Irak'ın Nabzı

Mezhepçilik Ortadoğu’da Medyaya Da Egemen Oluyor

By
p
Article Summary
Ortadoğu medyası, bölgeye dönük yayınlarında mezhepsel önyargılarla hareket ederken, Batı’ya yönelik İngilizce yayınlarında daha demokratik bir görüntüye bürünüyor.

Ortadoğu’daki mezhepsel çatışma, savaş alanında gördüklerimizden ibaret değildir. Medya ve eğlence sektöründe de perde arkasında bir muharebe söz konusu. Mezhepçi medyanın kavgası 20 yıldır sürüyor olsa da Suriye iç savaşıyla birlikte gerilim yeni bir seviyeye ulaştı.

Bölgedeki medya savaşı, İran, Suudi Arabistan ve Katar tarafından yürütülüyor. Üçü de habercilikte ve tarihi-dini yayınlarda benzer yöntemler kullanıyor ve aradaki fark sadece dini kimliklerinden kaynaklanıyor.

Ortadoğu medyasının çoğu, aynı anda iki farklı söylem üretiyor. Bunlardan biri Ortadoğu seyircisine yönelikken, diğeri bölge dışındaki seyirciyi hedefliyor.

Örneğin, El Cezire’nin Arapça ve İngilizce kanalları kıyaslandığında ya da İran’ın Farsça yayın yapan yerel kanallarıyla Alaam gibi Arapça veya Press TV gibi İngilizce yayın yapan kanalları yan yana konulduğunda, bu iki söylemin farkı açıkça ortaya çıkıyor. Yabancı kitleye seslenen kanalların söyleminde demokrasi ve insan haklarına önem veren genel bir vurgu görülüyor.

Aynı medya, yerel seyirciye yönelik içerik üretirken çok daha farklı bir ton kullanıyor. Bu ayrım, bölgedeki dinsel çatışmaların ateşine benzin döküyor. Örneğin, El Cezire’nin İngilizce kanalı, Suriye’deki gelişmeleri demokratik kaygı tonuyla yansıtırken, İran basını bu tarzı Bahreyn haberlerinde takınıyor. Oysa aynı medya kuruluşlarının yerel kollarına bakıldığında her ikisi de içerideki seyirciye çok daha farklı, daha radikal bir tonda sesleniyor.

İran medyası, Bahreyn’deki gösterileri Şii çoğunluğun despot Sünni azınlığa karşı başlattığı bir devrim olarak resmederken, Suriye’deki gösterileri Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın meşru yönetimine karşı küçük bir terörist grubun kalkışması olarak yansıtıyor. Öte yandan, İran karşıtı medya kuruluşları, Bahreyn’deki durumu İran bağlantılı zorba bir topluluk tarafından başlatılan ve hem Bahreyn’in birliğini hem Körfez bölgesinin genel çıkarlarını tehdit eden bir kalkışma olarak resmediyor. Aynı medya Suriye krizini ise İranlı, Lübnanlı ve Iraklı Şii teröristlerce desteklenen zalim Esad rejimine karşı çoğunluğun başlattığı bir devrim olarak yansıtıyor.

Bu medya savaşındaki haber dili, dinsel kavramlarla yoğuruluyor ve bu yolla iletilen üstü kapalı mesajlar, karşı tarafa saldırı amacı taşıyor.

Örneğin, İslam’ın Selefi yorumu köktendincilikle alakalı olmakla birlikte illa da terörizm anlamına gelmiyor. Ancak İran medyası bu iki olgu arasında bağ kuruyor ve İran’ın Sünni Suudi Arabistan rakibini terörist cephe olarak gösteriyor. Sünni medya ise İran ve İran’ın nüfuz alanında yer alan Irak, Suriye ve Lübnan bağlamında “Şii”, “Rafızi” ve “Alevi” gibi kavramlar kullanıyor.

Medya savaşının görsel boyutu da var. Sünni Arap medyası, Esad askerlerinin sivillere karşı işlediği suçları gösteren görüntülerle doluyken, Şii İran medyası da cihatçıların masum sivillere ve savaş tutsaklarına karşı işlediği suçların görüntülerine odaklanıyor.

İhtilafların uzayıp derinleşmesi, tüm kesimlerde aşırı eğilimlerin yükselmesine yol açtı. Karşı tarafın kutsallarına sövmek artık her iki tarafta da olağan ve yaygın hâle geldi.

Simge ve imgelerin ideolojik savaşında herkes tarihi saptırımlara başvurup çoktandır unutulmuş kan davalarıyla intikam hislerini diriltmeye çalışıyor. Bunun neticesinde her iki taraf da var gücüyle kendi anlayışının propagandasını yapan filmler ve televizyon dizileri üretiyor.

