Türkiye’nin militan solu “yeni” bir yola çıkıyor

Kökeni devlete karşı silahlı mücadeleye dayanan Türk ve Kürt militan solu yeni bir amaç çevresinde birleşerek, siyasi mücadeleye eklemlenmenin yollarını arıyor.

al-monitor .

İşlenmiş konular

turkish parliament, turkish kurds, turkey politics, turkey, kurds in turkey, kurdistan workers party, kurdish issue, abdullah ocalan

Kas 3, 2013

Tarih 28 Mart 1972, Britanya Savunma Bakanı Lord Carrington Lordlar Kamarası’ndaki sırasından ayağa kalkarak şuaçıklamayı okudu:

“Üzülerek bildiriyorum ki, Türk Hava Kuvvetleri ile çalışan Savunma Bakanlığı’na bağlı üç sivil radar operatörü 26 Mart akşamı Türkiye’nin Karadeniz kıyısındaki Ünye’de kaçırılmışlardır”.

Bu operatörlerin adı Gordon Banner, John Law ve Charles Turner’dı. Onlar ne Lord Carrington’ın söylediği gibi sivil teknikerler ne de onları kaçıranların zannettiği gibi NATO çalışanlarıydı. Bu üç isim Britanya Devlet İletişim Merkezi’ne(GCHQ) bağlı gizli görevdeki istihbarat subaylarıydı ve bu gerçek, olayın Avam Kamarası’nda tartışıldığı 1984 yılına kadar devlet sırrı olarak kalacaktı (Edward Snowden 1972’de  henüz dünyaya gelmemişti. Snowden’ın ABD ve İsrail’in yanı sıra GCHQ’nun da istihbarat faaliyetlerini ifşa ederek dünya çapında tartışılan haberlerin önünü açması için 40 yıl geçmesi gerekti).

Yine de üç rehinenin asıl kimliklerinin onları bekleyen sonla bir alakası yoktu. Subaylar Kızıldere Köyü’nün kırsalında bir evde rehin tutuluyordu. Onları kaçıran 11 genç militan da rehineleri cezaevinde idamı bekleyen üç Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) üyesini kurtarmak için pazarlık aracı olarak kullanmayı ümit ediyordu.

Ne var ki, ardından Türkiye tarihinin en kanlı olaylarından biri yaşandı: Hükümet pazarlığı reddedince, militanlar rehineleri vurdu. Hemen ardından evi basan askeri birlikler militanların biri dışında hepsini öldürdü. 20’li yaşlarındaki üç THKO üyesi de bir hafta sonra idam edildi.

Hükümetin rehineleri kurtarmak ve kaçıranları canlı olarak ele geçirmek varken, ölümcül güç kullanması Kızıldere katliamını bir direniş efsanesine dönüştürdü. Öyle ki, toplum kuşaklar boyu militanların silah kullanmasını eleştirmekte zorlandı.  Bunun yerine çoğu solcu faaliyetin kökenine devlet şiddetinin silahlı mücadeleyi meşru kıldığı mantığı yerleşti. Bu inanış PKK’nın öncülüğündeki Kürt ayaklanmasının güçlenmesinde de etkili oldu.

Dolayısıyla, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yeni kurulan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 27 Ekim’deki Kongresi’ne gönderdiği mesajda “devrimci mirasa” atıf yapması pek şaşırtıcı değil (HDP Türk ve Kürt solunu birleştirmeyi amaçlayan bir çatı örgüt olarak kuruldu). Mesajın  benim asıl dikkatimi çeken noktası ise Öcalan’ın 1971’deki “devlete isyan devrimciliği”nden “40 yıl sonra devletle müzakere”lere geçişi  anlatırken kullandığı sözcük seçimiydi. Öcalan mesajını, “bu tarihsel emaneti yeni bir anlayışla sizlerin üstlenmesi ve yükseklere taşıması dileğiyle” diyerek sonlandırdı. HDP’nin kuruluşunun PKK’nın kuruluşu kadar önem taşıdığını da belirten Öcalan, mücadelenin böylelikle demokratik bir zemine evrileceğini kaydetti. Bence Öcalan’ın mesajındaki belirgin ima siyasi mücadeleyi gerilla savaşına yeğ tutan yeni tercihiydi.

Fakat bu gerçekten mümkün mü? Kürt ve Türk solu silahlara nihai olarak veda edip mücadelesini siyasi zemine taşıyabilir mi? Ben, sorunun yanıtının hükümete ve hükümetin demokratik özgürlüklerin önünü açma konusundaki istekliliğine bağlı olduğuna inanıyorum. Özellikle de solcular arasında barışçıl mücadele mantığının filizlenmeye başladığı bu günlerde…

HDP Kongresi “bu daha başlangıç” sloganıyla başladı. Afişler ise partinin sermaye-emek ilişkisinden, inanç özgürlüğüne, çevrecilikten, LGBT haklarına kadar muhtelif pek çok alana odaklanan ileri görüşlü bir strateji benimsediği havasını uyandırıyordu. Kongre Divanı da benzer bir çeşitliliği yansıttı. Divanda, Ermeni bir okul yöneticisi, transseksüel bir yazar ve sadece Kuran’ı referans olarak kabul eden bir aktivist yer aldı.

Bu renkli kalabalığın içinde kısa boylu, gözlüklü ve sakalları ağeran bir adam öne çıktı. Onu öne çıkaran Türkiye’deki “yeni sol” ile bağlantısı değil eski günlerdeki “devrimci mirasla” ilk elden tecrübesiydi. Bu adam 65 yaşındaki Ertuğrul Kürkçü’ydü. 2011’deki Genel Seçimler’de BDP’den milletvekili seçilen Kürkçü, 40 yıl önceki Kızıldere katliamında sağ kalan tek kişiydi.  

Kürkçü’nün görüldüğü gibi oldukça sıra dışı olan bu hayat öyküsü aslında Türkiye’deki birçok solcunun çektiği çilenin de  simgesidir. Bu insanlar yasal siyasetle değişmesi imkansızmış gibi görünen ülkede devrimci bir değişim yaratmayı denemişlerdi.

Kürkçü 1970’te, 22 yaşındayken Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu’nun (Dev-Genç) liderliğine seçildi. GCHQ subaylarının kaçırılması ve akabinde öldürülmesi eylemi de Dev-Genç içindeki faaliyetlerinden biriydi. Askeri mahkemede yargılanarak idam cezasına çarptırılan Kürkçü, 1974’teki genel affa kadar infazını bekledi. Affın ardından cezası 30 yıla düşürüldü ve 14 yıl cezaevinde kaldıktan sonra 38 yaşında tahliye edildi.

Ardından yayıncı ve insan hakları savunucusu olarak çalışan Kürkçü sosyalist siyasetin bir parçası olmayı sürdürdü. Ancak yakın zamanda meclisin etkili konuşmacılarından biri olarak öne çıkana dek geri planda kalmayı tercih etti. Kürkçü’nün kişisel internet sitesine şöyle bir göz atmak bile aktivistlik faaliyetlerinin çeşitliliği hakkında fikir sahibi olmak için yeterli. Sitenin açılış sayfasının en üstünde yer alan fotoğraf ise kuşkusuz Kürkçü’nün 68 kuşağıyla bağlantısını anımsatıyor. Bu, Kürkçü’nün sol yumruğu havada yaptığı bir konuşmanın karesi.

Kürkçü’nün geçen pazar HDP Kongre’sinde yaptığı konuşma da “eski” ve “yeni” söylemin baş döndürücü bir karışımıydı. HDP’yi “geçmişin öykülerini tekrarlamayacak” ve “katılan herkesle yeniden değişecek” bir parti olarak tanıtan Kürkçü, “Türkiye’nin kapılarını yeni bir çağa açmak”tan bahsetti. Ne var ki, “işçi sınıfına öncülük” ve “kapitalizme karşı savaştan” söz eden Kürkçü, bunu yaparken bu asırlık düşünceleri taze bir bağlama oturtma ihtiyacı görmedi. Öte yandan hem Öcalan hem de (kaçınılmaz olarak) silahlı mücadele vermiş diğer devrimcileri birçok kere selamlayan Kürkçü’nün benzer kanlı olaylara yeniden yol açacak bir gidişat arzu etmediği de açıktı.

Konuşmasının ardından göğsündeki ağrı nedeniyle acilen hastaneye kaldırılan Kürkçü’nün kalp krizi geçirdiği bildirildi. Kürkçü’yü gıyaben eş başkanlığa seçen delegeler ise ilerleyen  yıllarda yapılacak yerel, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde parti lideri olarak Kürkçü’ye güvendiklerini gösterdi.

HDP Kongresi’ne yönelik tepkiler beklendiği gibi çeşitliydi. Erdoğan’ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğanköşe yazılarından birini HDP eleştirisine adama gereği gördü. Akdoğan Star’daki köşesinde şu ifadeleri kullandı: “Marjinal bir partiyi, marjinal sola açmak açılım anlamı taşımaz”. Karşı cepheden Koray Çalışkan ise yeni partiye duyduğu yakınlığı gizlemedi. Çalışkan Radikal’deki köşesinde HDP’nin AKP’nin koalisyon ortağı olabileceğini bile dile getirdi.

Kürçü’nün sağlık durumuna gelince, 31 Ekim’de Meclis’teki çalışmalarına yeniden başlayan Kürkçü, sağlığına ilişkin soruları, “Bu kalp eski, ama yollar yeni” diye yanıtladı.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Özel etkinlikler
  • Sadece davet brifingi

Recommended Articles

Suriyeli Kürtler arasındaki ABD destekli müzakereler Türkiye’nin hedefinde
Amberin Zaman | Suriye çatışması | May 12, 2020
Amedspor: Futbolun siyasetle sınavı
Mahmut Bozarslan | etnik azınlıklar | Mar 22, 2020
Türkiye Irak’ta PKK bağlantılı Ezidi milisleri vurdu
Saad Salloum | Ezidiler | Oca 24, 2020
HDP için kalmak mı zor gitmek mi?
Mahmut Bozarslan | | Kas 24, 2019
Iraklı Kürtler Türkiye’nin gazabını göze alarak Suriyeli kardeşlerine destek veriyor
Amberin Zaman | türk-kürt çatışması | Kas 4, 2019

Recent Podcasts

Featured Video

More from  Türkiye'nin Nabzı

al-monitor
Fransa Türkiye için neden kullanışlı bir rakip?
Fehim Taştekin | Libya’daki çatışma | Tem 10, 2020
al-monitor
Bağdat Kürtler için Ankara’yla kavgayı büyütür mü?
Fehim Taştekin | | Tem 8, 2020
al-monitor
Türkiye’nin döviz rezervi tahta bacaklı
Mustafa Sönmez | Türkiye ekonomisi | Tem 6, 2020
al-monitor
Türkiye’de Rusya’ya güven, ABD'ye güvensizlik azaldı
Ayla Ganioglu | | Haz 30, 2020