Türkiye'nin Nabzı

Türkiye’nin Öteki Müslümanları: Şiiler ve Aleviler

By
p
Article Summary
Türkiye’nin Öteki Müslümanları: Şiiler ve Aleviler

8 Eylül’de Ankara’nın fakir mahallerinden ‘Tuzluçayır’da cemevi-cami-aşevi yan yana’ isimli büyük bir projenin temeli atıldı.

Proje Fethullah Gülen Hareketi ve çok tanınan Alevi dedelerinden İzzettin Doğan ortaklığıyla yürütülüyor; ancak, kızgın halk sokak protestolarıyla projeyi istemediğini belli etti. Böyle cömert ve büyük boyutlu bir projenin bu fakir mahalle tarafından neden reddedildiğini merak edebilirsiniz.

Fethullah Gülen Hoca 3. Köprüye Yavuz Sultan Selim ismi verilmesinin yarattığı gerginlikten hemen sonra haziran ortasında bu fikrini Alevi-Sünni kardeşliği için dile getirmişti. Alevi dedelerinden Doğan da web sitesinde halkın bu projeye kucak açtığını yazdı; ancak proje başladığından beri Tuzluçayır’da protestolar durmadı.

Yurt içi ve dışındaki pek çok Alevi dernekleri bu projeye karşı olduklarını ifade eden bildiriler yayımladılar.

‘İkinci Alevi Açılımı’ olarak da adlandırılan bu girişim, Gülen Hareketi’nin Türkiye’yi demokratikleştirme çabaları arasında görülebilir.

Alevi ve Sünniler arasındaki diyalogu ve kardeşlik bağlarını güçlendirme amaçlı olabilir; ama neden böyle bir kardeşliği pekiştirme, barış getirme sürecine ihtiyaç duyuluyor? İşte bunu anlayabilmek için önce Türkiye’de dinin nasıl devlet içinde yönetildiğine bakmamız gerekir.

Türkiye ve din hakkında ilk duyduğunuz Türkiye’nin yüzde doksan dokuz Müslüman olduğudur. Yüzde biri ‘azınlık’ olarak görülen gayri-Müslimlerdir.

Şimdi bu belirsiz yüzde doksan dokuzun içinde kimler var? Laik Türkiye Cumhuriyetinin din ile ilgili işleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülmektedir.  Diyanet İşleri Başkanlığı, TC Başbakanlık bünyesinde çalışmaktadır. Oldukça güçlü bir birim olan Diyanet’in 2013 bütçesi toplam iç ve dışişleri bakanlıklarından fazla.

Diyanet İşleri Başkanlığının bazı görevleri camileri onarmak, bakımını yapmak, Türkiye içinde ve dışındaki imamların maaşları vermek olarak özetlenebilir. Tüm Türklerin vergileriyle ayakta duran bu kurum sadece bazı Türklere hizmet vermektedir. Yani adının belki diyanet işleri değil Sünni diyaneti işleri olması daha uygun olur. Türkiye’nin diğer Müslümanları olan Şiiler ve Aleviler bu kurumdan faydalanmamaktadırlar.

Türk Şiileri oldukça küçük bir grup ve kendi camilerini Diyanetten bağımsız yetişen imamları ile kendileri idare ediyorlar. Ehli Beyt Alimleri Derneği Başkanı Kadir Akaras Al Monitor’a şunları söyledi:

“Tüm Caferi âlimlerinin ortak kanaatine, dini inancına ve asırlardır süre gelen prensiplerine göre; din adamları kesinlikle otoriteye yani devlete bağlı olamaz, konjonktürün iradesi doğrultusunda asla hareket edemez dini konulardaki kararlarını tamamen bağımsız bir şekilde alır ve uygulamaya koyar. Bu önemli ilkeyi ve Diyanet İşleri Başkanlığının mevcut yapısını, mevzuat ve icraatını göz önüne aldığımız zaman Diyanet İşleri Başkanlığı çatısı altında bir yapılanmayı Caferi alimler asla düşünmemektedir; zira bu bir inancı başka bir inancın tahakkümüne vermek olur ki bu da din ve inanç özgürlüğü ilkesine aykırı düşer.”

Caferi grupların hemen hemen hiçbirisi Diyanet’ten ödenek almamakta ve bağımsız olabildikleri için huzurlu görünmekteler.

Aleviler ise daha büyük ve kendi içinde daha derin farklılıkları olan bir grup. ABD’nin uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu, Türkiye’deki Alevi nüfusu için 25 milyon, yani nüfusun yüzde 15-20sı olarak tahmin ederken, CHP için hazırlanan 2012 raporunda Alevi nüfusu yaklaşık 13 milyon olarak tespit edilmiştir.

Aleviler bu topraklarda yüzyıllardır ayrımcılık ve dışlanmışlık görmüş bir alt kültür olarak görülüyor. Elbette baskın Sünni kültür bu tarihi inatla reddediyor. Alevilerin bugüne kadar devletten talep olarak en çok dillendirdikleri aslında oldukça basit bir kaç kategori.

Öncelikle cemevlerinin ibadethane olarak görülmesi, bu resmi bir tanınma isteğinden doğuyor. Alevilerin birçoğu, çocuklarının zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını ve bazı Sünniler gibi, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını istiyor. Bu başkanlığın onların taleplerine hitap etmemesi en önemli neden. Alevilerin talepleri arasında hiçbirisi Sünni İslam’ın bir parçası olma çabası gözlemlenmiyor.