Geçmişte “Çağrı” gibi dini bakımdan birleştirici film ve diziler revaçtaydı. Aynı şekilde, İslam medeniyetinin şanlı geçmişini anlatan yapımlar rağbet görürdü, örneğin İran dizisi “İbni Sina” ve Arap dizisi “Ömer Hayyam” ya da Müslüman ülkelerin emperyalizm karşıtı devrimlerini anlatan “Çöl Aslanı” ve “Cezayir Savaşı” gibi filmler popüler oldurdu.

Günümüzde ise dini ayrışma ve çatışmayla öne çıkan tarihsel dönemler daha fazla ilgi çekiyor. İran tarafında, Şii anlayışıyla çekilen “İmam Ali”, “İmam Hasan” ve “İmam Rıza” gibi bir dizi yapım, Sünni inanç ve kutsallarını tenkit ediyor, dahası bunlarla alay ediyor. “Muhtarname” dizisi ise tarihsel ihtilafları açık açık günümüze taşıyor. Bu dizinin Irak’ta yayımlanması, ülkedeki Şii-Sünni çatışmasını fena halde körükledi.

İran Şii dizileri, Sünni cepheyi de kendi dizilerini çekmeye sevk etti. “Ömer Bin Hattab” ve “Hasan ve Hüseyin” gibi yapımlar bunların örnekleridir. Bu dizilerin özellikle ikincisi, erken İslam tarihinin en hassas dönemlerini ele alıp en tartışmalı olaylara odaklandığı gerekçesiyle sadece Şiilerin değil ılımlı Sünnilerin de eleştirisine hedef oldu.

Şii ve Sünni medyasının çektiği film ve diziler kıyaslandığında şunu görüyoruz ki her iki taraf da tarihi kendi penceresinden yansıtıyor ve bunu son derece mezhepçi ve düşmanca bir bakış açısıyla yapıyor. Yapımcılar tarihsel kaynaklardan işlerine gelen metinleri seçiyor, anlatıları saptırıyor ve bazen de ilgiyi artırmak için yeni karakter ve sahneler ekliyor.

Şii ve Sünni Müslümanların ortak tarihine odaklandığı için büyük rağbet gören Mustafa Akkad’ın “Çağrı” filmi gibi yapımların aksine, yeni diziler hem rakip kesimlerden hem de tarihçilerden ağır eleştiriler alıyor.

İran cephesi tüm bunlara ek olarak, erken İslam ve Şii tarihindeki İranlı şahsiyetlere odaklanıyor ve Sünni önderlerin olumsuz etkisini ön plana çıkarıyor. Buna karşılık öbür taraf da Sahabenin kimi mensuplarını yeren Şii bakış açısını zayıflatmak amacıyla Sahabenin arasında husumet ve ihtilaftan azade bir dostluk görüntüsü oluşturmaya çalışıyor. Bunun yanı sıra, ikinci halife Ömer Bin Hattab’ın katili Firuz gibi erken İslam tarihinin kimi olumsuz şahsiyetlerin İran kökenlerine vurgu yapmaya çalışıyor.

Ortadoğu halklarının tarihi, güçlü bir uyarıcı olmaya devam ediyor ve günümüz ihtilaflarıyla gelecekteki savaşların ateşine benzin sağlamaya devam ediyor. Ilımlı medyanın eksikliğinde yükselen mezhepçi propagandayla birlikte, katliamların ve kurbanların önümüzdeki yıllarda artması beklenebilir.

Ali Mamouri, dini konular üzerine uzmanlaşmış bir araştırmacı yazardır. Mamouri, İran ve Irak’ta dini okullarda ve ayrıca İran üniversitelerinde öğretmenlik yapmıştır. Yazarın dini konularda ve Ortadoğu’da toplumsal dönüşüm ve mezhepçilik üzerine yazdığı bir dizi makale, her iki ülkede yayımlanmıştır.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: western media, sectarianism, syrian civil war, syrian, sunni-shiite conflict, media in the arab world, media bias, media, bahraini crisis, arab media, arab

Ali Mamouri, Al-Monitor’un İran’ın Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Dini konular üzerine uzmanlaşmış bir araştırmacı yazar olan Mamouri, İran ve Irak’ta dini okullarda ve ayrıca İran üniversitelerinde eğitmenlik yapmıştır. Yazarın dini konularda ve Ortadoğu’da toplumsal dönüşüm ve mezhepçilik üzerine yazdığı bir dizi makale, her iki ülkede yayımlanmıştır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept