer kazanıp Lübnan’a gelirlerse neler olur?”

Lübnan’ın tanınmış medya simalarından siyasi aktivist Mustafa Fahs, Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede, Hizbullah’ın Suriye’de açıktan ve doğrudan müdahil olmasıyla birlikte, tüm Lübnan’ın ateş hattına girdiğini söylüyor. Fahs şöyle devam ediyor: “Hizbullah, hâlâ Suriye krizini güvenlik yaklaşımıyla hâlledebileceğine inanıyor. Oysa güvenlik konularını hâlletmek, büyük ölçüde siyaset gerektiriyor. Parti bunu görmeyi reddediyor.”

Fahs, Suriye krizi nasıl gelişirse gelişsin ve Esad rejimi yerinde kalsa dahi, Lübnan’ın bir “Şii meselesi” ile karşı karşıya kalacağına inanıyor. Ona göre Suriye savaşı sona erdiğinde, rejimin ayakta kalıp kalmamasından bağımsız olarak Lübnan, Sünni Selefiler ile Şii köktenciler arasında uzun süreli bir çatışmaya sahne olacak. Fahs’a göre Hizbullah’la İran, Esad rejiminin savunmasına koşarak zorlu ve maliyetli bir mezhepsel çatışmanın tuzağına düştü.

Hizbullah, önleyici bir savaş olduğu için Suriye savaşına katıldığını, radikallerin Lübnan’a gelişini engellemeye çalıştığını iddia ediyor. Bu savı geçerli bulmayan Fahs, şöyle diyor: “Önleyici savaşlar yürüten neocon’lar mı olduk biz? Hizbullah, radikallerle mücadele etmek için değil, Suriye rejimini kurtarmak için savaşa dâhil oldu. Parti yönetimi, bunu yakın zamanda itiraf etti. Rejimin devrilmesini geciktirebildiler, ama kriz de Lübnan’ın içine sirayet etti.”

Suriye savaşını yakından izleyen Beyrut Stratejik Çalışmalar İstişare Merkezi’nin direktörü İmad Rızk’a göre, saldırılar sadece Şiileri etkiliyormuş gibi düşünüp konuyu buna göre değerlendirmek yanlış. Çünkü saldırıların arkasındaki mantık, mezhepsel bölünmelerin yaratılması. Sırf siviller değil ekonomi ve toplumsal doku da hedef alınıyor. Rızk, Al-Monitor’a şöyle konuşuyor: “Hedef alınanlar sadece Şiiler ve onlara destek veren çevreler değil. Zira Hristiyanlar, Sünniler ve Dürziler de direnişi benimsiyor. Bunu sadece Hizbullah’a ve Şiilere indirgemek yanlış. Dolayısıyla, konuyu değerlendirirken, korku ve çaresizlik üzerinden yeni ortamlar yaratma teorisini anlamak gerekir.”

Rızk sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu ‘destekleyici ortam’ fikri de yanlış. Hizbullah’la bağlantılı olan, partinin çizgisini destekleyen insanlar var, partinin müttefikleri ve savunucuları var. Ayrıca, direnişten fayda sağlayan ya da direnişle duygusal ve hatta ideolojik bağları olan bir kitle var. Doğal olarak, korku duydukları için partiye korunma güdüsüyle yanaşanlar da var. Dolayısıyla hedef alınma ve saldırıya uğrama korkusu, farklı çıkar ve duygusal bağları farklı biçimlerde etkiliyor. Genelleme yapamayız. Direncin derecesi, bireyden bireye gruptan gruba değişiyor.”    

Rızk’a göre ‘direniş’i yani Hizbullah’ı hedef alma oyunu, gelişigüzel değil özenle planlanarak yürütülüyor. Tehlike de burada yatıyor. Zira “direniş ve muhalefet güçleri” koalisyonu sofistike olmayan, basit çatışma yöntemleri kullanıyor, yani henüz stratejik çatışma düzeyine erişmiş değil.

Rızk, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Problem çözmeye yönelik tüm girişimler, çatışmanın bütünü bağlamında değil, sokak veya mahalle seviyesinde yapılıyor. Bu zorlukla baş etmek için uğraşmalıyız. İntihar eylemcileri, öylesine kendi başına bireyler değil, daha büyük stratejik menfaatlerde piyon olarak kullanılıyorlar. Dinsel unsur, onları sadece harekete geçiren motivasyondur, ne bir az ne bir fazla.”

Güney banliyölerde yaşayan ancak Hizbullah’la bağı olmayan Şii sinemacı Seher Ahmed, Şiilerin durumunu şu sözlerle özetliyor: “Önce Hizbullah Suriye’ye müdahil oldu. Lübnan üzerindeki sonuçlarından korktuğum için bu müdahaleyi eleştiriyordum. Ne var ki bugün, o vahşi terör saldırılarından sonra, Hizbullah’ı ve radikal grupların Lübnan’a girişini engelleme gayretlerini anlıyorum.”        

Keservan’da yaşayan ve bir Marunî Hristiyan’ı olan gazeteci Hişam Cibali’nin görüşü, Ahmed’in bakış açısıyla kesişiyor. Al-Monitor’a konuşan Cibali, Hizbullah’ın Suriye’deki müdahalesini baştan beri desteklediğini çünkü radikal grupların Lübnan’daki Hristiyanlar, Şiiler ve ayrıca Sünniler için oluşturduğu tehlikeyi sezdiğini anlatıyor. Bu gruplar çoktandır Lübnan’a da geleceklerine dair tehditler savuruyordu. Dolayısıyla Hizbullah’ın bu mücadeleyi Suriye’de yürütmek dışında bir seçeneği kalmamıştı.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: syria, shiites, shiite-sunni conflict, sectarianism, lebanon, hezbollah, civil war

Haytham Mouzahem, Ortadoğu ve İslam konularında uzman Lübnanlı bir araştırmacıdır. Twitter hesabı: @haytham66

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept