Türkiye'nin Nabzı

Türkler ve Ermeniler birgün barışabilecekler mi?

By
p
Article Summary
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Erivan ziyareti Türk-Ermeni uzlaşısı için olumlu bir adım olabilir.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Erivan'a beş yıl aradan sonra 12 Aralık'ta gerçekleştirdiği ziyarette sadece Ermeni mevkidaşı Edvard Nalbandyan değil bazı siyasi aktivistler tarafından da karşılandı. Lakin ikinci grubun karşılaması pek de hoş sayılmazdı. Davutoğlu'nun kaldığı otelin önünde toplanan bir grup gösterici Türkiye'nin "Ermeni soykırımını inkar etmesini" protesto etti. "Tanınma, kınama ve tazminat" isteyen protestocular Türk Dışişleri Bakanı'nın bu adımları atmamasına tepki gösterdi.

Bu protesto şimdiye kadar hiç bir Türk devlet adamının dile getirmediği bir şeyi o ziyaret sırasında açıkça dile getirebilen Davutoğlu için biraz haksızlık sayılabilir. Zira Davutoğlu ziyaretinde Ermenilerin 1915'te Anadolu'dan "tehcir edilmesinin gayri insani" bir uygulama olduğunu söyledi. Türk milliyetçilerinin Davutoğlu'nu bu "vatan perver" olmayan sözler nedeniyle eleştirmesi ise şaşırtıcı değil. Aşırı milliyetçi gazetelerden Yeni Çağ'da yazan Ahmet Atakan , Davutoğlu'nun "sanki Türkiye'nin Dışişleri Bakanı gibi değil de iki taraf arasındaki bir arabulucu" gibi davrandığını iddia etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu'nun Twitter'dan dile getirdiği eleştiri ise daha önemliydi: "Dışişleri Bakanı Davutoğlu Ermenistan Dışişleri Bakanı'na '1915 Ermeni tehciri gayri-insaniydi' demiş. İnsani olan neydi? Kendisi ne yapardı?"

Loğoğlu'nun bu tepkisi Osmanlı Ermenilerin akıbetine ilişkin Türkiye'deki ana akım görüşü yansıtması açısından önemlidir. Zira Türkiye'deki pek çok kişi olanların Türk vatanını korumak için yapılan bir meşru müdafaa olduğuna inanıyor.

İşte nedeni: Günümüzde kendisini Türk olarak tanımlayan nüfusun büyük bölümünün kökleri aslında Türkiye'ye değil, komşu bölgeler yani Balkanlar ya da Kafkaslar'a dayanıyor. Bu coğrafyalarda yaşayan Türkler, Osmanlı İmparatorluğu'nun neredeyse bir asır süren gerilme devri boyunca infazlara maruz kalarak, bugünkü Türkiye topraklarına kaçmak zorunda kaldı. Örneğin benim büyük dedem kuzey batı Kafkaslardaki Rus işgaline ilk direnen Çerkezlerden biriymiş, Çerkezlere yönelik etnik temizlik sırasında da Yozgat'a göçmek zorunda kalmışlar. O dönemde Kafkaslar'da gerçekleşen ve uzun yıllar süren Rus katliamlarında bir buçuk milyon Çerkez erkek, kadın ve çocuğun öldürüldüğü, yaklaşık bir milyon kişinin ise Türkiye'ye göç ettiği tahmin ediliyor. "Türk'ün yüzünü kazırsan altından Ruslar tarafından infaz edilen bir Çerkez" çıkar sözü de buradan geliyor.

Balkanlar'da da benzer bir öykü söz konusu. Osmanlı İmparatorluğu küçülürken eski Osmanlı topraklarında Sırbistan, Yunanistan ve Bulgaristan gibi yeni ulus devletler ortaya çıkmaya başladı. Bu coğrafyalarda yaşayan Türkler ve diğer Müslümanlar da bir çok kez infazlara, kitlesel katliamlara maruz kaldı ve milyonlarca mülteci ortaya çıktı. Günümüz Türkiye'sinde Boşnak, Macar, Pomak ve Balkan kökenli milyonlarca Balkan göçmeninin yaşamasının nedeni de budur. Amerikan tarihçi Justin McCarthy'nin, Ölüm ve Sürgün: Osmanlı Müslümanları'na Karşı Yürütülen Ulus Temizleme İşlemi isimli kitabı, o dönem olaylarında Rus ya da Rusların Doğu Avrupa'daki Ortodoks müttefikleri tarafından öldürülen Osmanlı Müslümanları'nın sayısının yaklaşık 5 milyon olduğunu belirtiyor.