Tuzluçayır’a geri dönecek olursak, 2011 seçimlerinde AKP’nin yüzde ondan az oy aldığı mahallede doğmuş ve büyümüş, köşe yazarı Veli Bayrak yüzde sekseninin Alevi olduğu mahallede hem cemevi hem de cami bulunduğunu, Tuzluçayır’ın ‘cami-cemevi-aşevi’ projesine ihtiyaç duymadığını anlattı.

O zaman neden bu mahalle seçilmişti? Hubyar Sultan Alevi Kültür Merkezi Başkanı Ali Kenanoğlu, Al Monitor’e “biz ne camiye ne cemevine ne de bu ikisinin yan yana olmasına karşı değiliz, ancak cemevi camiye müştemilat değildir” dedi.

Tuzluçayır halkı da proje hakkında düşünceleri sorulduğunda TV’de şöyle cevaplar verdiler “bizim buna ihtiyacımız yok” “fabrika yapsınlar, iş yeri kurşunlar”, “bu projeyi Fatih’te yapsınlar” “cemaatin buraya gelmesini istemiyoruz.”

Bir çok Alevi bu projeyi kendi kültürlerini ötekileştirmek, onları asimile etmek ve Sünnileştirmek için başlatılmış bir proje olarak yorumluyor. Yıllardır Alevi köylerine kimsenin gitmediği camiler inşa eden hükümetlerin yarattığı bir kaygı elbette bu.

Protestolar devam ederken Başbakan Yardımcısı, Bekir Bozdağ basına bu projenin bir hükümet projesi olmadığını tamamıyla cemaatlerin işbirliğiyle yapıldığını tekrar açıkladı. Bunun hükümet dayatması olduğunu söylemek yanlıştır dedi. Ama Tuzluçayır halkı bu projede cemaatin ve hükümetin birlikte olduğuna inanıyor. Ayrıca burada sormamız gereken önemli bir soru da Gülen Hareketi (cemaat) ve hükümet arasındaki sürtüşmelerin sona ermekte olup olmadığıdır. Şu anda iki taraf anlaşıyor gözükmektedir. Bozdağ ayrıca bu projeye karşı çıkanların Aleviler değil, marjinal gruplar olduğunu açıkladı. Ayrıca beş ayrı ilde de aynı projenin planları kamuya duyuruldu.

Eski AKP Milletvekili ve Yenişafak gazetesi köşe yazarı, Süleyman Gündüz konuyla ilgili Al Monitor’a şunları ifade etti:

“Gezi ve Tuzluçayır olayları sadece Alevi eksende değerlendirilmemeli. Suriye sorunu ile ilgili oluşan iklim ve siyasi dil, Alevilerin bir kısmının bu olaylar içinde yer almasına neden olmuştur. Bu sorun özgürlüklerin artırılmasıyla aşılacak bir sorundur. Bundan anlaşılıyor ki Türkiye henüz özgürlükleri arzu edilen anlamda tabana yayamamıştır. Bununla ilgili de yeni anayasa çalışmaları yapılıyor.”

Gezi Parkı protestoların en yoğun olarak yaşandığı haziran ayı boyunca Tuzluçayır’ın merkezinde çadırlar kurulmuştu. Halk şarkılar, sloganlarla barışçıl bir şekilde Gezi Parkı’na destek verdi.

Bir Ankaralı olarak ben de Tuzluçayır’ın sadece ‘küçük Moskova’ olmadığını en iyi saz, ud çalanların, müzik aleti üreten ustaların orada olduğunu biliyorum.

Son ziyaretimde bir arkadaşımla buzuki tamiri için Tuzluçayır’a gittik. Sazı tamir eden usta bize çok güzel bir türkü öğretti, bu arada yanımıza gelen kızı “Alevilik türkülerle sınırlı değildir” dedi. Karpuz ve tavla yanında koyu bir sohbete daldık, devletin Alevileri sadece Türkiye mozaiğinin renkli bir parçası olarak görmesi ve dini kimliklerini yok sayması üzerine.

Haziran ayı boyunca Tuzluçayır’da polis müdahalesi olmadı, bu nedenle haberlerde değildi Tuzluçayır.

Şimdi tüm mahalle halkını zan altında bırakacak şekilde protestocuların hepsinin marjinaller, yasadışı örgüt üyelerini olduğunu söylemek adil midir? Aynı söylemler elbette ODTÜ protestoları ve başka yerler için de tekrarlanıyor. İstanbul’un çeşitli semtlerinde, özellikle Fatih’te, aylardır süren Mursi ve Mısır İhvanı ile dayanışma gösterileri var, polis müdahalesi hiç olmadı.

Oteki Müslümanların, dinsizlerin, solcuların, gaylerin, gayri-Müslimlerin ve diğer her grubunda aynı şekilde barışçı gösteri hakkı yok mu? Onlara karşı yapılan ayrımcılık, sadece vergi verdikleri halde temsil edilmedikleri devlet kurumları—Diyanet İşleri Başkanlığı—olması bile protesto için yeterli neden değil mi?

Diyanet artık tüm Türk halkını temsil edemiyor ve onların ihtiyaçlarına cevap veremiyor. Ya acilen köklü bir reform yaşaması ya da kaldırılması gerekmektedir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: sunnis, religion, gulen movement, alevis

Pınar Tremblay, UCLA'da siyaset bilimi dalında doktora adayı ve Pomona'daki Kaliforniya Politeknik Eyalet Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesidir. Tremblay’ın makaleleri, Hürriyet Daily News ve Today's Zaman azetelerinde de yayınlanmıştır. Twitter hesabı: @pinartremblay 

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept