“İstanbul’un fethi”nde sonuncu hedef: “Ayasofya Camii”

Türk İslamcılığının eski ülküsü olan “Ayasofya’nın müzeden camiye çevrilmesi”, yeniden gündeme taşınıyor,

al-monitor .
Kadri Gürsel

Kadri Gürsel

@KadriGursel

İşlenmiş konular

turkish politics, muslim-christian relations, museum, mosques, islamization, cultural conflict, church state relations, christian church

Ara 13, 2013

İstanbul’daki Ayasofya’yı dünyada herkes bilir ama biz yine de bu görkemli tarihsel yapı hakkında bir bilgi özeti paylaşalım çünkü bu yazı, Ayasofya’nın ne olduğu ve ne olacağına dair. Kısacası konumuz, “Ayasofya’nın kimliği”. Türkiye’nin kimliği ve geleceği kadar, ülkenin Hıristiyan ve özellikle de Ortodoks dünyasıyla ilişkilerinin gelecekte nasıl olacağını da yakından ilgilendiren bir konu bu...

İstanbul’un tarihi yarımadasının Sultanahmet Camii ile birlikte siluetini teşkil eden Ayasofya’nın görkemli ana kubbesi bugünkü halini altıncı yüzyılda aldı.

Ayasofya’nın uzun geçmişinde üç önemli tarih var.

Birincisi 27 Aralık 537. Eski Bizans’ın başkentinde, Yunancadaki adıyla Hagia Sophia (Tanrısal Bilgelik) Kilisesi’nin kutsanarak hizmete açıldığı gün.

İkincisi, 29 Mayıs 1453. Eski Konstantinopolis’in Osmanlılar tarafından fethedildiği ve Ayasofya’nın fatih hükümdar 2’nci Mehmet tarafından kiliseden camiye çevrildiği gün.

Üçüncüsü, 24 Kasım 1934. Ayasofya Camii’nin Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanlar Kurulu kararıyla camiden müzeye çevrildiği gün.

Bakalım önümüzdeki aylar veya yıllarda bu önemli tarihlere bir dördüncüsü, “Ayasofya’nın müzeden tekrar camiye çevrildiği gün” olarak eklenecek mi?

Artık “Ayasofya Müzesi”nin, yakın bir gelecekte “Ayasofya Camii” adı altında Müslümanların ibadetine yeniden açılmasının ciddi bir ihtimal olarak belirdiğinden söz etmek gerekiyor.

Sıra şimdi en büyük Ayasofya’ya gelmiş görünüyor.

Anadolu’da Osmanlı fetihleri sonucunda kiliseden camiye çevrilmiş ve ardından Cumhuriyet döneminde müzeye dönüştürülmüş olan, İstanbul’daki Ayasofya ile aynı adlı iki tarihi Grek Ortodoks yapısı geçen dönemde yeniden cami olarak hizmet vermeye başladı.

Birincisi, doğu Karadeniz’deki kıyı kenti Trabzon’da 1263’te Pontus Devleti döneminde açılan eski “Ayasofya Kilisesi”. Bu yapı, kent 1484’te Osmanlıların eline geçince camiye dönüştürülmüş, ardından 1964’te onarılarak müze yapılmıştı. 29 Haziran 2013’te tekrar cami olarak ibadete açıldı. 

İkincisi tarihi İznik kentinde (Nicea) ilk kez dördüncü yüzyılda yapılan bir erken Bizans yapısı olan Ayasofya Kilisesi. Bu yapı, kenti 1331’de fetheden Osmanlı Sultanı Orhan tarafından camiye dönüştürülmüş ve 1920’li yıllara kadar ibadethane olarak kullanılmıştı. 6 Kasım 2011’de tekrar cami olarak hizmete açılmasından önce “İznik Ayasofya Müzesi” adını taşıyordu.

Bunlara bir üçüncüyü de eklemek gerekir. 20 Kasım’da, İstanbul’da Bizans döneminin en büyük manastırlarından Studios’un ayakta kalan en önemli bölümü olan Vaftizci Yahya Kilisesi’nin (Agios Ioannes Prodromos) de camiye dönüştürülmesi kararının alındığını öğrendik. 

İslamcı AKP iktidarının, Osmanlılar tarafından kiliseden camiye çevrilip Cumhuriyet döneminde müze yapılan eski Bizans eserlerini yeniden camiye döndürme eğiliminde olduğunu tespit etmek gerekiyor.

Bu doğrultudaki son güçlü işaret, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın 15 Kasım 2013’te İstanbul’daki Ayasofya Külliyesi’nin hemen yanındaki “Ayasofya Halı Müzesi”nin açılışında yaptığı konuşmada verildi.

Aşağıda özetlediğim alıntı o konuşmadan:

“Çok şükür benim dönemimde 2 tane beni çok mutlu eden gelişme yaşadık. Biz, Ayasofya ismini taşıyan 2 camimizi tekrar cami olarak ibadete açtık. Bunlar zaten camiydi, ama başka maksatla kullanılıyordu. (...) Yapacağımız şey şuydu: Burası bir camidir; ibadet amacıyla açılmıştır ve yüzyıllar boyu kullanılmıştır. (...) Cami, ibadet dışında başka bir maksatla kullanılamaz. Bu mahzun Ayasofya’ya  bakıyoruz, inşallah güleceği günlerin yakın olmasını Allah’tan diliyoruz.”

Bu son cümledeki “Mahzun Ayasofya’nın yeniden gülmesi” şeklindeki örtülü ifadeyle müzenin tekrar camiye dönüştürülmesinin kastedildiği belli.

Burada bir not düşelim: Ayasofya’nın Müslümanların ibadetine yeniden açılıp açılmayacağı hususunda son kararı verecek olan kişi elbette ki Türkiye’nin güçlü adamı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Tabii ki bu açıklamanın bir benzerini Arınç değil de Erdoğan yapmış olsaydı etkisi çok daha büyük olurdu. Ancak, Arınç’ın bu açıklamasına Erdoğan’dan herhangi bir olumsuz tepki gelmediği gibi, Başbakan’ın yakın çevresinden de hükümet sözcüsünü düzeltici mahiyette bir açıklama yapılmadı. O halde, Arınç’ın verdiği Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması mesajının, lideri Erdoğan tarafından onaylandığı sonucuna pekala varabiliriz.

Çünkü “Ayasofya’yı yeniden ibadete açmak”, Türkiye’deki İslamcı hareketin muhafazakar kitleleri mobilize etmek için, bazen geri plana düşmekle birlikte hep kullandığı bir talep olmuştur.

İslamcılar nazarında Ayasofya’nın Müslümanların ibadetine kapatılarak müzeye dönüştürülmesi, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kendilerine yaşattığı bir travmadır. İslamcılar bu olayı bir hakaret, bir mağduriyet olarak hissetmişler ve bu duyguyu takip eden siyasi nesillere aktarmışlardır.

Dolayısıyla “Ayasofya’nın ibadete açılması”, İslamcıların laik Cumhuriyet’ten “ibadete kapatmanın rövanşı”nı almak için uygun zamanı bekledikleri bir tarihsel hesaplaşma konusudur.

Türkiyeli İslamcıların, bir şehrin 1453’te Osmanlılar tarafından fethini farklı ve yüksek bir coşkuyla kutluyor olmaları da işte Osmanlı’nın payitahtı İstanbul’un elinden laik ve modern Cumhuriyet tarafından alınmış olan eskiye ait bazı simgeleri ona iade etmek ve şehri İslami anlamda dönüştürmekle ilgilidir. İslamcıların “İstanbul’un fethi”ne atfettikleri yeni anlam, şehrin kendileri tarafından sahiplenilmesi ve kendi istedikleri doğrultuda dönüştürülmesidir.

Bu bağlamda Ayasofya’yı yeniden ibadete açmak, hukukla ilgisi olmayan, tamamen ideolojik ve politik bir konudur. Türkiye’nin yeni İslami kimliğinin inşasının önemli bir kilometre taşı olacaktır.

Konunun reel politikle de ilgili bir yönü var. Türkiye’deki İslamcı hareketler ve cemaatler konusundaki uzmanlığıyla tanınan gazeteci Ruşen Çakır, müteveffa Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi ve diğer İslami akımların 80’li yıllarda Ayasofya’nın ibadete açılması talebini gündemde tuttuğunu, ancak 90’lardan itibaren okullarda ve kamusal alanda başörtüsü yasaklarının bir reel sorun olarak öne çıkmasıyla Ayasofya’nın geri plana düştüğünü belirtiyor.

Günümüzde ise siyasal İslam’ın etrafında politika yaptığı üç mağduriyet konusundan “yüksek öğrenim ve kamuda başörtüsü yasakları” ile “Sünni-İslami eğitim verilen İmam-Hatip liseleri üzerindeki kısıtlama ve baskılar” bu hareketin arzusu doğrultusunda gibi çözülmüş bulunuyor. Geriye etrafında halen siyaset yapılabilecek üçüncü ve son mağduriyet konusu olarak “Ayasofya” kalıyor.

Diğer taraftan, yüzyıllar boyunca camii olarak hizmet vermiş Ayasofya’nın ancak güçlü ve otoriter bir laik rejim tarafından müzeye çevrilebileceğini göz önüne almak gerekli. Yine de 1934’teki bu kararın öncelikli olarak, seküler bir Türk ulusu yaratmak gibi bir toplum mühendisliği projesine dayandığını iddia etmek güç. O dönemde Türkiye’yi yönetenler, 1453’te camiye çevrilene kadar bin yıl boyunca Hıristiyan aleminin en haşmetli ve önemli mabedi ola gelmiş Ayasofya’yı, genç Cumhuriyet’in Hıristiyan Batı ve Ortodoks dünyasıyla Osmanlı’nın olumsuz miras yükünden kurtulmuş olarak yeni bir başlangıç yapması için müzeye dönüştürmüşlerdi.

Dolayısıyla, bugün rövanşist duygularla hareket ettiği açık olan İslamcı iktidarın Ayasofya meselesine yerel ya da bölgesel değil, küresel bir açıdan bakarak yeni çatışmalara davetiye çıkarmaktan kaçınmasında yarar vardır.

Nitekim Arınç’ın açıklamasına ilk tepki Atina’dan geldi.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı 18 Kasım’da yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Türk yetkililerin Bizans Hıristiyan kiliselerinin camiye dönüştürülmesi hususunda tekrarla yapmış oldukları açıklamalar milyonlarca Hıristiyan’ın dini hassasiyetlerine bir hakaret teşkil eder ve bunlar temel prensibi dini özgürlüğe saygı olan Avrupa Birliği’ne tam üye olmayı istediğini açıklayan bir devlet için anlaşılması güç ve anakronik eylemlerdir.”

Açıklamada, “Bizans Hıristiyan kiliseleri dünya kültürel ve dini mirasının esas unsurlarındandır ve gerekli saygı ve muhafazayı hak etmektedirler” denildi.

İstanbul’un Fener semtindeki Ortodoks Patrikliği’nin Basın Sözcüsü Dositheos Anagnostopulos da 8 Aralık 2013’te radikal gazetesinde yayımlanan söyleşisinde şöyle konuştu: “Durup dururken Ayasofya’yı camiye çevirmek neden? Ne sebeple bunu yapıyorlar? Ya oy için ya da ‘İslam dünyasında biz birinciyiz’ sloganı içindir. (...) Ayasofya’nın camiye çevrilmesi dünya medeniyetinin bir abidesi olan bir kilisenin artık ziyarete açık olmayabileceği anlamına da gelebilir.”

Radikal muhabirinin “Böyle bir karara tepki gelir mi?” şeklindeki sorusuna da Anagnostopulos, “İstanbul’daki Ayasofya için tepki olacaktır. Ne kadar olur bilmiyorum ama gösterirler, bundan eminim” cevabını verdi.

Ayasofya yeniden camiye çevrilirse bu adım, 2005 yılında dönemin İspanya Başbakanı Zapatero ile birlikte “Medeniyetler İttifakı Girişimi”ni başlatan Erdoğan açısından esaslı bir çelişki oluşturacaktır. Çünkü bu adımın medeniyetlerin ittifakından ziyade Huntingtonvari bir “uygarlıklar çatışması”na hizmet edeceği açıktır.  ​

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Koronaya karşı “Ayasofya” kartı
Kadri Gürsel | Kültürel Miras | May 20, 2020
Türkiye’de ‘iyilik’ sadece Erdoğan’dan gelir
Orhan Kemal Cengiz | | Nis 6, 2020
Ana muhalefet CHP, CNN Türk’ü neden boykot etti?
Kadri Gürsel | Basın özgürlüğü | Şub 11, 2020
HDP için kalmak mı zor gitmek mi?
Mahmut Bozarslan | | Kas 24, 2019
Suriye’deki Kürt kentleri kanlı saldırılarla sarsılıyor
Shivan Ibrahim | Kürtler ve Kürdistan | Tem 29, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Türkiye Filistin sürecinde Mısır’ın yerini alabilir mi?
Fehim Taştekin | Palestinian reconciliation | Eyl 29, 2020
al-monitor
Zombi ekonominin zombi patronları
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Eyl 26, 2020
al-monitor
İdlib’deki zamansız gerilimden savaş çıkar mı?
Fehim Taştekin | Suriye çatışması | Eyl 25, 2020
al-monitor
BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?
Amberin Zaman | Israeli-Gulf relations | Eyl 17, 2020