Pek çok Türk, Osmanlı Ermenileri'nin başına gelenleri de bu olaylar üzerinden değerlendiriyor. Elbette Anadolu'da asırlarca Türklerle yan yana yaşayan Osmanlı Ermenileri, Balkanlar ya da Kafkaslar'daki Müslümanların başına gelenlerden sorumlu değildir. Lakin, Ermeni milliyetçileri 20. yüzyılın başlarında bölünen Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bağımsız bir Ermenistan kurmaya çalışan sömürgeci Rusya ile ittifak halindeydi. Eğer bunda başarılı olsalardı, Balkanlar ve Kafkaslardaki Müslümanların başına gelen bir etnik temizlik burada da yaşanabilirdi. Savaş sırasında hükümette olan Jön Türkler'in 1915 baharında, Ermenileri Anadolu'dan Suriye'ye sürme yönündeki trajik kararının altında da işte böyle bir mantık yatıyordu. Bu karar aynı yıl başında ortaya çıkan Ermeni ayaklanmasına bir tepki olarak alınmıştı ve Jön Türk'lere göre bu bir tür önleyici etnik temizlikti.

Tabii ki, bunların hiç biri 1915'te katledilen yaklaşık bir milyon Ermeni'den birinin ölümünü bile haklı çıkarmaz. Ermenilerin başına gelenler Davutoğlu'nun da dediği gibi, "gayri insani"dir. Ve ben bir Türk olarak, Türkiye tarihinin kara lekesi olan bu olaydan dolayı özür dilenmesi gerektiğine inanıyorum. Lakin, olanlar durup dururken gerçekleşmedi ve Nazi'lerin Yahudilere güttüğüne benzer bir nefret ideolojisiyle de yapılmadı. Yaşananlar dağılan bir imparatorluğun halklarını birbirine düşüren korkunç bir tarihi bağlamın sonucuydu ve bu bağlamda Türkler de en az neden oldukları acılar kadar acı çekti.

İşte, Türklerle Ermeniler arasındaki uzlaşma, ancak tarihin bu acılı zamanları iki tarafın da bakış açısını da içine alan bir yaklaşımla anlaşıldığı vakit sağlanabilir. Ermeniler, doğal olarak sadece kendi dedelerinin ve büyük annelerinin çektiği acıları hatırlayıp bu acıya saygı bekliyor. Türkler ise kendi atalarının acılarını anımsayıp, kendilerinin kurban edildiği bütün bu trajedilerin arasından neden sadece Ermenilere yönelik etnik temizliğin öne çıkarıldığını sorguluyor. Tarafların birbirlerinin bakış açılarını ve hissiyatlarını anlamaları gerek. Başka bir deyişle, birbirlerini tanımaları...

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkey-armenia relations, turkey, ottoman empire, genocide, armenian genocide, armenia

Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarından olan Mustafa Akyol, aynı zamanda International New York Times ve Hürriyet Daily News gazetelerinde düzenli yorum yazıları yazmaktadır. Akyol’un makaleleri, Foreign Affairs, Newsweek, Washington Post, Wall Street Journal ve Guardian pek çok farklı yayında da yer almıştır. İstanbul’da yaşayan Akyol, Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve tarih okumuştur. Akyol’un İslami liberalizmi savunduğu “Islam Without Extremes: A Muslim Case for Liberty” isimli, Amerikan yayınevi W.W. Norton tarafından Temmuz 2011’de yayımlanan kitabı Financial Times'ın ifadesiyle,  “bir Müslümanın açık sözlü ve zarif özgürlük savunusu”dur.

NEVER MISS
ANOTHER STORY
Haber bültenimize üye olun
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept